Küreselleşen iş dünyasında kurumsal itibar, işletmelerin piyasadaki konumunu belirleyen ve rekabet avantajı yaratan en kritik soyut varlıkların başında gelmektedir. Tarihsel süreçte bireyler arası ilişkilerde güven unsuru olarak öne çıkan itibar kavramı, modern yönetim anlayışında halkla ilişkiler ve iletişim disiplinlerinin gelişimiyle birlikte şirketlerin stratejik odak noktasına yerleşmiştir. Literatürde itibar yönetimi ile marka değeri ve hissedar değeri arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu öne süren çok sayıda çalışma mevcuttur. Bu çalışma, söz konusu teorik arka planı temel alarak şirketlerin itibar yönetiminin finansal sonuçlara yansıma biçimini incelemekte ve kurumsal iletişim ile finans disiplinleri arasındaki köprüyü ampirik verilerle güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Araştırmanın ana amacını gerçekleştirmek üzere Thomson Reuters EIKON veritabanından ve Interbrand marka değerleri verilerinden yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında toplam 147 şirkete ait hisse senedi fiyatları, satış gelirleri, FAVÖK ve piyasa-defter değeri bilgileri ISIN kodları bazında derlenmiştir. Veri eksiklikleri ve yeni eklenen şirketler nedeniyle analiz edilen örneklem büyüklüğü yıllara göre değişiklik göstermiş olup, 2010 ile 2020 yılları arasındaki dönemi kapsayan 627 gözlem içeren panel veri seti istatistiksel analizler için hazırlanmıştır. Yöntemsel olarak hissedar değerini temsil eden logaritmize edilmiş yıllık hisse senedi getirisi bağımlı değişken olarak belirlenirken, itibarın vekili olan marka değeri değişimi bağımsız değişken olarak konumlandırılmıştır. Ayrıca kârlılığı temsil eden FAVÖK marjı ve piyasa-defter oranı çok değişkenli regresyon modellerine eklenmiştir.
Elde edilen ampirik bulgular, itibar ile hissedar değeri arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Tek değişkenli regresyon analizinde, marka değeri değişiminin hissedar değerindeki değişimi yaklaşık yüzde 10 düzeyinde düzelttilmiş R-kare değeriyle açıkladığı belirlenmiştir. Genişletilen çok değişkenli regresyon modelinde ise marka değeri getirisi ve FAVÖK marjının hissedar değeri üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğu saptanırken, modelin açıklama gücünün sınırlı ölçüde arttığı görülmüştür. Korelasyon matrisi sonuçları da değişkenler arasındaki ilişkilerin yönünü teyit etmiş, özellikle FAVÖK marjının hem hisse senedi getirisi hem de marka değeri getirisi ile pozitif bir ilişki sergilediğini ortaya koymuştur.
Sonuç bölümünde yazar, elde edilen bulguların itibar yönetiminin kurumsal yönetim stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınması gerekliliğini net bir şekilde gösterdiğini vurgulamaktadır. Çalışma, itibarın yalnızca iletişimsel bir unsur olmadığını, aynı zamanda hissedar değerini doğrudan etkileyen finansal bir boyuta sahip olduğunu ampirik olarak kanıtlamaktadır. Literatür taraması bağlamında bu araştırma, önceki teorik kabulleri ve az sayıdaki ampirik çalışmayı geniş bir şirket örneklemi ve güncel panel verilerle destekleyerek katkı sunmaktadır. Elde edilen bulgular, şirket yöneticilerinin itibar yatırımlarını finansal performans göstergeleriyle ilişkilendirmesi açısından somut bir zemin sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal çerçevesi, itibarın işletmelerin en önemli soyut varlığı ve şerefiye bileşeni olduğu kabulüne dayanmaktadır. Kurumsal itibar, paydaşların geçmiş, şimdiki ve gelecekteki izlenimlerinin bütünü olarak tanımlanmakta ve Interbrand marka değerleme modeli temelinde finansal analizler ile desteklenmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma, Fombrun ve Shanley'nin öncülük ettiği itibar araştırmalarını, Hall'un soyut varlıklar teorisini ve Interbrand ile Londra İşletme Okulu tarafından geliştirilen marka değerleme modellerini ele almaktadır. Ayrıca Harjoto ve arkadaşları ile Tischer ve Hildebrandt'ın kurumsal itibar ile hisse senedi getiri oranları arasındaki ilişkileri inceleyen ampirik çalışmalarına odaklanmaktadır.