Hızlı kentleşme süreci ve küresel iklim değişikliği, günümüz çevre yönetiminin en kritik kesişim noktalarından birini oluşturmaktadır. Küresel nüfusun yarısından fazlasının kentlerde yaşaması ve kentlerin ekonomik üretimin merkezleri olması, çevresel kaynaklar ve ekosistem dengeleri üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Kentsel alanlar, bir yandan sera gazı emisyonlarının ana kaynakları arasında yer alırken, diğer yandan iklim değişikliğinin getirdiği sıcaklık artışları, kentsel ısı adası etkileri, düzensiz yağışlar ve taşkın riski gibi tehditlere karşı oldukça kırılgan bir yapı sergilemektedir. Bu bağlamda kentsel ekosistemlerin sunduğu düzenleyici, tedarik edici, destekleyici ve kültürel hizmetlerin korunması ve geliştirilmesi, kentlerin çevresel sürdürülebilirliği ve kentsel yaşam kalitesinin sürdürülebilmesi açısından hayati bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Çalışmanın temel amacı, kentsel ekosistem hizmetleri ile iklim değişikliği arasındaki dinamik ve çift yönlü etkileşimi metodolojik bir çerçevede incelemek ve kentlerin iklim değişikliğine uyum ile emisyon azaltım kapasitelerini değerlendirmektir. Bu doğrultuda araştırmacılar, 2000 ile 2023 yılları arasında yayımlanmış bilimsel literatürü sistematik ve kapsayıcı ölçütlerle taramış; PubMed, Google Scholar, Scopus ve Web of Science gibi akademik veri tabanlarını kullanarak kentsel ekolojik altyapılar, doğa tabanlı çözümler ve kentsel iklim dirençliliği konularındaki çalışmaları çözümlemiştir. Sentez sürecinde, Binyıl Ekosistem Değerlendirmesi sınıflaması esas alınarak kentsel ormanlar, sulak alanlar, kent tarımı ve yeşil çatılar gibi farklı ekosistem yapılarının sunduğu somut hizmetler ve karşılaştıkları iklimsel riskler detaylıca kategorize edilmiştir.
İnceleme sonuçunda elde edilen önermeler, kentsel ekosistemlerin iklim değişikliğine karşı hem bir tampon işlevi gördüğünü hem de iklim baskılarına karşı savunmasız olduğunu göstermektedir. Kentsel ormanlar ve yeşil alanlar; gölgeleme, evapotranspirasyon ve hava akımı düzenleme mekanizmalarıyla mikroklima üzerinde serinletici etkiler yapmakta, atmosferik karbonu tutmakta ve kirleticileri filtrelemektedir. Bununla birlikte yükselen sıcaklıklar ve kuraklık gibi iklimsel stresörler, ağaçların biyokütle üretimini, su tutma kapasitelerini ve ağaç sağlığını olumsuz etkileyerek ekosistem hizmeti sunma yetilerini sınırlandırmaktadır. Kent tarımı ve yeşil çatılar gıda güvenliği, biyoçeşitlilik habitatı ve yüzey akışının azaltılması açısından önemli katkılar sunarken, sosyal eşitlik ve dengeli erişim sağlanmadığı takdirde bu hizmetlerin faydalarının kent genelinde adaletsiz dağılabildiği tespit edilmiştir.
Sonuç olarak çalışma, kentsel ekosistem hizmetlerinin iklim politikalarına entegre edilmesinin ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından İklim Eylemi (SDG 13) ile Karasal Yaşam (SDG 15) arasındaki sinerjinin harekete geçirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Tartışma bölümünde, kentsel yeşil altyapı yatırımlarının yalnızca fiziksel mühendislik çözümleriyle değil, toplumsal katılım ve sosyoekonomik adalet ilkeleriyle desteklenmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu derleme, akademik literatürde kentsel ekolojik yapıların iklim dirençliliğindeki çok işlevli rolünü bütüncül bir yaklaşımla ortaya koyarak, gelecekteki lisansüstü tez çalışmaları ve kentsel iklim eylem planları için kapsayıcı bir teorik ve pratik referans kaynağı oluşturmaktadır.
01Değişen sıcaklık ve yağış rejimleri kentsel tarım alanlarında bitki verimliliğini düşürmekte, kentsel gıda arzında ciddi ısı stresine bağlı kayıplara neden olmaktadır(Pandey & Ghosh, 2023).
02Kentsel yeşil doku hava kirleticileri için bir yutak görevi görse de, bazı türlerin salgıladığı biyojenik uçucu organik bileşikler yer seviyesindeki ozon oluşumunu tetikleyebilmektedir(Pandey & Ghosh, 2023).
03Kentsel alanlar ulaştırma ve enerji tüketimiyle sera gazı kaynağı oluştururken, yeşil alanlar ve toprak yapıları karbon yutağı işleviyle bu etkileri dengelemektedir(Pandey & Ghosh, 2023).
04Kentsel ekosistem hizmetlerinin dağılımı sosyo-ekonomik eşitsizliklerden etkilenmekte, dar gelirli grupların kamusal yeşil alanlara erişimi sınırlı kalmaktadır(Pandey & Ghosh, 2023).