Kanser, küresel ve ulusal ölçekte morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenleri arasında yer almakta ve görülme sıklığına ilişkin öngörüler korunabilir risk faktörlerine yönelik önleyici tedbirlerin aciliyetini vurgulamaktadır. Birleşik Krallık'taki kanser vakalarının %37'sinden fazlası değiştirilebilir risk faktörlerine bağlanmakta ve beslenme, tütünden sonra en yüksek katkıyı sağlayan ikinci etken olarak öne çıkmaktadır. Hücresel, epigenetik ve metabolik süreçlerde besin maddelerinin oynadığı kritik rol moleküler araştırmalarla ortaya konmuş olsa da, bu bilginin günlük klinik pratiğe ve kamu politikalarına aktarılması aşamasında ciddi aksaklıklar yaşanmaktadır. Toplumda, klinik ortamda ve politika yapıcılar nezdinde diyetin kanser önleme ve hasta bakımındaki stratejik değeri halen yetersiz düzeyde fark edilmekte ve uygulanmaktadır.
Bu nitel derleme çalışması, beslenme ve kanser patojenezi arasındaki çok boyutlu etkileşimi kapsayıcı bir literatür senteziyle incelemeyi amaçlamaktadır. Yazar, kanser metabolizması (Warburg etkisi), nütrigenomik, epigenetik düzenlemeler, mikrobiyom etkileşimleri ve gıda antropolojisine dair güncel araştırmaları anlatısal bir yaklaşımla bir araya getirmiştir. Çalışmada ayrıca Birleşik Krallık sağlık sistemindeki tıp eğitimi, multidisipliner ekiplerde diyetisyenlerin varlığı, gıda güvensizliği ve Brexit sonrası değişen tarım ve gıda politikaları gibi kurumsal ve sosyoekonomik engeller analiz edilmiştir. Araştırma tasarımı ampirik bir veri toplama sürecinden ziyade, tematik olarak kategorize edilmiş çok disiplinli literatürün sentezlenmesine dayanmaktadır.
Sentezlenen bulgular, lifli gıdaların fermentasyonuyla üretilen kısa zincirli yağ asitlerinin tümör büyümesini baskıladığını ve bağırsak mikrobiyomu dengesinin bağışıklık yanıtını güçlendirdiğini göstermektedir. Buna karşılık, yüksek yağlı ve işlenmiş gıdaların kanser riskini artıran metabolitleri teşvik ettiği ve DNA hipermetilasyonunun tümör baskılayıcı genleri susturduğu tespit edilmiştir. Klinik boyutta ise Birleşik Krallık'taki tıp öğrencilerinin ve hekimlerin %70'inden fazlasının bir yılda 2 saatten az beslenme eğitimi aldığı ve doktorların yalnızca %26'sının bu konuda kendini yeterli hissettiği anlaşılmıştır. Ayrıca kanser atlatıcılarının %89'u beslenmeyi tedavinin çok önemli bir parçası olarak görmesine rağmen, yalnızca %39'unun resmi bir diyetisyen desteğine erişebildiği belirlenmiştir.
Elde edilen sonuçlar, beslenmenin kanıta dayalı medikal tedavilerin ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının ayrılmaz bir tamamlayıcısı olduğunu kanıtlamaktadır. Yazar, genel geçer beslenme tavsiyelerinin ötesine geçilerek genetik, epigenetik ve mikrobiyom verilerini birleştiren yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş beslenme modellerine geçilmesi gerektiğini tartışmaktadır. Diyetisyenlerin multidisipliner kanser bakım ekiplerine sistemli bir şekilde dahil edilmesi, sağlık çalışanlarının müfredatına beslenme eğitiminin eklenmesi ve gıda güvensizliğiyle mücadele eden kamu politikalarının yürürlüğe girmesi önerilmektedir. Bu derleme, Türk literatüründe kanser epidemiyolojisi ve beslenme politikaları üzerine çalışan araştırmacılara klinik ve kamusal stratejiler geliştirmede rehberlik edecek niteliktedir.
01Birlesik Krallik genelindeki kanser olgularinin yuzde 37'sinden fazlasi değiştirilebilir risk faktorlerine bağlıdir ve diyet, tutun kullaniminin ardindan en kritik ikinci risk faktorunu oluşturmaktadir(Britten & Tosi, 2024, s. 2).
02Nutrigenomik veriler, MTHFR geni C677T polimorfizmini homozigot tasiyan bireylerin, folat ve alkol tuketimi düşük diyetlerle kolorektal kanser riskini azaltabildigini ortaya koymaktadir(Britten & Tosi, 2024, s. 2).
03Kanser tanisi alan hastalarin yaklaşik yarisi, tedavi sonuçlarını iyilestermek ve hastaligin nuksetmesini onlemek amaciyla kendi kararlariyla beslenme düzenlerinde değişiklige gitmektedir(Britten & Tosi, 2024, s. 2).
04Birlesik Krallik'ta kanser sonrasi hayatta kalan bireylerin yuzde 89'u beslenmeyi bakim süreçinin cok onemli bir bileseni gormesine ragmen, sadece yuzde 39'u profesyonel diyetisyen destegi alabilmektedir(Britten & Tosi, 2024, s. 7).