Denizel ekosistemlerin korunması ve yönetiminde tepe yırtıcıların zamansal ve alansal dağılımlarının izlenmesi kritik bir öneme sahiptir. Dünyanın en büyük ikinci balık türü olan büyük camgöz köpekbalıkları (Cetorhinus maximus), tarihsel olarak California Akıntı Ekosistemi (CCE) içinde sıkça gözlemlenmiş olmalarına rağmen, günümüzde bu bölgede oldukça nadir rapor edilmektedir. Bu durum, araştırmacıları türün ekolojik statüsü ve habitat kullanım dinamikleri konusunda ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu makale, köpekbalığı varlığındaki belirgin azalmanın okyanusal parametrelerdeki değişimlerden mi yoksa tarihsel avcılık baskısına bağlı gerçek bir popülasyon çöküşünden mi kaynaklandığını okyanus bilimsel veriler ve tür dağılım modelleri eşliğinde çözmeyi amaçlamaktadır.
Yazarlar bu temel sorunsalı yanıtlamak amacıyla, 1962-1997 yıllarını kapsayan sistematik havadan gözlem verileri ile 1973-2018 yılları arasındaki sistematik olmayan fırsatçı gözlem kayıtlarını bir araya getirmiştir. Çalışmada, büyük camgözlerin varlık-yokluk örüntülerini ve sürü büyüklüklerindeki zamansal değişimleri analiz etmek için genelleştirilmiş eklemeli karma modeller (GAMM) temelinde üç farklı tür dağılım modeli geliştirilmiştir. Modellerde, yerel çevresel faktörler olarak deniz yüzeyi sıcaklığı (SST) ve klorofil-a konsantrasyonu kullanılırken, geniş ölçekli iklimsel dalgalanmaların etkisini değerlendirmek amacıyla El Nino-Güney Salınımı (ENSO), Pasifik On Yıllık Salınımı (PDO) ve Kuzey Pasifik Girdap Salınımı (NPGO) indeksleri modele dâhil edilerek çapraz doğrulama yöntemleriyle test edilmiştir.
Analiz sonuçları, büyük camgöz köpekbalığı gözlemlerinin ve sürü büyüklüklerinin 1980'lerin ortalarından itibaren dramatik bir düşüş yaşadığını ortaya koymaktadır. Tarihsel sistematik verilerde yıllık bazda 4.000'e yakın köpekbalığı rapor edilirken ve sürü boyutları ortalama 57 birey seviyesindeyken, 1990 sonrasındaki dönemde yıllık gözlem sayısı 60'ın altına inmiş ve sürü büyüklüğü ortalama 3,5 bireye kadar gerilemiştir. Çevresel parametrelerin modellenmesi ise köpekbalığı varlık olasılığının düşük deniz yüzeyi sıcaklıkları (14-15 derecenin altı) ve yüksek klorofil-a konsantrasyonu içeren bölgelerde belirgin şekilde arttığını göstermektedir. Ayrıca, tarihsel süreçte sonbahar ve ilkbahar aylarında yoğunlaşan gözlemlerin, 2000'ler sonrasında yaz aylarına doğru ciddi bir mevsimsel kayma gösterdiği tespit edilmiştir.
