İçeriğe geç

Nicel araştırma · 2023

Sismik Tehlike Değerlendirmesi İçin Sıradışı Bir Araç Olarak Jeoakışkanlar

Geofluids as a possible unconventional tool for seismic hazard assessment

Okur sorusu

Jeoakışkanlar sismik tehlike değerlendirmesinde nasıl kullanılır?

Çalışma, yer kabuğundaki jeoakışkan emisyonlarının (termal su ve helyum-3 izotopu) sismik tehlike değerlendirmelerinde geleneksel sismotektonik parametrelere ek olarak son derece yenilikçi ve güçlü bir gösterge olarak entegre edilebileceğini kanıtlamaktadır.

Öne çıkanlar

  • Termal kaynakların coğrafi dağılımı yerkabuğundaki geçirgenlik anomalileriyle ve aktif kırık hatlarıyla doğrudan ilişkili olup, bu dağılım sismotektonik deformasyonların dolaylı bir göstergesidir.
  • Depremlerin çoğunun yer kabuğunun 10 ile 40 km derinliklerinde oluşması, düşük büyüklükteki sismik olayların derin manto faylarını besleyecek sürekli geçirgenlik kanalları yaratmada yetersiz kaldığını gösterir.
  • Helyum izotop oranlarının değerlendirilmesinde kullanılan 1.
Yayın türü
Nicel araştırma
Yazarlar
Giovanni Martinelli ve 3 yazar
Dergi / alan
Frontiers in Earth Science · Doğa Bilimleri
Yıl
2023
Örneklem
Waring (1965) ve Tamburello ve diğerleri (2022) tarafından derlenen küresel termal su kaynakları, Abedini ve diğerleri (2006) helyum izotop veri tabanı ve 2022 yılına kadar…
Veri kaynakları
Veriler, sismisite kataloglarından (ISC-GEM), küresel ısı akısı ölçümlerinden, üst manto sismik tomografi modellerinden ve jeokimyasal helyum izotop analiz raporlarından…
Analiz yöntemi
Toplanan mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri (QGIS) ortamında çakıştırılmış, volkanik etkileri dışarıda bırakmak amacıyla aktif yanardağlara 30 km'den yakın gaz emisyonları…

İnceleme özeti

Yer kabuğundaki sismik hareketlerin ve faylanma mekanizmalarının anlaşılması, sismik tehlike değerlendirmelerinin (PSHA ve NDSHA) doğruluğunu artırmak açısından kritik öneme sahiptir. Geleneksel yaklaşımlar büyük oranda tarihsel deprem kataloglarına bağımlı olup, bu kataloglardaki eksiklikler tehlike seviyesinin olduğundan düşük tahmin edilmesine yol açabilmektedir. Bu sorunu aşmak amacıyla, kabuk içerisindeki gerilme-deformasyon süreçlerinin dolaylı göstergesi olarak jeoakışkanların sismisite ile ilişkisi ele alınmaktadır. Tektanik aktiviteyle doğrudan bağlantılı olan termal suların yüzeye çıkışı ve derin kökenli gaz salınımları, yer kabuğunun geçirgenlik yapısındaki anomalileri yansıtarak geleneksel yöntemleri tamamlayıcı sıradışı bir sismotektonik araç sunmaktadır.

Bu çalışmada, küresel ölçekte derlenen jeoakışkan verileri (termal kaynaklar, helyum izotop bileşimleri, karbondioksit emisyonları) ile sismolojik ve jeofiziksel parametreler (deprem kayıtları, karasal ısı akısı, S-dalgası hızı dağılımları) coğrafi bilgi sistemleri (QGIS) ortamında bir araya getirilmiştir. Araştırma kapsamında, volkanik etkileri dışarıda tutmak amacıyla aktif volkanik merkezlerin 30 kilometre uzağındaki gaz emisyonları filtrelenerek sadece tektonik kökenli derin deşarjlara odaklanılmıştır. Güncel helyum ve termal kaynak katalogları genişletilerek, helyum izotop oranlarının (3He/4He) manto ve kabuk kökenli katkıları belirlenmiş ve bu veriler üst manto sismik tomografi modelleri ile karşılaştırılmıştır.

