Batı Afrika kentsel alanları, kontrolsüz nüfus artışı, altyapı yetersizlikleri ve tıkanmış drenaj hatları gibi antropojenik faktörlerin yanı sıra iklim değişikliğinin tetiklediği şiddetli yağışlar nedeniyle kronik sel riskleriyle karşı karşıyadır. Özellikle Bamako gibi hızlı büyüyen Sahra Altı şehirlerinde, ani sel olaylarının çok kısa sürelerde gelişmesi can kayıplarını ve ekonomik zararları artırmaktadır. Bu bölgelerde erken sel uyarı sistemlerinin kurulması hayati önem taşımakta, ancak güvenilir meteorolojik ve hidrolojik verilerin eksikliği bu sistemlerin tasarımını ve operasyonel verimliliğini ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Alan yazındaki mevcut tartışmalar, küresel tahmin modellerinin yerel ölçekteki ani konvektif fırtınaları yakalamadaki yetersizliği ve kentsel havzalardaki karmaşık akış süreçlerinin modellenmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Bu çalışma, 16 Mayıs 2019 tarihinde Bamako'da meydana gelen ve büyük yıkıma yol açan ani sel felaketi üzerinden, geliştirilen Raincell App erken sel uyarı sistemi demonstratörünün tahmin kapasitesini ampirik olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada yöntem olarak, 10 metre çözünürlüğe sahip dijital yükseklik modeli (DEM) tabanlı ve mekansal olarak dağıtılı bir yağış-akış modeli (ATHYS platformu) kullanılmıştır. Havza, 10 hektarlık kentsel arazi kullanım eşiğine göre 1033 hidrolojik birime ayrılmış ve üç deneysel izleme havzasından (Bolibana, Cité Niger, Faladié) elde edilen 2 yıllık ampirik verilerle kalibre edilmiştir. Modelin ürettiği taşkın simülasyonları, selin hemen ardından sahada yürütülen ve yerel toplulukların katılımıyla oluşturulan CBS tabanlı deneyim geri bildirimi haritalama sonuçlarıyla karşılaştırılarak doğrulanmıştır.
Araştırmanın ampirik bulguları, küresel ölçekli hava tahmin sistemlerinin (IMERG ve ERA5) Bamako'daki kısa ömürlü Mezölçekli Konvektif Sistemi (MCS) ve bunun sonuçunda oluşan aşırı yağışı (bazı istasyonlarda 138 mm) tespit etmede tamamen başarısız olduğunu ortaya koymuştur. Buna karşılık, Raincell App bünyesindeki yerel tele-iletimli yağış ölçer ağına dayalı hidrolojik model, Niger Nehri'nin sol yakasındaki taşkın alanlarının ve kanal taşmalarının meydana geldiği kritik bölgelerin büyük kısmını geriye dönük simülasyonlarda doğru bir şekilde tanımlamıştır. Bununla birlikte, sağ yakada yer alan bazı taşkın noktalarının model tarafından kaçırıldığı gözlenmiştir. Bu durumun, kentsel drenaj kanallarındaki katı atık tıkanmaları, dere yataklarındaki düzensiz yapılaşmalar ve modelin tek boyutlu (1B) kanal akış transferiyle sınırlı olmasından kaynaklandığı saptanmıştır.
Elde edilen sonuçlar, gelişmekte olan ülkelerin kentsel havzalarında erken uyarı sistemlerinin yalnızca yağış ve nehir debisi izlemeye dayandırılmasının yeterli olmadığını, kanal tıkanıklıkları ve gayriresmi yerleşimlerin yarattığı morfolojik engeller gibi insan kaynaklı dinamiklerin de sürece dahil edilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu çalışma, literatürde veri kısıtlılığı bulunan Sahra Altı Afrika kentlerinde yüksek çözünürlüklü hücre tabanlı modellerin uygulanabilirliğini kanıtlaması açısından önemli bir katkı sunmaktadır. Gelecek çalışmalar için erken sel uyarı sistemlerinin iki boyutlu (2D) hidrolik modellerle (örneğin HEC-RAS) entegre edilmesi ve ticari mikrodalga bağlantıları (CML) gibi alternatif yerel yağış tahmin teknolojilerinin kullanılması önerilmektedir. Ayrıca, yerel halkın çevre bilincinin artırılması ve taşkın yataklarındaki yapılaşmaların önlenmesi de kalıcı çözüm önerileri arasında vurgulanmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, afet risk yönetimi çerçevesinde 'Deneyim Geri Bildirimi' (Experience Feedback - EF) metodolojisine ve mekansal olarak dağıtılı yağış-akış modelleme teorisine dayanmaktadır. Erken uyarı sistemlerinin dört temel bileşeni olan risk bilgisi, izleme/tahmin, iletişim ve yerel tepki kapasitesi kuramsal arka planı oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Sahra Altı Afrika'da ve özellikle Batı Afrika'da (Niamey, Ouagadougou, Dakar, Bamako) artan sel sıklığına ilişkin literatür ele alınmaktadır. Erken uyarı sistemlerinin maliyet etkinliği vurgulanırken, veri kısıtlılığı olan bölgelerde hidrolik ve hidrolojik modellerin (SWMM, MIKE URBAN, HEC-RAS gibi) küçük havzalar dışındaki sınırlılıkları ve yüksek hesaplama süreleri tartışılmaktadır.