Elde edilen ampirik bulgular, CCE'deki büyük camgöz köpekbalığı varlığındaki azalışın sadece okyanusal koşullardaki kaymalarla açıklanamayacağını, en makul açıklamanın popülasyondaki gerçek bir azalma olduğunu göstermesi bakımından literatürde benzersiz bir öneme sahiptir. Bu popülasyon düşüşü, 20. yüzyılın ortalarında yürütülen hedefli ticari avcılık ve ağa takılma temelli yok etme programlarının uzun vadeli gecikmeli etkilerine bağlanmaktadır. Araştırma, tepe yırtıcılarının korunmasında dinamik okyanus yönetimi stratejilerinin geliştirilmesine ve uluslararası veri paylaşım ağlarının kurulmasına acil ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadır. Bu yönüyle çalışma, gelecekteki koruma çabaları ve denizel megafauna araştırmaları için hem metodolojik bir rehber hem de ampirik bir referans noktası sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Bu araştırma, megafauna ekolojisi, koruma biyolojisi ve habitat uygunluk teorisi çerçevesinde yürütülmüştür. Tür dağılım modellemesi (SDM) yaklaşımları temel alınarak, okyanus bilimsel değişkenlerin (SST, klorofil-a) ve büyük ölçekli iklim rejimlerinin (PDO, ENSO, NPGO) tepe yırtıcılarının mekansal ekolojisi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca düşük popülasyon yoğunluklarında üreme başarısının düşmesini açıklayan Allee etkisi, sürü küçülmesi ve popülasyon çöküşü bağlamında tartışılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Squire (1967, 1990) ve Baduini (1995) tarafından California Akıntı Ekosistemi bölgesinde yürütülen tarihsel havadan gözlem kayıtlarına ve büyük camgöz beslenme ekolojisi çalışmalarına dayanmaktadır. Bununla birlikte, Kuzey Atlantik ve Yeni Zelanda'da yürütülen çağdaş köpekbalığı izleme, uydu etiketleme ve koruma literatürü (Sims, Gore, Witt, Finucci ve ark.) ile Doğu Pasifik'teki veri eksiklikleri ve bilgi boşlukları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- California Akıntı Ekosistemindeki (CCE) büyük camgöz köpekbalığı (Cetorhinus maximus) popülasyonu ve bu alandaki gözlemler
- Örneklem veya araştırma materyali
- 1962-1997 yılları arasında gerçekleştirilen NOAA sistematik havadan sörvey verileri (402 gözlem, 26.655 yokluk verisi) ve 1973-2018 yılları arasındaki sistematik olmayan fırsatçı gözlem kayıtları (222 gözlem)
- Veri toplama süreci
- NOAA havadan balık tespit sörveyleri, balıkçılık gözlemci kayıtları, halktan gelen bildirimler, uydu etiketleme çalışmaları ve deniz kaplumbağası ile liman yunusu havadan sörveyleri
- Veri analiz yöntemi
- Genelleştirilmiş katkısal karma modeller (GAMMs) kullanılarak tür dağılım modelleri oluşturulmuş, model performansı ROC eğrisi altındaki alan (AUC) ile değerlendirilmiş ve gözlem verileri üzerinde zamansal ile mekansal trend analizleri yapılmıştır.
Gözlem olasılığıSürü boyutuDeniz yüzeyi sıcaklığı (SST)Klorofil a konsantrasyonuİklimsel salınımlar (PDO, ENSO, NPGO)Mevsimsellik
01California Akıntı Ekosisteminde havadan yapılan sistematik sörveylerde 1990'lara gelindiğinde büyük camgöz köpekbalığı gözlem olasılığı sıfıra inmiş ve bu tarihten sonra sistematik gözlem yapılmamıştır(McInturf et al., 2022).
02Büyük camgöz köpekbalıklarının ortalama sürü büyüklüğünde 1960'lardan 1980'lere kadar yüzde 50'yi aşan (57.2 bireyden 24.0 bireye) ciddi bir düşüş yaşanmış, sonraki yıllarda ise 10'dan büyük sürü bildirilmemiştir(McInturf et al., 2022).
03Düşük deniz yüzeyi sıcaklıkları (14-15 santigrat dereceden az) ve yüksek yüzey klorofil a konsantrasyonları, büyük camgöz köpekbalıklarının bölgedeki varlık olasılığını anlamlı şekilde artırmaktadır(McInturf et al., 2022).
04Modelleme sonuçlarına göre, büyük camgöz köpekbalıklarının bölgedeki varlığı ENSO, PDO ve NPGO gibi geniş ölçekli iklimsel salınımlarla istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde ilişkilidir(McInturf et al., 2022).