Analiz bulguları, termal kaynakların yaklaşık %60'ının 30-70 derece sıcaklık aralığında olduğunu ve bunun kabukta 2-3 kilometrelik rezervuar derinliklerine işaret ettiğini göstermektedir. Sismik faylanmaların dikey geçirgenliği artırmasıyla oluşan bu termal kaynaklar, genellikle büyüklüğü 4 ve üzerinde olan depremlerin yarattığı kırık sistemleriyle ilişkilidir. Helyum izotop analizleri ise manto kökenli helyum katkısını gösteren 1.22 Ra eşik değerinin üzerindeki anomalilerin, düşük S-dalgası hızları ve yüksek ısı akısı bölgeleriyle örtüştüğünü ortaya koymaktadır. Buna karşılık, sismik kataloglarda düşük aktivite gösteren bazı alanlarda da aktif tektonik gerilmelerin açık derin fay hatlarını koruduğu ve manto helyumunun yüzeye sızmasına izin verdiği tespit edilmiştir.

Bu sonuçlar, jeoakışkanların sismik tehlike değerlendirmelerinde ve neo-deterministik tehlike haritalamalarında (NDSHA) morfo-yapısal düğüm noktalarının sismotektonik doğrulanması için kullanılabileceğini kanıtlamaktadır. Deprem kataloglarındaki eksiklikler gidermede jeoakışkan anomalilerinin haritalanması, uzun tekrarlanma periyoduna sahip büyük sismik kaynakların yerini belirlemede kritik bir tamamlayıcı rol oynamaktadır. Araştırmacılar için bu çalışma, jeokimyasal parametrelerin jeofiziksel tomografi verileriyle entegrasyonu açısından özgün bir metodolojik çerçeve sunmakta ve gelecekteki çok disiplinli tehlike analizlerine zemin hazırlamaktadır.

Kuramsal ve kavramsal çerçeve

Çalışma, yer kabuğundaki akışkan dinamikleri ile kayaç deformasyon süreçleri arasındaki güçlü fiziksel ve kimyasal bağa (geofluids-deformation coupling) dayanmaktadır. Depremlerin, yer sarsıntıları ve kalıcı deformasyonlar aracılığıyla yeni yeraltı akışkan rejimleri yaratma potansiyeli ve sismotektonik fayların dikey kabuk geçirgenliğini artırarak manto kökenli helyum (3He) gibi derin akışkanların yüzeye ulaşmasını kolaylaştırması bu çalışmanın kuramsal omurgasını oluşturmaktadır.

Makalenin ele aldığı literatür

Çalışma, geleneksel olasılıksal sismik tehlike analizi (PSHA) yaklaşımlarının (Cornell, 1968) katalog eksikliklerine duyarlılığını ele almaktadır. Bu sınırlılığı aşmak üzere önerilen deterministik (DSHA) ve neo-deterministik sismik tehlike analizi (NDSHA) yöntemlerine odaklanılmaktadır. Ayrıca, deprem odağı tespiti için REPA (Gelfand vd., 1976) ve morfo-yapısal imarlandırma (MSZ) literatürü ele alınarak sismik aktivite ile termal kaynaklar (Waring, 1965; Tamburello vd., 2022) ve helyum izotop anomalileri (Abedini vd., 2006) arasındaki ampirik ilişkiler irdelenmektedir.

Yöntem ve araştırma tasarımı

Araştırmanın amacı

Bu çalışmanın temel amacı, termal suların coğrafi dağılımı ve helyum izotop bileşimleri gibi küresel ölçekteki jeoakışkan verilerini; deprem kayıtları, ısı akısı ve S-dalgası hızı anomalileriyle ilişkilendirerek yerel gerilme-deformasyon alanlarının gelişimini incelemek ve sismik tehlike değerlendirmelerine jeoakışkanları yeni bir parametre olarak eklemektir (Martinelli et al., 2023).

Yöntem ve yaklaşım

Çalışmada, küresel ölçekteki jeoakışkan emisyon alanları (termal sular ve helyum izotopları), sismisite, ısı akısı ve sismik S-dalgası hız anomalisi veritabanlarının mekânsal ve istatistiksel analiz yöntemleriyle ilişkilendirildiği disiplinler arası ampirik bir yaklaşım benimsenmiştir (Martinelli et al., 2023).

