Doğal afetler ve kamu sağlığı krizleri sırasında dijital platformların rolü giderek artarken TikTok, kısa biçimli video formatı ve algoritmik yapısıyla kriz iletişiminde merkezi bir konuma gelmiştir. Geleneksel medya kanallarının aksine, kullanıcı kaynaklı içeriklerin ön plana çıktığı bu platform, afet anında gerçek zamanlı bilgi akışı sağlarken aynı zamanda duygusal bağ ve toplumsal dayanışma ağlarının kurulmasına aracılık etmektedir. Ancak bu mecradaki kriz odaklı söylemlerin nasıl yapılandığı ve dezenformasyonun bu süreçteki yayılım dinamikleri üzerine yapılan ampirik çalışmaların kısıtlılığı, kriz yönetim stratejilerinin optimize edilmesi önünde bir engel teşkil etmektedir. Bu bağlamda makale, afet sonrası müdahale ve iyileşme süreçlerinde TikTok'un işlevselliğini sörgülayarak alan yazındaki bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.
Araştırmanın temel amacı, Sosyal Aracılı Kriz İletişimi teorisi ışığında 2023 Maui orman yangınlarına dair TikTok içeriklerinin kamuoyu etkileşimini nasıl şekillendirdiğini çözümlemektir. Bu doğrultuda 8 Ağustos 2023 ile 9 Ağustos 2024 tarihleri arasındaki bir yıllık süreci kapsayan 275 özgün gönderi, tematik doygunluk ilkesine dayanılarak analiz edilmiştir. İçerikler; afet anı, hemen sonrası ve uzun vadeli iyileşme olmak üzere üç döneme ayrılarak iki bağımsız araştırmacı tarafından kodlanmış ve yüksek bir gruplar arası güvenilirlik düzeyine ulaşılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, beğeni ve paylaşım sayıları gibi etkileşim metrikleri ile video uzunluğu, müzik kullanımı, içerik temaları ve etiket grupları arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla çok değişkenli doğrusal regresyon modellerinden yararlanılmıştır.
Analiz sonuçları, en yüksek etkileşim oranlarının yangınların meydana geldiği kriz evresinde gerçekleştiğini ve zaman ilerledikçe toplumsal ilginin belirgin şekilde azaldığını ortaya koymaktadır. Etki ve Hasar ile Kişisel Anlatılar temalı videoların görsel derinliği ve duygusal ağırlığı sayesinde izleyicilerle en güçlü bağı kurduğu, buna karşın Hükümet ve Politika Yanıtları gibi daha teknik konuların nispeten düşük etkileşim aldığı görülmüştür. Dikkat çekici bir bulgu olarak, dezenformasyon ve sahte haber içeren gönderilerin paylaşım başına en yüksek katsayıya sahip olması, yanlış bilginin kriz anlarındaki viralliğini kanıtlamaktadır. Ayrıca turizm etkileri ve yardım çabaları gibi temaların da kullanıcılar nezdinde yüksek karşılık bulduğu, video uzunluğu ile etkileşim arasında ise azalan getiriler yasasına uygun bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Çalışmanın sonuçları, acil durum yönetimi ve kamu sağlığı yetkililerinin sosyal medya stratejilerini geliştirirken sadece bilgilendirici içeriklere değil, aynı zamanda duygusal rezonans sağlayan anlatılara odaklanmaları gerektiğini göstermektedir. TikTok'un hem kritik güncellemeleri yayma hem de dezenformasyonu büyütme potansiyeli, stratejik içerik moderasyonunun ve kanıta dayalı mesajlaşmanın önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Literatür açısından bu araştırma, SMCC teorisinin kısa video formatındaki platformlara uygulanabilirliğini test ederek kriz iletişiminin zamansal evrimine dair somut veriler sunmaktadır. Bu bulgular, gelecek afetlerde toplumsal dirençliliğin artırılması ve dijital kriz yönetimi protokollerinin sosyal medya platformlarının özgün etkileşim dinamiklerine göre yeniden yapılandırılması için akademik ve pratik bir zemin oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Araştırma, kriz durumlarında bireylerin dijital ortamlarda nasıl bilgi aradığını, paylaştığını ve tepki verdiğini açıklayan Sosyal Aracılı Kriz İletişimi (SMCC) teorisi üzerine inşa edilmiştir. Teori; talimat verici, uyum sağlayıcı ve destekleyici mesaj türlerinin etkileşim üzerindeki farklı etkilerini analiz etmek için kullanılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma; TikTok'un halk sağlığı ve iklim değişikliği iletişimindeki artan rolü, COVID-19 pandemisi sırasında resmi makamların platformu kullanımı ve afet yönetimi bağlamında sosyal medyanın kurumsal olmayan, kullanıcı kaynaklı içerikler üzerindeki etkisi literatürüne odaklanmaktadır. Ayrıca kriz anlarında görsel anlatıların duygusal etkisi ve dezenformasyonun viralliği üzerine yapılan tartışmalara katkı sunmaktadır.