Nicel araştırma makalesi incelemesi

DOI: 10.29021/spdv.74.2.552

Rosacea Hastalarinda Psikolojik Değerlendirme: Symptom Checklist - 90 - Revised Kullanan Bir Vaka-Kontrol Çalışmasi

Deri hastalıkları arasında yaygın bir kronik yüz dermatozu olan rosacea, klasik olarak psikolojik etkenlerin başlangıç ve seyir süreçlerinde belirleyici rol oynadığı bir psikodermatoz şeklinde ele alınmaktadır.

Yazar
Rui Tavares-Bello, Nuno Torres
Yayın
Journal of the Portuguese Society of Dermatology and Venereology
Tarih
2016-08-03
01

Makalenin Kapsamı ve Akademik İçeriği

Deri hastalıkları arasında yaygın bir kronik yüz dermatozu olan rosacea, klasik olarak psikolojik etkenlerin başlangıç ve seyir süreçlerinde belirleyici rol oynadığı bir psikodermatoz şeklinde ele alınmaktadır. Yıllar boyunca bu tanıya sahip bireyler çeşitli kişilik atıflarıyla veya psikopatolojik örüntülerle tanımlanmış, yüz bölgesindeki görünür belirtilerin yarattığı utanç ve sosyal yetersizlik hissi hastaların günlük yaşamını olumsuz etkilemiştir. Ancak bu klinik tablonun hastaların ruhsal durumu üzerindeki somut psikopatolojik yansımaları, demografik etkenlerin bu süreçteki belirleyiciliği ve olası cinsiyet farklılıkları dermatoloji ile psikiyatri literatüründe ayrıntılı ampirik incelemeler gerektiren tartışmalı alanlar olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu bağlamda yürütülen çalışma, rosacea hastalarının deneyimlediği psikopatolojik sıkıntı düzeyini akut, rassal ve belirgin olmayan diğer deri hastalıklarına sahip bir kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak incelemeyi ve demografik ile klinik özelliklerin sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemini bir hastanenin dermatoloji polikliniğinden başvuran 53 rosacea hastası ile akut, kazaen ortaya çıkan ve yüzde yer almayan dermatozlardan oluşan 190 kişilik bir kontrol grubu oluşturmuştur. Veri toplama aşamasında tüm katılımcılara psikolojik sıkıntıları ve psiko-vejetatif şikayetleri değerlendirmek üzere Symptom Checklist-90-Revised ölçeği uygulanmış, hastaların klinik sınıflandırmaları ve hastalık süreleri kayıt altına alınmıştır.

Elde edilen istatistiksel bulgular, rosacea, cinsiyet, eğitim düzeyi ve rosacea ile cinsiyet etkileşiminin psikometrik değişkenler üzerinde bağımsız ve anlamlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak rosacea grubu, kontrol grubuna kıyasla kişisel yetersizlik ve eleştirilme duygularını içeren kişilerarası duyarlılık boyutunda anlamlı düzeyde yüksek skorlar kaydetmiştir. Cinsiyet bazında incelendiğinde, kadın rosacea hastalarının anksiyete, depresyon, kişilerarası duyarlılık, obsesif-kompulsif belirtiler, paranoid düşünce ve somatizasyon alt boyutlarında kontrollerden yüksek skorlar bildirdiği, erkek hastalarda ise bu durumun yalnızca kişilerarası duyarlılık ile sınırlı kaldığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak bu araştırma, rosacea hastalarının diğer dermatolojik hastalardan farklı olarak belirgin bir psikososyal sıkıntı deneyimlediğini ancak bu sıkıntının hastalığın klinik alt tipiyle doğrudan korelasyon göstermediğini doğrulamaktadır. Yazarın tartışma bölümünde vurguladığı üzere, bulgular kronik cilt hastalıklarının bireylerin benlik saygısı ve sosyal etkileşimleri üzerindeki ciddi etkilerini gözler önüne sermekte ve bu durumun klinik pratikte hastaların yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül yaklaşımların geliştirilmesini gerektirdiğine işaret etmektedir.

Araştırmanın amacı

Bu araştırmanın temel amacı, rosacea hastalarının deneyimlediği psikopatolojik sıkıntı düzeyini akut, rassal ve belirgin olmayan diğer deri hastalıklarına sahip bir kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak incelemek ve demografik ile klinik özelliklerin sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendirmektir(Tavares-Bello & Torres, 2016, s. 90).

İnceleme ve modelleme yöntemi

Bu çalışma, rosacea hastalarının psikopatolojik sıkıntı düzeylerini belirlemek ve demografik ile klinik değişkenlerin bu durum üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla nicel ve karşılaştırmalı bir vaka-kontrol deseniyle yürütülmüştür(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Kuramsal ve kavramsal çerçeve

Araştırma, yüzde görülen kronik ve enflamatuar bir dermatoz olan rosacea olgusunun vasküler temellerini, yüz cildindeki kızarma mekanizmalarını ve bu durumun hastaların benlik algısı, sosyal etkileşimleri ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkilerini inceleyen psikodermatolojik yaklaşım üzerine kurulmuştur.