Evren veya inceleme alanı
Küresel sismotektonik bölgeler, aktif fay hatları ve bu yapılarla ilişkili olarak ortaya çıkan jeoakışkan emisyon alanları çalışmanın evrenini oluşturmaktadır.
Örneklem veya araştırma materyali
Waring (1965) ve Tamburello ve diğerleri (2022) tarafından derlenen küresel termal su kaynakları, Abedini ve diğerleri (2006) helyum izotop veri tabanı ve 2022 yılına kadar yayınlanmış güncel literatür verileri analizin materyalini oluşturmaktadır.
Veri toplama süreci
Veriler, sismisite kataloglarından (ISC-GEM), küresel ısı akısı ölçümlerinden, üst manto sismik tomografi modellerinden ve jeokimyasal helyum izotop analiz raporlarından derlenerek toplanmıştır.
Veri analiz yöntemi
Toplanan mekânsal veriler coğrafi bilgi sistemleri (QGIS) ortamında çakıştırılmış, volkanik etkileri dışarıda bırakmak amacıyla aktif yanardağlara 30 km'den yakın gaz emisyonları filtrelenmiş ve akışkanlardaki helyum izotop oranları sismik hız sapmaları (Vs) ve ısı akısı ile grafiksel olarak korele edilmiştir.
jeoakışkanlarsismik tehlike değerlendirmesihelyum izotop oranları (3He/4He)termal kaynaklarkabuk geçirgenliğiısı akısıS-dalgası dağılımı (Vs)aktif fay hatları

Bulgular

  1. Termal kaynakların coğrafi dağılımı yerkabuğundaki geçirgenlik anomalileriyle ve aktif kırık hatlarıyla doğrudan ilişkili olup, bu dağılım sismotektonik deformasyonların dolaylı bir göstergesidir (Martinelli et al., 2023).

  2. Depremlerin çoğunun yer kabuğunun 10 ile 40 km derinliklerinde oluşması, düşük büyüklükteki sismik olayların derin manto faylarını besleyecek sürekli geçirgenlik kanalları yaratmada yetersiz kaldığını gösterir (Martinelli et al., 2023).

  3. Helyum izotop oranlarının değerlendirilmesinde kullanılan 1 22 Ra üzerindeki muhafazakar eşik değer, yüzey akışkanlarında atmosferik kontaminasyon ötesinde belirgin bir manto kökenli helyum varlığını ortaya koyar. (Martinelli et al., 2023).

  4. Üst manto sismik tomografi modellerindeki sismik hız anomalileri ile ısı akısı verilerinin çakıştırılması, derin akışkanların dikey hareket yollarını belirlemede sismoloji ve jeokimya verilerinin bütünleşik gücünü gösterir (Martinelli et al., 2023).

Tartışma ve sonuç

Elde edilen bulgular, termal su kaynaklarının ve yüksek helyum-3 izotop çıkışlarının küresel ölçekte rastgele dağılmadığını, aksine sismik olarak aktif olan gerilme alanlarıyla ve derin fay kırıklarıyla mekânsal olarak son derece uyumlu bir örtüşme sergilediğini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle 30 ila 70 santigrat derece sıcaklığa sahip hidrotermal akışkanlar, yer kabuğunun üst sığ tabakalarındaki aktif kırık ağlarının ve hidrotermal sirkülasyon süreçlerinin doğrudan birer yansıması olarak işlev görmektedir.

Yazarlar bu mekânsal korelasyonu, tektonik deformasyonların yerel kabuk geçirgenliğini dinamik olarak değiştirmesi esasıyla açıklamaktadır. Sismik kırılmalar ve kabuk deformasyon süreçleri, başlangıçta geçirgenliği oldukça düşük olan kayaç bloklarında dikey akış yolları açmakta ve bu durum basınç gradyanlarının etkisiyle derin akışkanların yüzeye doğru kalıcı olarak yükselmesini tetiklemektedir. Dolayısıyla, yüzeydeki anomaliler doğrudan derin sismotektonik süreçlerin birer göstergesidir.

