İnceleme özeti
Çağdaş görsel ve işitsel kültür çalışmalarında ses, teknik veya anlatısal bir arka plan ögesi olmanın ötesine geçerek hafızanın, toplumsal travmanın ve manevi kimliğin taşındığı temel bir alan olarak değerlendirilmektedir. Malezya Çin sineması bağlamında 13 Mayıs 1969 ırk çatışmaları gibi resmi tarihte unutturulmaya ve bastırılmaya çalışılan toplumsal kırılmalar, görsel anlatının sansür ve tabulardan dolayı sınırlandığı noktalarda işitsel kanallar aracılığıyla duyulur kılınmaktadır. Dini ritüeller, opera performansları, doğa sesleri ve hayalet seslerinden oluşan katmanlı ses peyzajı, kolektif yas süreçlerini ve estetik direnişi şekillendiren manevi bir boyut sunmaktadır.
Bu araştırma, Chong Keat Aun imzalı Midsummer'da Kar (2023) filmini temel alarak dini ve ritüel seslerin tarihsel travmanın aktarımındaki işlevini çözümlemeyi hedeflemektedir. Çalışmada sese odaklı yakın metin analizi yöntemi benimsenmiş; filmdeki işitsel olaylar zaman kodlarıyla sistematik biçimde arşivlenerek dini/ritüel sesler, spektral/hayaletimsi sesler ve çevresel/doğal sesler şeklinde kategorize edilmiştir. Elde edilen veriler, semiyotik ve bağlamsal analiz adımlarıyla incelenmiş, Malayca tarihsel kaynaklar ile travma ve ses antropolojisi kuramlarıyla harmanlanmıştır.
Çözümleme sonuçları; filmde yer alan ezan, Budist çanları, Taoist arınma ritüelleri ve Çin operası performanslarının yalnızca çok kültürlü bir dekor işlevi görmediğini, aksine politik bellek kaybına direnen yetkili bir çapraz-kültürel akustik mekan yarattığını göstermektedir. Geliştirme projelerinin mekanik gürültüsü ile ritüel seslerinin çatışması, devlet destekli unutturma politikalarını simgelerken; spektral sesler ve travmatik dinleme pratikleri, ölenlerin sesini Malezya'nın postkolonyal ses peyzajında yeniden çınlatmakta ve yas tutma sürecini etik bir şahitliğe dönüştürmektedir.
Elde edilen bulgular, sinematik sesin yalnızca bir atmosfer yaratma aracı olmadığını, politik unutturmaya karşı bir karşı-arşiv ve etik dinleme alanı inşa ettiğini doğrulamaktadır. Çalışma, Güneydoğu Asya Sinofon sineması ve postkolonyal ses çalışmaları literatürüne, dini ve senkretik seslerin travmayla yüzleşmede nasıl dönüştürücü bir rol oynadığını göstererek somut bir teorik ve yöntemsel katkı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma; Marianne Hirsch'ün 'kuşaklararası hafıza / postmemory' kuramını, Dori Laub'un 'travmatik dinleme' yaklaşımını, Tan Sooi Beng'in Malezya müziğindeki sömürgesizleştirilmiş ve senkretik ses peyzajı kuramını, Jacques Derrida'nın 'musallat bilim / hauntology' kavramını ve geleneksel Malay müzik teorisindeki 'bunyi alam' (doğal/evrensel sesler) anlayışını disiplinlerarası bir çerçevede bir araya getirmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale; Murray Schafer ve Guy L. Beck'in kutsal ses ve ses peyzajı çalışmaları, Birgit Meyer'in duyusal formlar teorisi, Steven Feld'in akustik epistemolojisi, Brandon LaBelle'in işitsel bölgeler yaklaşımı, Charles Hirschkind'in etik ses peyzajı kavramsallaştırması ve Michel-Rolph Trouillot'nun geçmişin susturulması üzerine geliştirdiği tarihsel silme literatürü ile doğrudan diyalog kurmaktadır.
