Türk-Yunan ilişkilerinde azınlık ve nüfus sorunları, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'dan çekilme süreci ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında ivme kazanan kitlesel göç dalgalarıyla yapısal bir boyut kazanmıştır. 19. yüzyıldan itibaren Yunanistan'ın Megali Idea politikası doğrultusundaki toprak genişletme hedefleri ve Osmanlı Devleti'nin multi-etnik yapısını koruma çabası, Ege ve Batı Anadolu coğrafyasını sürekli bir stratejik rekabet alanı haline getirmiştir. Balkan Savaşları'nın ardından Balkan devletlerinin uyguladığı etnik homojenleştirme politikaları sonuçunda yüz binlerce Müslüman-Türk nüfusun Anadolu'ya sığınması, bölgedeki toplumsal dengeyi sarsmış ve Osmanlı idaresini Batı Anadolu'da güvenlik odaklı nüfus politikaları geliştirmeye yöneltmiştir.
Bu çalışma, 1914 yılındaki ilk gönüllü nüfus mübadelesi girişimi ile 1923 yılında Lozan'da kararlaştırılan zorunlu nüfus mübadelesi arasındaki tarihsel ve diplomatik dönüşümü karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelemektedir. Nitel tarihsel araştırma ve durum çalışması (case study) deseninde kurgulanan araştırmada, Osmanlı, Türk, Yunan ve İngiliz diplomatik arşiv belgeleri, dönemin süreli yayınları ile sürece yön veren aktörlerin hatıratları birincil kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmanın odak noktasını oluşturan İzmir şehri, etnik gerilimlerin tırmandığı, işgal ve savaş koşullarının yaşandığı ve nihayetinde mübadele kararıyla etnik yapının köklü biçimde dönüştüğü stratejik bir merkez olarak çözümlenmiştir.
Araştırmanın bulguları, 1914 Gönüllü Nüfus Mübadelesi Girişimi'nin İttihat ve Terakki yönetiminin Ege Adaları krizinde Yunanistan'ı ikili müzakerelere zorlama ve İzmir'in güvenliğini sağlama stratejisinin bir parçası olduğunu göstermektedir. Galip Kemali Bey ve Venizelos arasındaki görüşmelerle şekillenen bu ilk girişim, Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle hayata geçirilememiştir. 1919'da İzmir'in Yunan ordusu tarafından işgali ve sonrasındaki çatışmalar, iki toplum arasındaki birlikte yaşama imkânını tamamen ortadan kaldırmıştır. 1922'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin zaferiyle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı sonrasında, Dr. Fridtjof Nansen'in arabuluculuğu ve Lozan Müzakereleri neticesinde 30 Ocak 1923'te imzalanan antlaşmayla nüfus aktarımı zorunlu hale getirilmiş ve din esasına dayalı radikal bir etnik homojenleşme sağlanmıştır.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazar, 1914-1923 dönemindeki mübadele süreçlerinin yalnızca askeri ve diplomatik birer antlaşma olmadığını, her iki ülkenin ulus-devlet inşa süreçlerinin zorunlu bir sonuçu olarak belirdiğini vurgulamaktadır. İsteğe bağlı mübadele anlayışından uluslararası denetimli zorunlu mübadeleye geçiş, bölgesel çatışmaları sonlandırma amacı taşısa da yaklaşık 1,5 milyon Rum ve 500 bin Türk nüfusun yerinden edilmesine ve derin sosyo-ekonomik travmalara yol açmıştır. Bu çalışma, Türk-Yunan ilişkilerindeki tarihsel kırılma noktalarını İzmir örneği üzerinden bütüncül bir yaklaşımla ortaya koyarak, günümüz Ege ve azınlık tartışmalarının tarihsel arka planını anlamada literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, ulus-devletleşme süreçlerinde etnik homojenleşme, nüfus aktarımları ve uluslararası kriz yönetimi kuramsal yaklaşımlarına dayanmaktadır. Makalede tarihsel-karşılaştırmalı analiz yöntemi benimsenmiş; devletlerin güvenlik kaygıları, sınır genişletme politikaları (Megali Idea) ve azınlık krizlerinin diplomatik araçlara dönüşümü bütüncül (holistik) bir çerçevede ele alınmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Osmanlı-Yunan ilişkileri, Balkan Savaşları sonrası göçler, Ege Adaları Sorunu, İzmir'in işgali ve Lozan Mübadele Sözleşmesi üzerine odaklanan geniş bir literatürü incelemektedir. Feroz Ahmad, Fuat Dündar, Stephen Ladas, Bilal Şimşir, Kemal Arı, Justin McCarthy ve Yannis Mourelos gibi Türk, Yunan ve uluslararası araştırmacıların arşiv belgelerine ve anılarına dayalı eserleriyle doğrudan diyalog kurulmaktadır.