Tartışma ve sonuç bölümlerinde, sismik aktivite ile akışkan çıkışları arasındaki bu dinamik etkileşim, literatürdeki sismotektonik modeller ve özellikle Tamburello ve diğerlerinin küresel termal su dağılım çalışmalarıyla ilişkilendirilerek tartışılmıştır. Yazarlar, geçmişte sismik katalogların eksikliğinden dolayı gözden kaçan veya sismisite sıklığı düşük görünen bölgelerde saptanan manto kökenli helyum emisyonlarının, geçmişte yaşanmış veya gelecekte yaşanabilecek 6.5 ve üzeri büyüklükteki depremlerin yarattığı kalıcı derin kırıklarla doğrudan ilişkili olduğunu savunmaktadır.

Bu doğrultuda çalışma, sismik tehlike analizlerinde yalnızca tarihsel deprem kataloglarına ve olasılıksal sismik tehlike değerlendirmesi (PSHA) yöntemlerine bağımlı kalmanın getirdiği sınırlılıkları aşmak adına, jeoakışkan verilerinin deterministik ve neo-deterministik sismik tehlike analizlerine (NDSHA) entegre edilmesini önermektedir. Bu yaklaşım, yer bilimleri literatüründe sismik tehlike değerlendirmelerine çok disiplinli ve sıradışı bir perspektif kazandırarak, tehlike haritalarının güvenilirliğini artırma potansiyeline sahiptir.

Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması

Yazarlar, termal su kaynaklarının küresel ölçekteki dağılımının genişlemeli fay sistemleri ve deprem yoğunluğu ile olan ilişkisini Tamburello ve diğerlerinin (2022) çalışmasıyla karşılaştırarak, sismik aktivitenin kabuk geçirgenliğini ve hidrotermal sistem beslenmesini dinamik olarak nasıl sürdürdüğünü açıklamaktadır (Martinelli et al., 2023).

S-dalgası hız anomalileri ve manto derinliği arasındaki ilişkiler Debayle ve diğerlerinin (2016) üst manto tomografisi modeli temel alınarak tartışılmış, düşük sismik hız alanlarının jeoakışkanların dikey hareket yollarını belirlemedeki rolü vurgulanmıştır (Martinelli et al., 2023).

Küresel helyum veri tabanının oluşturulmasında Abedini ve diğerlerinin (2006) derlediği NoGaDat veri seti referans alınmış, bu veri setine 2022 yılına kadar yayınlanmış güncel jeoakışkan helyum izotop ölçümleri eklenerek veri tabanı genişletilmiş ve sismik risk taşıyan alanları saptamak üzere yeniden değerlendirilmiştir (Martinelli et al., 2023).

Yazarların ulaştığı sonuç

Çalışma, yer kabuğundaki jeoakışkan emisyonlarının (termal su ve helyum-3 izotopu) sismik tehlike değerlendirmelerinde geleneksel sismotektonik parametrelere ek olarak son derece yenilikçi ve güçlü bir gösterge olarak entegre edilebileceğini kanıtlamaktadır. Tarihsel sismisite kataloglarındaki boşluklardan veya eksikliklerden kaynaklanan sismik tehlikeyi eksik değerlendirme riskinin, derin kabuk geçirgenliğini ve sismik gerilme birikimini yansıtan bu jeokimyasal parametrelerle giderilebileceği sonuçuna ulaşılmıştır (Martinelli et al., 2023).

Literatürdeki yeri

Bu çalışma sismotektonik ve sismoloji literatüründe geleneksel olarak kabul gören sismisite katalogları ve geodezik verilere dayalı tehlike analizlerine jeoakifkanlar parametresini ekleyerek çok disiplinli bir köprü kurmaktar. Literatürde sismik tehlike değerlendirmeleri sıklıkla Probabilistik (PSHA) veya Deterministik (DSHA) yaklaşımlarla sınırlı kalırken bu araştırma yer altı derin akifkanlarinin (termal sular ve helyum izotoplari) kabuk deformasyonu ve gerilme alanlarındaki değişimlerin hassas birer göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır. Jeoakifkanlarin bölgesel ve küresel ölçekteki dağılımlarını sismik tomografi (S-dalgası hızı anomalileri) ve ısı akışı verileriyle entegre ederek deprem kataloglarındaki eksikliklerin giderilmesinde ve gizli kalmış aktif tektonik kiriklarin tespit edilmesinde kullanılabilir alternatif bir metodolojik çerçeve sunmaktadır.