Yöntem ve araştırma tasarımı
Araştırmanın amacı
Bu çalışma, Malezyalı Çinli yönetmen Chong Keat Aun'un Midsummer'da Kar (2023) filminde dini ve ritüel ses peyzajlarının tarihsel travmaya, kolektif hafızaya ve manevi mekan inşasına nasıl aracılık ettiğini nitel ve sese dayalı yakın metin çözümlemesiyle incelemeyi amaçlamaktadır (Jiang & Suboh, 2025).
Yöntem ve yaklaşım
Bu çalışmada, Chong Keat Aun'un Midsummer'da Kar (2023) filmindeki işitsel olayların zaman kodlarıyla arşivlendiği, dini, hayaletimsi ve çevresel kategorilere ayrılarak göstergebilimsel ve bağlamsal analizle incelendiği nitel film çözümlemesi yaklaşımı benimsenmiştir (Jiang & Suboh, 2025).
- Evren veya inceleme alanı
- Malezya Çin sineması ve 13 Mayıs 1969 Olayı'nı konu edinen sinematik ve kültürel metinler derlemi.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Chong Keat Aun tarafından yönetilen Snow in Midsummer (Midsummer'da Kar, 2023) filmi.
- Veri toplama süreci
- Filmdeki işitsel ögelerin zaman kodlarına göre sistematik not edilmesi, kategorilere ayrılması ve Malayca tarihsel belgelerle eşleştirilmesi.
- Veri analiz yöntemi
- Travma çalışmaları, ses antropolojisi ve dini estetik kuramlarından yararlanılarak yapılan disiplinlerarası göstergebilimsel ve bağlamsal film analizi.
dini ses peyzajitravmatik dinlemeritüel akustigihayalet sesart hafizasenkretik maneviyat
Tartışma ve sonuç
İncelenen çalışmada ortaya konan bulgular, Chong Keat Aun'un sinematik evreninde sesin yalnızca görsel anlatıyı destekleyen ikincil bir araç olmadığını, aksine politik ve dini hafızayı aktif biçimde kuran bir özne olarak işlev gördüğünü kanıtlamaktadır.
Yazarlar, sinema filmindeki işitsel katmanların resmi tarih anlatıları tarafından bastırılan veya üstü örtülen toplumsal travmaları su yüzüne çıkaran duyusal bir aracı olduğunu ve dini ritüel seslerinin bu süreçte manevi bir arındırma işlevi üstlendiğini ifade etmektedir.
Elde edilen sonuçlar, Tan Sooi Beng'in senkretik müzik yaklaşımı ve Marianne Hirsch'in art hafıza kavramı çerçevesinde değerlendirilerek, postkolonyal Malezya toplumunda ses peyzajlarının etnik sınırları aşan ve alternatif bir kamusal alan oluşturan gücüyle ilişkilendirilmektedir.
Sonuç olarak çalışma, nitel film çözümlemesinde ses antropolojisi ve travma çalışmalarının bütünleştirilmesinin, Sinofon Güneydoğu Asya sinemasındaki bastırılmış seslerin ve kolektif yas süreçlerinin anlaşılmasında kritik bir yöntemsel katkı sağladığını göstermektedir.
Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması
Yazarlar, Batı merkezli ses peyzajı kuramlarının Güneydoğu Asya'daki senkretik dini deneyimleri açıklamada yetersiz kaldığını vurgulayarak, Tan Sooi Beng ve Patricia Matusky'nin Malezya müzik geleneklerindeki senkretik yapı kavramına başvurmakta ve filmin çok etnikli işitsel dokusunu bu yerel kuramsal çerçeveyle çözümlemektedir (Jiang & Suboh, 2025).
Çalışmada, Marianne Hirsch'in art hafıza (postmemory) kuramı kullanılarak, 13 Mayıs Olayı'nı doğrudan tecrübe etmeyen kuşakların tarihsel travmayı görsel ve işitsel imgeler aracılığıyla nasıl devraldığı gösterilmekte ve filmin ses tasarımının travmayı işitilebilir kılan bir işlev üstlendiği savunulmaktadır (Jiang & Suboh, 2025).