Makalenin ele aldığı literatür

Çalışma, yüzde görülen kronik cilt lezyonlarının hastaların yaşam kalitesi, sosyal uyumu ve psikolojik komorbiditeleri üzerindeki etkilerini inceleyen önceki klinik gözlemler ve ampirik araştırmalar literatürüyle ilişki kurmaktadır.

Araştırma Tasarımı

Evren veya inceleme alanı
Lizbon'daki bir hastanenin dermatoloji polikliniğine başvuran yetişkin hastalar evrenini kapsamaktadır.
Örneklem veya araştırma materyali
Çalışmaya rosacea tanısı alan 53 hasta ile akut, rassal ve yüzde veya görünen bölgelerde yer almayan dermatolojik rahatsızlıkları bulunan 190 kontrol hastası dahil edilmiştir.
Veri toplama süreci
Katılımcılara demografik ve klinik formlar uygulanmış, psikolojik sıkıntıları değerlendirmek için ise SCL-90-R ölçeğinin Portekizce versiyonu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır.
Veri analiz yöntemi
Veriler SPSS 11.0 programı kullanılarak tek yönlü varyans analizi, çok değişkenli kovaryans analizi ve Spearman non-parametrik korelasyon yöntemleriyle analiz edilmiştir.
RosaceaPsikopatolojik sıkıntıSCL-90-R boyutlarıCinsiyetEğitim düzeyiHastalık süresi

Araştırmanın Bulguları

01

Rosacea hastaları genel olarak kontrol grubuna kıyasla kişisel yetersizlik, aşağılık duygusu ve başkaları tarafından eleştirilme hissini barındıran kişilerarası duyarlılık boyutunda anlamlı düzeyde yüksek skorlar sergilemiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

02

Cinsiyet ve rosacea etkileşimi incelendiğinde kadın hastalarda anksiyete, depresyon, kişilerarası duyarlılık, obsesif-kompulsif, paranoid düşünce ve somatizasyon skorlarının kontrol grubundaki kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür(Tavares-Bello & Torres, 2016).

03

Erkek rosacea hastaları, kişisel duyarlılık hariç tutulduğunda, kontrol grubundaki erkeklere kıyasla psikometrik ölçek alt boyutlarında sürekli olarak daha düşük skorlar elde etmiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

04

Hastalık süresinin etkileri değerlendirildiğinde bir yıldan uzun süredir rosacea hastası olan bireylerin paranoid ideasyon skorlarının bir yıldan kısa süresi olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

05

Farklı klinik alt tiplerin psikometrik değerler üzerinde anlamlı bir etki yaratmadığı saptanmış olup bu durum hastaların yaşadığı psikolojik acının klinik alt tipinden bağımsız olduğunu göstermektedir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

02

Bulguların Tartışılması ve Araştırmanın Sonucu

Bulguların Yazarlar Tarafından Yorumlanışı

Çalışmanın bulguları, rosacea hastalarının kontrol grubundaki diğer dermatolojik hastalara göre kişilerarası duyarlılık boyutunda anlamlı düzeyde daha yüksek psikolojik sıkıntı yaşadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, yüz bölgesindeki görünür cilt bulgularının hastaların sosyal etkileşimlerini ve öz imajlarını doğrudan zedelediğini göstermektedir.

Yazarlar, bu sonuçları açıklarken rosacea ve cinsiyet etkileşiminin kadın hastalarda anksiyete, depresyon ve somatizasyon gibi psikometrik skorları artırdığını belirtmektedir. Buna karşın erkek hastaların kişisel duyarlılık dışında kontrol grubundan daha düşük skorlar sergilemesi, cinsiyete dayalı algı farklılıklarının önemine işaret etmektedir.

Tartışma bölümünde, elde edilen verilerin kronik deri hastalıklarının birey üzerindeki sosyal handikaplarını inceleyen önceki literatürle örtüştüğü vurgulanmaktadır. Hastalığın süreğenliği ve yüz bölgesindeki görünürlüğü, bireylerin durumun farkına varmasına ve otokontrol mekanizmaları aracılığıyla kızarıklığı artıran otonom tepkileri tetiklemesine neden olabilmektedir.

Sonuç olarak, rosacea hastalarının deneyimlediği psikososyal sıkıntının klinik alt tiplerden bağımsız olduğu ve bireysel algıya dayandığı sonuçuna ulaşılmıştır. Bu durum, hastaların klinik yönetiminde sadece somatik tedavilerin değil, aynı zamanda psikolojik desteğin de bütüncül bir yaklaşım olarak ele alınması gerekliliğini göstermektedir.