Araştırma Gelfand ve diğerleri tarafından geliştirilen Depreme Eğilimli Alanların Belirlenmesi (REPA) yöntemi ile Panza ve diğerlerinin Neo-deterministik Sismik Tehlike Değerlendirmesi (NDSHA) yaklaşımlarının üzerine inşa edilmiştir. Önceki çalışmalarda morfo-yapısal imarlandirma (MSZ) ve topografik yükseklik değişimleri gibi jeomorfolojik veriler sismotektonik süreksizliklerin belirlenmesinde kullanılırken bu çalışma ilk kez küresel ölçekte helyum izotop oranlarını (3He/4He) ve termal kaynak verilerini sismisite analizlerine dahil ederek bu çerçeveyi genişletmektedir. Tamburello ve diğerlerinin tektonik gaz emisyonları üzerine yaptığı çalışmalardan yararlanılarak yer kabuğunun dikey sismik geçirgenliğinin jeokimyasal kanıtlarla nasıl haritalanabileceği gösterilmiş ve böylece sismoloji ile jeokimya arasındaki kavramsal boşluk doldurulmuştur.

Çalışmanın literatür taraması düzeyindeki temel katkısı sismik tehlike değerlendirme haritalarının doğruluğunu sörgülayan eleştirel yaklaşımlara somut ampirik ve jeokimyasal bir doğrulama katmanı sunmasıdır. Geleneksel olarak deprem kataloglarının eksikliğinden kaynaklanan tehlikeyi eksik tahmin etme riskine karşı kabuk derinliklerindeki gerilme alanlarını yansıtan helyum-3 emisyon anomalilerinin sismik gerilim izleme süreçlerinde nasıl bir erken uyarı veya bölgesel risk parametresi olabileceğini sistematik olarak açıklamaktadır. Sismotektonik araştırmalarda yer altı akifkan dinamiklerinin sadece hidrolojik bir fenomen değil doğrudan litosferik ölçekli gerilme-deformasyon süreçlerinin birer yüzey projeksiyonu olduğunu kanıtlayarak bütüncül bir metodolojik perspektif kazandırmaktadır.

Tez ve makale araştırmalarında kullanım

Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki araştırma taslaklarına dönüştürülmüştür.

Tez veya makalede kullanım · literatüre-reviewSismik tehlike değerlendirme çalışmalarında kullanılan tarihsel deprem kataloglarının eksikliği tehlikenin olduğundan daha az tahmin edilmesine yol açabilmektedir.

Bu makale tarihsel deprem kataloglarının eksikliğinden kaynaklanan risklerin morfo-yapısal imarlandirma ve jeoakifkan anomalileriyle nasıl giderilebileceğini literatür taraması bölümünde teorik bir tartışma olarak desteklemek için kullanılabilir (Martinelli et al., 2023).

Doğu Anadolu Fay Hattı Üzerindeki Termal Kaynakların Isı Akışı ve Helyum İzotop Karakterizasyonu

Araştırma sorusu
Doğu Anadolu Fay Hattı boyunca yer alan termal kaynakların helyum izotop oranları sismik gerilme birikim alanlarıyla nasıl bir mekansal ilişki sergilemektedir?
Yöntem taslağı
Fay hattı üzerindeki 15 farklı termal kaynaktan su ve gaz numuneleri alınarak helyum izotop oranları (3He/4He) kütlesel spektrometreyle analiz edilecek bölgedeki sismik gerilme haritalarıyla coğrafi bilgi sistemleri üzerinde çakıştırılacaktır. Örneklem büyüklüğü veri doygunluğuna göre belirlenecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makalede helyum-3 izotop anomalilerinin ve yüksek ısı akışının aktif deprem gerilme alanlarındaki derin yerkabugu sureksizliklerini ve dikey geçirgenliği belirlemedeki gücüne yapılan vurgudan ve küresel veri haritalama yaklaşımından türetilmiştir (Martinelli et al., 2023).

Tez veya makalede kullanım · Kavramsal çerçeveDepremler ve tektonik deformasyonlar yer kabuğunun dikey geçirgenlik özelliklerini değiştirerek derin jeoakifkanlarin yüzeye dikey göçünü tetiklemektedir.

