Dünya ekonomisinde ülkelerin refah düzeyleri ve büyüme hızları, ürettikleri ürünlerin niteliği ve çeşitliliği ile yakından ilişkilidir. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki temel makas, yüksek gelirli ekonomilerin üretim süreçlerinde çok çeşitli yetenekleri bir araya getirerek karmaşık ürünler ortaya koyabilmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye gibi orta gelir seviyesinde bulunan ülkelerin yüksek gelir düzeyine erişmesi, ihracat kompozisyonunu katma değeri yüksek karmaşık ürünlere doğru dönüştürmesinden geçmektedir. Ancak Türkiye'nin küresel ticaret ağlarında ekonomik karmaşıklık sıralamasında arzulanan atılımı gerçekleştirememesi ve son yirmi yılda benzer sıralamalarda kalmesi, üretim yapısındaki dönüşümün önündeki engellerin ve teşvik politikalarının etkinliğinin incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmada, karmaşıklık ve çeşitlilik kavramları temel alınarak Türkiye'nin 1995 ve 2015 yılları arasındaki ihracat kompozisyonundaki yapısal değişim ve bu değişimin uygulanan teşvik politikalarıyla olan ilintisi incelenmiştir. Araştırmada yöntem olarak, Hidalgo ve Hausmann tarafından geliştirilen yansımalar metodu ve ürün uzayı analizi kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler Comtrade veri tabanından elde edilen ve SITC Rev.4 sınıflamasına tabi olan 775 ürün, benzer yetenekler gerektiren 35 topluluğa ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, her ürün için hesaplanan ürün karmaşıklık endeksi ile ülkelerin rekabet güçlerini yansıtan açıklamalı karşılaştırmalı üstünlük endeksleri hesaplanmış, böylece yirmi yıllık dönemdeki yapısal dönüşümün seyri nicel olarak ortaya konulmuştur.
Araştırma bulguları, Türkiye'nin son yirmi yılda ihracat kompozisyonunda giysi ve tekstil gibi düşük karmaşıklıktaki sektörlerden makine gibi orta-yüksek karmaşıklıktaki sektörlere doğru kayda değer bir sıçrama gerçekleştirdiğini göstermektedir. 1995 yılında en büyük paya sahip olan giysi sektörü liderliğini 2015 yılında makine sektörüne devretmiştir. Ancak bu dönüşüme rağmen, Türkiye'nin en çok rekabet üstünlüğü kazandığı 14 ürünün genel olarak düşük karmaşıklığa sahip, üretimi sıradan yetenekler gerektiren ürünler olduğu saptanmıştır. Ayrıca, en yüksek karmaşıklık derecesine sahip kimyasallar, sağlık ürünleri ve elektronik gibi kritik topluluklarda Türkiye'nin küresel ihracat çeşitliliği son derece sınırlı kalmış ve bu alanlarda yeterli yapısal çeşitlenme sağlanamamıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmında, Türkiye'nin karmaşık ve yüksek katma değerli ürünlere doğru yapısal dönüşümü gerçekleştirememesinde, 1995 yılı sonrasında uygulanan teşvik politikalarının rolü vurgulanmaktadır. Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ve Avrupa Birliği Gümrük Birliği anlaşması sonrasında seçici sektörel teşvik politikalarını terk ederek bölgesel ve yatay teşviklere yönelmesi, yüksek teknoloji gerektiren öncelikli sektörlerin desteklenmesini engellemiştir. Yazar, 2012 yılında yürürlüğe giren yeni teşvik sistemi ile sektörel seçiciliğe geri dönülmeye çalışılsa da, uluslararası taahhütler ve ticari korumacılık önlemlerinin eksikliği nedeniyle bu politikaların karmaşık ürün üretiminde radikal bir dönüşüm yaratmasının zor olduğunu iddia etmekte ve literatürdeki kalkınmacı devlet tezlerini desteklemektedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Hidalgo ve Hausmann (2009) tarafından geliştirilen 'Ekonomik Karmaşıklık Teorisi' (Economic Complexity Theory) ve 'Ürün Uzayı' (Product Space) yaklaşımına dayanmaktadır. Bu kuramsal çerçevede ülkelerin üretim yetenekleri lego parçalarına benzetilmekte; ne kadar çeşitli ve nadir yeteneğe (kabiliyet lego parçalarına) sahip olunursa, o kadar karmaşık ve katma değerli ürünler üretilebileceği savunulmaktadır. Gelişmişlik, sadece çok sayıda ürün üretmek değil, diğer ülkelerin kolayca üretemediği karmaşık süreçler gerektiren ürünleri ihraç edebilme becerisi ile tanımlanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Hausmann, Hwang ve Rodrik (2007) ile Saviotti ve Frenken (2008) gibi yazarların ihracat kalitesi ve ekonomik performans ilişkisini ele alan çalışmaları ile Hidalgo ve Hausmann (2009) öncülüğündeki ekonomik karmaşıklık literatürünü adreslemektedir. Ayrıca, kalkınmada devlet müdahalesini ve seçici sektörel politikaları vurgulayan Amsden (2001, 2007), Wade (1990) ve Bardhan (2016) gibi yazarların kalkınmacı devlet kuramları ile Türkiye'deki yatırım teşviklerinin etkinliğini sörgülayan yerli literatür (Yavan, 2011; Eser, 2011; Ersel & Filiztekin, 2008; Yanıkkaya & Karaboğa, 2017) kapsamlı biçimde tartışmaya dahil edilmiştir.