Yazarlar, Dori Laub'un travmatik dinleme ve görünmeyen ama işitilen ses kavramlarına dayanarak, filmdeki hayaletimsi seslerin ve fısıltıların söze dökülemeyen tarihsel acıları dışavuran birer travma yankısı işlevi gördüğünü belirtmektedir (Jiang & Suboh, 2025).
Yazarların ulaştığı sonuç
Snow in Midsummer filmi, dini, ritüelistik ve çevresel ses ögelerini bir araya getirerek postkolonyal Malezya'da bellek politikasına ve tarihsel travmaya müdahale eden çok katmanlı bir sesli karşı-arşiv oluşturmaktadır. Film, izleyiciyi ve ana karakteri travmatik dinleme ilişkisine davet ederek, görsel temsilin ötesinde manevi ve politik bir tanıklık alanı sunmakta ve silinen geçmişin seslerini kolektif bilince yeniden dahil etmektedir (Jiang & Suboh, 2025).
Literatürdeki yeri
Bu çalışma, sinema çalışmalarında sesin genellikle görselin gerisinde kalan ikincil konumunu tersine çevirerek, sesi tarihsel travmanın ve dini kimliğin temel inşa edici unsuru olarak konumlandırmaktadır. Malezya'nın 13 Mayıs 1969 olayları gibi tabulaşmış ve resmi tarih anlatısında silinmiş bir travmasını, 'travmatik dinleme' ve 'ses peyzajı' kavramları üzerinden ele alarak literatürdeki boşluğu doldurmaktadır. Çalışma, yalnızca film analizi yapmakla kalmayıp, sesin bir 'karşı-arşiv' olarak nasıl işlev görebileceğini kuramsal bir çerçeveyle sunmaktadır. Dini ritüellerin işitsel boyutunu, politik unutturmaya karşı bir direnç alanı olarak tanımlayarak, Sinofon Güneydoğu Asya sineması araştırmalarına yöntemsel bir derinlik kazandırmaktadır.
Yazarlar, R. Murray Schafer'in ses peyzajı kuramı ve Steven Feld'in akustemoloji yaklaşımı gibi Batılı teorik temellerden yararlanırken, bu kuramları Malezya'nın yerel gerçeklikleriyle harmanlayarak postkolonyal bir süzgeçten geçirmektedir. Tan Sooi Beng'in Malezya müzik gelenekleri ve senkretik yapılar üzerine yaptığı çalışmalarla doğrudan bağ kuran makale, bu çalışmaları sinematik bir analiz düzlemine taşımaktadır. Marianne Hirsch'in 'art hafıza' ve Dori Laub'un 'travmatik dinleme' kavramlarını dini seslerle ilişkilendirerek, travmanın yalnızca görsel veya metinsel değil, duyusal ve işitsel bir miras olduğunu savunmaktadır. Bu yönüyle çalışma, genel ses peyzajı çalışmalarını travma ve din sosyolojisi disiplinleriyle bütünleştirmektedir.
Makale, sistematik işitsel notasyon ve zaman kodlu arşivleme yöntemiyle literatür taramalarına somut bir metodolojik katkı sağlamaktadır. Dini sesleri (ezan, Budist çanı, Taoist ritüeller) ve spektral sesleri (hayalet sesleri) ayrı kategorilerde analiz ederek, bu seslerin toplumsal travma içindeki farklı işlevlerini çözümlemektedir. 'Aphasic resistance' (afazik direnç) ve 'acoustic repression' (işitsel baskılama) gibi kavramsal önerilerle, otoriter yönetimlerin ses üzerindeki denetim mekanizmalarını deşifre etmektedir. Çalışma, bir filmin ses tasarımının nasıl etik bir tanıklık pratiğine dönüşebileceğini göstererek, hem medya çalışmaları hem de sosyal bilimler araştırmacıları için duyusal veri analizinde yeni bir perspektif sunmaktadır.