Tez çalışmalarında sismisite ile yer altı hidrolojik ve gaz emisyon sistemleri arasındaki mekanik bağlantıyı dikey geçirgenlik artışı kavramı üzerinden açıklayan kuramsal çerçeveyi desteklemek için bu kaynaktan faydalanılabilir (Martinelli et al., 2023).

Ege Açılma Rejiminde Sismik Aktivite ve Termal Kaynak Sıcaklık İlişkilerinin Zaman Serisi Analizi

Araştırma sorusu
Batı Anadolu graben sistemlerinde meydana gelen M >= 4 depremler yakın çevredeki termal suların sıcaklık ve debi parametrelerinde zamansal bir değişim yaratmakta midir?
Yöntem taslağı
Seçilen sismik olarak aktif bir graben alanındaki 5 adet termal kaynakta 1 yıl boyunca kesintisiz sıcaklık ve debi ölçümleri yapılacak bölgedeki sismisite verileriyle zaman serisi analizleri ve korelasyon testleri gerçekleştirilecektir. Güç analiziyle gözlem süresi doğrulanacaktır.

Makaleyle bağlantısı: Yazarın sismik olaylar neticesinde yerkabugunda meydana gelen ani geçirgenlik artışlarının termal kaynakların sıcaklık ve deşarj dinamiklerini değiştirdigine ve M < 4 ile M >= 4 depremlerin farklı etkilerine yönelik tartışmasından esinlenmiştir (Martinelli et al., 2023).

Tez veya makalede kullanım · TartışmaDüşük büyüklükteki depremler (M < 4) dikey yönlü derin hidrotermal sirkülasyonu sürekli kılacak büyüklükte ve derinlikte fay kırıkları oluşturmakta yetersiz kalmaktadır.

Bölgesel termal kaynaklar ile sismotektonik aktivite arasındaki korelasyonun tartışıldığı bölümlerde hidrotermal desarjlarin sürekliliği için neden belirli bir sismik büyüklük eşiğinin (M >= 4) gerekli olduğu bu çalışma referans gösterilerek açıklanabilir (Martinelli et al., 2023).

Kuzey Anadolu Fay Hattı Boyunca Derin Kaynaklı Karbondioksit ve Helyum Emisyonlarının Sismotektonik Izlenmesi

Araştırma sorusu
Kuzey Anadolu Fay Hattı'nin sismik boşluk olarak tanımlanan segmentlerinde helyum ve karbondioksit emisyon hızları ne şekilde değişmektedir?
Yöntem taslağı
Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindeki sismik boşluk alanlarında toprak gazı emisyon ölçümleri (CO2 akışı) ve gaz numunelerinde helyum izotop oranlarının belirlenmesi çalışmaları yürütülecektir. Alan seçimi sismotektonik haritalara göre yapılacak veri analizinde jeoistatistiksel modelleme kullanılacaktır.

Makaleyle bağlantısı: Makalede aktif sismisite göstermeyen ancak geçmişte büyük depremler üretmiş derin kırık hatlarının varlığını sürdürdüğünü kanıtlayan manto kökenli jeoakifkan sızıntılarının sismik tehlike değerlendirmelerindeki önemine dair sunulan çıkarımlara dayanmaktadır (Martinelli et al., 2023).

Kaynakça

  1. Tamburello, G., Chiodini, G., Ciotoli, G., Procesi, M., Rouwet, D., Sandri, L., et al. (2022). Global thermal spring distribution and relationship to endogenous and exogenous factors. Nature Communications, 13(1), 6378. https://doi.org/10.1038/s41467-022-34115-w
  2. Debayle, E., Dubuffet, F., and Durand, S. (2016). An automatically updated S-wave model of the upper mantle and the depth extent of azimuthal anisotropy. Geophysical Research Letters, 43, 674-682. https://doi.org/10.1002/2015gl067329
  3. Abedini, A. A., Hurwitz, S., and Evans, W. C. (2006). USGS-NoGaDat-A global dataset of noble gas concentrations and their isotopic ratios in volcanic systems (No. 202). US Geological Survey. https://doi.org/10.3133/ofr20061223

Bu konudaki diğer çalışmalar