Bulguların Önceki Araştırmalarla Karşılaştırılması

Yazarlar, rosacea patofizyolojisinde vasküler bozuklukların ve yüz bölgesindeki mikro sirkülasyon düzensizliklerinin merkezi bir rol oynadığını vurgulayarak Unna'nın vasküler bozukluk görüşünü destekleyen önceki literatür bulgularına atıf yapmaktadır(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Elde edilen psikometrik bulguların, rosacea gibi kronik dermatolojik rahatsızlıkların bireylerin yaşamında ciddi psikolojik ve sosyal yansımalara yol açtığını bildiren önceki çalışmalarla uyumlu olduğu ifade edilmiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Sonuç Bölümünün Sunduğu Çıkarımlar

Rosacea hastalarının diğer dermatolojik hastalara kıyasla belirgin bir psikososyal sıkıntı deneyimlediği, bu durumun özellikle kadınlarda daha baskın olduğu ve psikolojik rahatsızlığın hastalığın klinik alt tipiyle korelasyon göstermediği sonuçuna varılmıştır(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Literatür Taraması İçin Sunduğu Çerçeve

Bu makale, dermatoloji ve klinik psikoloji kesişim kümesinde yer alan psikodermatozlar alanında somatik belirtiler ile ruhsal sıkıntılar arasındaki karmaşık ilişkiyi ampirik bir vaka-kontrol deseniyle incelemektedir. Yüz bölgesindeki kronik ve görünür deri rahatsızlıklarının hastaların günlük yaşamındaki psikososyal yansımalarını nesnelleştirmek amacıyla Symptom Checklist - 90 - Revised envanterini kullanır. Çalışma, klinik pratikte sıklıkla göz ardı edilen ya da yalnızca kozmetik bir sorun olarak küçümsenen dermatozların hastaların kişilerarası ilişkilerinde ve duygusal dengelerinde yarattığı sarsıntıyı istatistiksel verilerle ortaya koyarak literatürdeki nesnel ölçüm eksikliğini gidermeyi amaçlar. Böylece, dermatolojik hastalıkların salt tıbbi tedaviyle sınırlandırılamayacağını, ruhsal boyutun da bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ampirik temelde hatırlatan yönlendirici bir kaynak işlevi görür.

Çalışma, tarihi kökleri Unna'nın vasküler bozukluk teorisine ve dermatolojide psikolojik faktörlerin rolünü inceleyen önceki araştırmalara dayanmaktadır. Yazar, geçmişte rosacea hastaları için kullanılan imature, endişeli ya da psikoneurotik gibi genelleyici ve öznel klinik atıfları eleştirerek bu durumu daha ölçülebilir ve standardize edilmiş psikometrik ölçekler aracılığıyla yeniden değerlendirmiştir. Özellikle Finlay ve Ryan ile Jowett ve Ryan gibi araştırmacıların deri hastalıklarının yarattığı sosyal handikap ve engellilik üzerine geliştirdikleri kuramsal çerçeveyi takip eden bu çalışma, hastaların deneyimlediği psikolojik sıkıntının hastalık alt tiplerinden bağımsız olduğunu göstererek önceki bazı varsayımlara meydan okur. Bununla birlikte, cinsiyet ve hastalık süresinin paranoid ideasyon üzerindeki etkilerini inceleyerek önceki literatürde yeterince detaylandırılmamış olan demografik değişkenlerin rolünü somut istatistiksel verilerle genişletir.

Literatür taramasına sağlanan en temel katkı, rosacea hastalarının yaşadığı psikososyal sıkıntının kontrol grubundaki diğer akut dermatoz hastalarına kıyasla hangi spesifik boyutlarda yoğunlaştığını istatistiksel olarak kanıtlamasıdır. Özellikle kadın hastalarda anksiyete, depresyon ve somatizasyon gibi skorların belirgin şekilde yüksek, erkek hastalarda ise tam tersi bir eğilimin söz konusu olduğunu gösteren bulgular, cinsiyete dayalı klinik değerlendirme gerekliliğini literatüre kazandırır. Ayrıca, hastalık süresi uzadıkça paranoid ideasyon skorlarının artış göstermesi, kronik cilt rahatsızlıklarının zaman içinde hastaların bilişsel ve sosyal algılarını nasıl dönüştürdüğüne dair zamansal bir perspektif sunar. Bu yönüyle inceleme, gelecekteki araştırmaların hem yaşam kalitesi ölçekleriyle (ROSAQoL ve DLQI) hem de farklı kronik yüz dermatozlarıyla karşılaştırmalı olarak genişletilmesi için sağlam bir metodolojik zemin hazırlar.

