Akdeniz havzasındaki ormanlık meralar, yüzyıllardır hayvancılık üretimi, biyoçeşitlilik, karbon depolama ve iklim düzenleme gibi çok sayıda ekosistem hizmeti sunan kritik agroorman sistemleridir. Ancak bu alanların ekolojik bütünlüğü, sürdürülebilir bir otlatma yönetiminin eksikliği nedeniyle ciddi tehdit altındadır. Kontrolsüz otlatma rejimi meranın belirli bölgelerinde aşırı yığılmaya ve toprak aşınmasına yol açarken, diğer alanların az kullanılması çalılıklaşmaya ve yangın riskinin artmasına neden olmaktadır. Özellikle sığırların bu heterojen peyzajlar içindeki mekansal dağılımını ve kaynak tercihlerini belirleyen faktörlerin ampirik olarak ortaya konulamaması, bölgedeki sürdürülebilir peyzaj planlamasının önündeki en büyük engellerden biri olarak literatürdeki yerini korumaktadır.
Bu ampirik sorunu çözmek amacıyla gerçekleştirilen araştırmada, Sardinya adasındaki Monte Sant'Antonio deneysel çiftliğinde serbest dolaşan yerli Sarda ırkı ineklerin mekansal davranışları mercek altına alınmıştır. Araştırmada, sığırların alan kullanım yoğunluğunu ve kaynak seçilim olasılıklarını mevsimsel olarak tahmin etmek üzere GPS tasmaları ve coğrafi bilgi sistemleri entegre edilmiştir. İki yıllık süreçte toplanan 149.898 geçerli konum verisi, negatif binomial regresyona dayalı kaynak seçilim olasılığı fonksiyonu modelleriyle çözümlenmiştir. Topografya, vejetasyon örtüsü ve yönetim unsurlarından oluşan geniş bir bağımsız değişken kümesi arasından, Akaike Bilgi Kriteri skorlarına göre en yüksek uyum başarısına sahip tahmin modelleri türetilmiştir.
Elde edilen kantitatif analiz bulguları, Sarda ineklerinin kaynak seçilim örüntülerinin mevsimsel olarak belirgin değişimler sergilediğini ortaya koymuştur. Sığırların dağılımında su noktası, rakım ve çitlere olan uzaklık en baskın belirleyiciler olarak öne çıkmaktadır. Kış ve ilkbahar mevsimlerinde sığırlar rüzgara açık, soğuk ve yüksek kotlardaki alanlardan kaçınarak daha alçak rakımları ve çitlerden uzak korunaklı iç bölgeleri tercih etmiştir. Buna karşılık, yaz ve sonbahar aylarında ise sıcaklık stresini azaltmak amacıyla gölgelik sunan meşe ormanlarının bulunduğu yüksek rakımlı serin tepeleri seçtikleri gözlenmiştir. Ayrıca yaz aylarında su kaynaklarına yakınlık doğrusal bir zorunluluk haline gelirken, sonbaharda meraların kuruma durumuna bağlı olarak su ile taze otlakların bulunduğu yüksek kısımlar arasında parabolik bir alan kullanımı gerçekleşmiştir.
Araştırmanın sonuçları, Akdeniz silvopastoral sistemlerinin yönetimi için yenilikçi ve veri temelli çözümler sunmaktadır. Önerilen modeller, farklı mevsim koşullarında hayvan davranışlarını yüzde yetmiş ile yüzde doksan dört arasında değişen yüksek bir tahmin başarısıyla öngörebildiğini kanıtlamıştır. Bu durum, meralarda aşırı otlatılan hassas ekosistemlerin korunması veya az kullanılan alanların verimli hale getirilmesi için çit konumlandırması, su yalaklarının yerleşimi veya gölgelik alanların planlanması gibi doğrudan müdahalelere bilimsel alt yapı oluşturmaktadır. Sarda sığırlarının zorlu Akdeniz şartlarına üstün adaptasyon kabiliyetini de tescilleyen bu ampirik bulgular, yerel ırkların agroekolojik restorasyon süreçlerinde etkin bir yönetim aracı olarak kullanılabileceğini literatüre güçlü bir katkı olarak sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Bu çalışma, büyük otoburların peyzaj düzeyindeki beslenme ve alan kullanımı davranışlarını açıklayan optimal yem arama teorisi ve antipredatör teorisi çerçevesine dayanmaktadır. Hayvanların su kaynakları, topografya ve yönetimsel engeller ile olan ilişkileri, kaynak seçilim fonksiyonları aracılığıyla mekansal ekoloji bağlamında kavramsallaştırılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Avrupa genelinde yaygın olan ormanlık meraların sürdürülebilir yönetimi literatürde kritik bir yer tutmaktadır. Özellikle Akdeniz meşe ormanlarında aşırı otlatma ve ağaç gençleşmesi eksikliği, habitat kaybı ve toprak erozyonunun temel nedenleri olarak vurgulanmaktadır. Literatürde, serbest dolaşan hayvanların izlenmesindeki lojistik zorluklar nedeniyle Akdeniz silvopastoral sistemlerindeki mekansal sığır davranışı verilerinin eksikliği sıklıkla dile getirilmektedir. Bu çalışma, GPS ve CBS teknolojilerini birleştirerek söz konusu ampirik boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.