Gelişmiş liberal yönetim biçimlerinin bir uzantısı olarak toplumsal sorunların piyasa mekanizmaları aracılığıyla çözülmesi eğilimi, gıda sistemlerinde de köklü bir dönüşüme yol açmıştır. Bu dönüşümün merkezinde, devletin düzenleyici ve denetleyici rollerinden aşamalı olarak çekilerek sorumluluğu bireysel aktörlere devrettiği neoliberal bir yönetimsellik modeli yer almaktadır. Literatürde sosyal girişimcilik olarak adlandırılan bu olgu, toplumsal fayda ile kâr güdüsünü sentezleme vaadiyle sunulmakta ve sıklıkla eleştiriden muaf tutulmaktadır. Ancak ünlü şeflerin ve gıda aktivistlerinin medya aracılığıyla birer toplumsal kurtarıcı olarak sunulması, gıda üretim ve tüketim ilişkilerindeki sistematik eşitsizlikleri ve sömürü mekanizmalarını görünmez kılmaktadır. Bu bağlamda, medyanın bu mitolojik figürleri inşa etme biçimlerinin ve bu anlatıların gıda sektöründeki kapitalist ilişkileri nasıl meşrulaştırdığının eleştirel bir yaklaşımla incelenmesi, alanın en temel sorunsallarından birini oluşturmaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, Danimarka gıda sektörünün en etkili figürlerinden biri, Yeni Nordik Mutfağının kurucusu ve ünlü restoran Noma'nın ortağı Claus Meyer üzerinden, medyanın sosyal girişimcilik anlatılarını nasıl kurguladığını eleştirel bir biçimde çözümlemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden biri olan eleştirel söylem analizi benimsenmiş ve ampirik malzeme olarak Danimarka'nın önde gelen beş ulusal gazetesinde 2010 ile 2018 yılları arasında yayımlanan 1200'ü aşkın haber, biyografik portre ve röportaj incelenmiştir. Araştırmacılar, medyanın Meyer'i geleneksel endüstriyel gıda sistemine karşı mücadele eden "küçük adam" olarak konumlandırma stratejilerini analiz etmek için Pascal Dey ve Chris Steyaert'in neoliberal piyasalaşma kuramından ve Max Weber'in karizmatik liderlik kavramsallaştırmasından yararlanmıştır. Medya metinlerinin derinlemesine incelenmesiyle, kamusal beklentilerin gıda girişimciliği üzerinden nasıl şekillendirildiği ve pazar odaklı çözümlerin nasıl kutsandığı ortaya konmuştur.
Analiz bulguları, Danimarka basınının Claus Meyer'i üç ana tema etrafında mitolojik bir kahraman olarak inşa ettiğini göstermektedir. İlk olarak, Meyer'in zorlu bir çocukluktan gastronomi zirvesine yükselişini anlatan kişisel dönüşüm öyküsü, bireysel iradeyi yücelten bir başarı miti olarak kurgulanmıştır. İkinci olarak, medyada dinsel ve manevi alegoriler sıklıkla kullanılarak Meyer, Yeni Nordik hareketinin adeta bir "başrahibi" ya da dünyevi çıkarlardan arınmış karizmatik bir önder gibi resmedilmiştir. Son olarak yazarın parayla olan ilişkisi, zenginliğe karşı duyduğu iddia edilen küçümseme ve kâr amacı gütmeme söylemi üzerinden ahlaki bir boyuta taşınmıştır. Ancak bu anlatılar, Meyer'in devlet fonlarından aldığı devasa finansal destekleri, çok uluslu tarım-gıda tekelleriyle kurduğu yakın ortaklıkları ve şirketlerinde yaşanan sendikal hak ihlalleri ile gıda güvenliği skandallarını tamamen perdelemiştir. Medyanın yarattığı bu "Teflon" marka imajı, Meyer'in şirketini Jersey Adaları merkezli bir vergi cennetiyle ilişkili özel sermaye fonuna satmasını engelleyememiş, aksine bu satışta markanın değerini artıran en önemli PR unsuru olmuştur.
Araştırmanın tartışma ve sonuç kısmında, medyanın sosyal girişimci figürüne yönelik bu eleştirisiz hayranlığının, aslında toplumun piyasalaşma sürecini hızlandıran hegemonik bir araç işlevi gördüğü vurgulanmaktadır. Yazarlar, elde ettikleri bulguları moral girişimcilik ve ünlü şef kültürüne odaklanan mevcut literatürle ilişkilendirerek, alternatif gıda hareketlerinin kapitalist üretim ilişkilerini dönüştürmek bir yana, onları estetize ederek yeniden ürettiğini savunmaktadır. Bu çalışma, Yeni Nordik Mutfağı gibi küresel ölçekte takdir gören alternatif gıda modellerinin ardındaki devlet-sermaye-medya ittifakını deşifre etmesi bakımından literatüre özgün ve eleştirel bir katkı sunmaktadır. Türkiye'deki yerel gıda hareketleri, coğrafi işaretleme çalışmaları ve gastronomi turizmi alanında tez hazırlayan araştırmacılar için bu çalışma; pazar odaklı sürdürülebilirlik söylemlerinin göründüğünün aksine hegemonik neoliberal politikaların birer taşıyıcısı olabileceğini göstererek, analizlerine eleştirel bir derinlik kazandırmaları adına kuramsal ve yöntemsel bir rehber niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Araştırma, Pascal Dey ve Chris Steyaert'ın neoliberal yönetimsellik ve toplumsalın piyasalaşması kuramlarına dayanmaktadır. Bu çerçevede, sosyal girişimci figürü, toplumsal sorunları bireyselleştiren ve devleti doğrudan düzenleme sorumluluğundan kurtaran bir denetim teknolojisi olarak konumlandırılır. Ayrıca Max Weber'in karizmatik liderlik ve karizmanın ekonomik çıkarları reddetmesi kavramları üzerinden medya anlatılarındaki ahlaki ve manevi söylemler çözümlenmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma; alternatif gıda politikaları, moral girişimcilik, ünlü şef kültürü ve gıda sistemlerindeki piyasalaşma süreçlerini ele alan eleştirel gıda çalışmaları literatürüne odaklanmaktadır. Özellikle Jamie Oliver ve benzeri şeflerin ahlaki sorumluluk söylemlerini inceleyen Hollows ve Jones gibi yazarların çalışmaları ile sosyal girişimciliğin bir alan işgali olarak neoliberalleşmesini ele alan eleştirel sosyal bilimler literatürüyle doğrudan diyalog kurulmaktadır.