Kaynakça

  1. Wilkin, J. K. (1984). Rosacea: pathophysiology and treatment. Arch Dermatol, 130(3), 359-362.
  2. Finlay, A. Y., & Ryan, T. J. (1996). Disability and handicap in dermatology. Int J Dermatol, 35(5), 305-311.
03

Tez ve Makale Araştırmalarında Kullanım

Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki üç araştırma taslağına dönüştürülmüştür.

01

Tez veya makalede kullanım · literatüre-review

Rosacea hastaları kontrol grubuna kıyasla kişisel yetersizlik ve eleştirilme hissini barındıran kişilerarası duyarlılık boyutunda daha yüksek skorlar sergilemektedir.

Deri hastalıklarının hastaların psikolojik durumları üzerindeki olumsuz etkilerini literatür taramasında ampirik bir kanıt olarak sunmak amacıyla kullanılabilir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Kronik Yüz Dermatozlarında Yaşam Kalitesi ve Psikolojik Sıkıntı İlişkisi

Araştırma sorusu
Rosacea ve akne gibi kronik yüz dermatozuna sahip bireylerin yaşam kalitesi ölçekleri ile psikometrik distress skorları arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?
Yöntem taslağı
Evren, hastane dermatoloji polikliniğine başvuran hastalardan oluşmaktadır. Güç analiziyle belirlenecek yeterli örneklem büyüklüğüne sahip rosacea ve akne hastaları çalışmaya dahil edilecektir. Veriler SCL-90-R ve DLQI ölçekleri aracılığıyla toplanacak, istatistiksel analizler Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANCOVA) kullanılarak gerçekleştirilecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makalenin sonuç bölümünde, rosacea verilerinin acne gibi diğer kronik yüz dermatozlarıyla karşılaştırılmasına ve yaşam kalitesi enstrümanlarının (ROSAQoL ve DLQI) çalışmaya dahil edilmesine yönelik gelecekteki araştırma çağrısından doğrudan türetilmiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

02

Tez veya makalede kullanım · Kavramsal çerçeve

Kadın rosacea hastalarında anksiyete, depresyon ve somatizasyon skorları kontrol grubundaki kadınlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir.

Cinsiyet değişkeninin dermatolojik hastalıkların psikolojik yansımalarındaki düzenleyici rolünü kavramsal çerçevede temellendirmek için uygundur(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Cinsiyetin Rosacea Hastalarının Psikopatolojik Profili Üzerindeki Düzenleyici Rolü

Araştırma sorusu
Cinsiyet faktörü, rosacea hastalarının deneyimlediği anksiyete, depresyon ve somatizasyon düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkileşim etkisi yaratmakta mıdır?
Yöntem taslağı
Çalışmanın evrenini hastane temelli dermatoloji kliniklerinde takip edilen rosacea hastaları oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü güç analizi ile hesaplanacak olup kadın ve erkek hastalar dengeli bir şekilde dahil edilecektir. Veri toplama aracılığıyla elde edilen psychometric skorlar iki yönlü varyans analizi ve kovaryans analizi (ANCOVA) yöntemleriyle analiz edilecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makale bulgularında kadın rosacea hastalarının anksiyete, depresyon ve somatizasyon skorlarının erkeklere kıyasla belirgin şekilde yüksek olduğunu gösteren iki yönlü etkileşim analizi sonuçlarından türetilmiştir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

03

Tez veya makalede kullanım · Tartışma

Bir yıldan uzun süredir rosacea hastası olan bireylerin paranoid ideasyon skorları daha kısa süreli hastara göre daha yüksektir.

Hastalık süresinin kronikleşmesi ile hastaların geliştirdiği paranoid düşünceler arasındaki ilişkiyi tartışma bölümünde yorumlamak için kullanılabilir(Tavares-Bello & Torres, 2016).

Hastalık Süresinin Rosacea Hastalarında Paranoid İdeasyon Üzerindeki Uzun Vadeli Etkisi

Araştırma sorusu
Rosacea hastalığının kronikleşme süresi ile hastaların sergilediği paranoid ideasyon düzeyleri arasında doğrusal veya aşamalı bir ilişki var mıdır?
Yöntem taslağı
Kesitsel tarama desenine sahip bu araştırmanın örneklemi, farklı hastalık sürelerine sahip hastane kayıtlarındaki rosacea hastalarından oluşacaktır. Örneklem sayısı istatistiksel güç analizi ile belirlenecektir. Veriler hastalık süresi kategorilerine göre sınıflandırılarak SCL-90-R paranoid ideasyon alt boyutu üzerinden tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makalenin bulgular bölümünde bir yıldan uzun süredir hastalıkla yaşayan bireylerin paranoid ideasyon skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğunu gösteren univaryant test sonuçlarına dayanmaktadır(Tavares-Bello & Torres, 2016).