Sismoloji ve afet yönetimi disiplinlerinde depremlerin zamanını, yerini ve büyüklüğünü önceden tahmin edebilmek, can kayıplarını en aza indirmek ve yapısal riskleri azaltmak için hayati önem taşır. Ancak yer kabuğunun karmaşık jeofiziksel süreçleri, fay hatlarının doğrusal olmayan etkileşimleri ve sismik verilerin yüksek boyutlu yapısı, güvenilir tahmin sistemlerinin kurulmasını zorlaştırmaktadır. Geleneksel istatistiksel metotlar ve klasik makine öğrenimi algoritmaları, deprem parametreleri arasındaki mekansal bağımlılıkları ve uzun dönemli zamansal döngüleri aynı anda işleme kapasitesine sahip değildir. Bu durum, sismik veri analizinde hem coğrafi konumların birbirine olan etkisini dinamik graf yapılarıyla modelleyecek hem de zaman serisi verilerindeki ardışık ilişkileri koruyacak yenilikçi hibrit yaklaşımların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmada, deprem büyüklüğü tahmin doğruluğunu artırmak amacıyla sismik verilerdeki mekansal ve zamansal örüntüleri bütünleşik olarak ele alan SeismoQuakeGNN isimli yeni bir hibrit derin öğrenme modeli önerilmiştir. Yöntem kapsamında, 1990 ile 2023 yılları arasında gerçekleşen yaklaşık 34.800 deprem olayını kapsayan Birleşik Küresel Sismisite Kataloğu (UGCS) verileri sismik koordinat, derinlik ve istasyon mesafeleri gibi niteliklerle temizlenerek normalize edilmiştir. Önerilen mimaride, mekansal etkileşimleri dinamik olarak öğrenmek için optimize edilmiş bir Graf Sınır Ağı (GNN) yapısı kurulmuş, zamansal korelasyonları uzun vadeli olarak yakalamak için ise Transformatör tabanlı bir dikkat modülü entegre edilmiştir. Modelin eğitimi ve test aşamasında 5 katlı çapraz doğrulama yöntemi kullanılmış, ayrıca coğrafi genelleştirilebilirliği sağlamak adına bölgeler arası sismik transfer testleri uygulanmıştır.
Yapılan deneysel analizler ve karşılaştırmalı performans değerlendirmeleri, SeismoQuakeGNN modelinin diğer alternatif sismik tahmin yaklaşımlarına kıyasla son derece başarılı sonuçlar elde ettiğini ortaya koymuştur. Önerilen hibrit model, bölgesel düzeyde yüzde 88,00 R-kare skoru, 0,07 gibi oldukça düşük bir ortalama karesel hata (MSE) ve yüzde 98,00 sınıflandırma doğruluğu sergileyerek en iyi performansı göstermiştir. Yapılan parça çıkarma (ablasyon) analizi sonuçlarına göre, Transformatör bloğunun modelden çıkarılması R-kare değerini yüzde 72,00 seviyesine düşürerek zamansal örüntülerin modeldeki en kritik sismik bileşen olduğunu kanıtlamıştır. Graf yapılarının çıkarılması ise R-kare skorunu yüzde 80,00'e indirgeyerek mekansal kodlamanın deprem gücünün doğru tahmin edilmesindeki rolünü ampirik olarak doğrulamıştır.
SeismoQuakeGNN modelinin başarısı, sismik tahmin literatüründe tek boyutlu zaman serisi veya yalnızca mekansal haritalama yapan geleneksel yaklaşımların ötesine geçerek hibrit mimarilerin üstünlüğünü kanıtlamaktadır. Tartışma bölümünde, modelin sismik istasyon dağılımı ve deprem derinliği gibi değişkenler arasındaki doğrusal olmayan ilişkileri başarıyla çözümlediği ve XGBoost gibi ek regresyon katmanlarının karmaşıklığı artırmasına rağmen tahmin doğruluğuna anlamlı bir katkı sağlamadığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, sismik tehlike analizi ve erken uyarı sistemleri için dinamik spasyo-temporal modellerin uygulanabilirliğini göstermektedir. Önerilen bu çerçeve, sismoloji alanındaki veri dengesizliği sorununu aşmak için sismik dalga formları ile metinsel sismik raporların entegre edildiği çok modlu (multimodal) gelecek çalışmalar için güçlü bir akademik zemin sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, sismik olayların doğrusal olmayan ve dinamik doğasını açıklayan jeofiziksel parametreler ile veri odaklı derin öğrenme kuramına dayanmaktadır. Mekansal ilişkilerin modellenmesinde graf teorisi ve Graf Sınır Ağları (özellikle GraphSAGE ve GCN) temel alınırken, ardışık sismik serilerin uzun vadeli zamansal dinamiklerini öğrenmek amacıyla öz-dikkat (self-attention) mekanizmasına dayalı Transformatör mimarisi kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışma, yer altı fay hatlarının birbirine bağlı yapısını mekansal düğümler olarak, tarihsel deprem döngülerini ise zamansal diziler olarak kavramsallaştıran bütünleşik bir spasyo-temporal kuramsal çerçeve üzerine inşa edilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Literatürde deprem tahmini için Gutenberg-Richter yasası gibi geleneksel istatistiksel modellerin yanı sıra SVM, SVR, Rastgele Orman (RF) ve XGBoost gibi makine öğrenimi algoritmaları yaygın olarak kullanılmıştır. Son yıllarda ise Evrişimli Sınır Ağları (CNN) mekansal özellikleri yakalamak, LSTM ve Bi-LSTM ağları ise zamansal bağımlılıkları öğrenmek için devreye sokulmuştur. Ancak mevcut literatür, bu iki boyutu (mekan ve zaman) entegre etmekte zorlanmakta ve modeller genellikle tek bir sismik bölgeye aşırı uyum (overfitting) göstermektedir. Ayrıca, sismik verilerin seyrekliği ve bölgeler arasındaki veri dengesizliği, modellerin genelleyebilirliğini kısıtlayan en önemli engeller olarak ele alınmaktadır.