Rusya'nın 2015 yılında Suriye iç savaşına doğrudan askeri müdahalede bulunması, uluslararası sistemde unipolar yapıdan çok kutupluluğa geçiş tartışmalarını hızlandıran temel gelişmelerden biridir. Uluslararası ilişkiler ve güvenlik çalışmaları literatüründe, Moskova'nın bu hamlesi sadece bölgesel bir ittifakı koruma çabası olarak değil, aynı zamanda küresel statüsünü yeniden kazanma ve Batı hegemonyasına meydan okuma stratejisi olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, Rus dış ve güvenlik politikasının Suriye bağlamında şekillenişini Soğuk Savaş mirasından günümüz jeopolitiğine uzanan bir hatta ele almaktadır. Taramada temel araştırma sorunu, Moskova'nın Şam rejimiyle ilişkilerini sürdürürken askeri, diplomatik, ekonomik ve ideolojik araçları nasıl birleştirdiği ve bu sürecin iç güvenlik meşruiyetiyle nasıl bütünleştiğidir.
Çalışmanın temel amacı, Rusya'nın Suriye'ye yönelik diplomatik ve güvenlik stratejisini tarihsel devamlılıklar ve çağdaş jeopolitik dinamikler ışığında çözümlemektir. Araştırmada nitel analiz yöntemi benimsenmiş, Vladimir Putin'in 2015 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşması ile Sergey Lavrov'un 2024 yılındaki konuşması başta olmak üzere üst düzey resmi söylemler metin analizine tabi tutulmuştur. Ayrıca araştırmacı, Rusya'nın Suriye'deki çok boyutlu varlığını incelemek için Matveev'in 'güvenlik matrisi' kavramsal modelini uygulamıştır. Bütüncül bir perspektif yakalamak amacıyla Rusya'nın Suriye'deki askeri yöntemleri ve egemenlik söylemleri, Ukrayna müdahalesi ile karşılaştırmalı bir analize tabi tutularak iki kriz arasındaki stratejik ve yöntemsel paralellikler ortaya konulmuştur.
Elde edilen bulgular, Rusya'nın Suriye müdahalesinin yalnızca dış politika veya ekonomik çıkarlarla açıklanamayacağını, aksine iç rejim meşruiyeti ve terörle mücadele söylemiyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Rusya, Tartus deniz üssü ve Hmeymim hava üssü ile Akdeniz'de kalıcı varlık sağlarken, fosfat ve enerji anlaşmalarıyla ekonomik nüfuzunu pekiştirmiştir. Güvenlik matrisi analizi, Moskova'nın konvansiyonel askeri güç ile propaganda, askeri polis ve insani yardım gibi hibrit unsurları bir arada kullandığını kanıtlamaktadır. Söylemsel düzeyde ise Kremlin, Batı'nın rejim değiştirme ve insani müdahale doktrinlerine karşı devlet egemenliğini savunmuş, Suriye'yi Kuzey Kafkasya kaynaklı radikal İslamcı tehditlerin bastırıldığı bir ileri savunma hattı olarak kurgulamıştır.
Çalışmanın sonuç ve tartışma bölümü, Rusya'nın Suriye stratejisinin Soğuk Savaş paradigma ve kalıplarının bir devamı olduğunu ve bölgesel dengelerde Türkiye ve İran gibi aktörlerle kurulan pragmatik ortaklıkları pekiştirdiğini vurgulamaktadır. Yazar, Suriye'deki askeri operasyonların Rus ordusu için yeni doktrinlerin ve teknolojilerin test edildiği bir deneme sahası işlevi gördüğüne dikkat çekmektedir. Çalışma, Türk araştırmacılar ve güvenlik uzmanları için Rus dış politikasının karar alma mekanizmalarını, hibrit savaş uygulamalarını ve Orta Doğu'daki güç projeksiyonunu anlamada kapsamlı bir teorik ve ampirik zemin sunmaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz ve Suriye konusundaki tez ve makale araştırmalarında güvenlik matrisi yaklaşımının uygulanabilirliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal çerçevesi; uluslararası ilişkilerde realizm ve konstrüktivizm yaklaşımları ile Matveev tarafından geliştirilen 'güvenlik matrisi' modeline dayanmaktadır. Realizm çerçevesinde güç dengesi ve güç projeksiyonu incelenirken, konstrüktivist perspektiften kimlik, egemenlik ve terörle mücadele söylemleri analiz edilmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Literatür taramasında Rus ulusal güvenlik stratejilerinin tarihsel gelişimi, Putin döneminde milliyetçi güvenlik anlayışına geçiş, hibrit savaş konsepti (Maskirovka) ve Rusya'nın Orta Doğu'daki tarihsel müttefiklik ilişkileri kapsanmaktadır. Snetkov, Allison, Berg, Notte, Pisciotta, Pieper ve Matveev gibi araştırmacıların çalışmalarıyla diyalog kurulmaktadır.