Küresel ölçekte fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) disiplinlerinde kadın temsiliyetinin düşük olması, toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekonomik büyüme hedeflerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul edilmektedir. Geleneksel toplumsal roller, rol modellerin eksikliği ve erken yaşta başlayan stereotipler, kız öğrencilerin STEM alanlarına yönelik öz-yeterlilik algılarını olumsuz etkilemektedir. Türkiye bağlamında, özellikle sözel ve dini ağırlıklı müfredat sunan tek cinsiyetli kız liselerinde öğrencilerin teknolojik araçlarla buluşma ve STEM kariyerlerini keşfetme imkânları son derece sınırlıdır. Bu kurumsal ve kültürel sınırlılıklar, kız öğrencilerin akademik olarak başarılı olsalar dahi sayısal alanlardan uzaklaşmalarına ve geleneksel meslek gruplarına yönelmelerine neden olmaktadır.
Bu makale, sözel-dini ağırlıklı müfredat yürüten bir devlet kız lisesinde uygulanan 12 haftalık uygulamalı robotik ve kodlama eğitiminin, kız öğrencilerin STEM motivasyonları, tutumları ve kariyer beklentileri üzerindeki etkisini incelemektedir. Araştırmada ön-test son-test kontrol gruplu yarı deneysel yöntem kullanılmış olup, örneklemi tamamı kız öğrencilerden oluşan, benzer sosyo-ekonomik düzeydeki 76 gönüllü (34 deneysel, 42 kontrol) oluşturmaktadır. Deneysel gruba haftada iki ders saati boyunca mBot robot kiti ve mBlock yazılımı kullanılarak STEM disiplinleriyle entegre kodlama etkinlikleri sunulurken, kontrol grubuna herhangi bir dışsal müdahalede bulunulmamıştır. Veriler, geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış STEM Motivasyon, STEM Tutum ve STEM Kariyer ölçekleri aracılığıyla toplanarak nicel analiz yöntemleriyle çözümlenmiştir.
Eğitim programının tamamlanmasının ardından elde edilen nicel bulgular, robotik ve kodlama eğitiminin deneysel gruptaki kız öğrencilerin STEM kariyer hedeflerini, tutumlarını ve motivasyonlarını kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede artırdığını ortaya koymuştur. Yapılan analizlerde üç ölçek için de orta düzeyde bir etki büyüklüğü (Cohen d değerleri sırasıyla 0.67, 0.58 ve 0.68) saptanmıştır. Dikkat çekici bir diğer bulgu ise öğretmenlik mesleğini hedefleyen kız öğrencilerin STEM kariyer puanlarındaki artışın, sağlık veya mühendislik alanlarına yönelmek isteyen öğrencilere kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek olmasıdır. Öte yandan, katılımcıların ebeveyn eğitim seviyeleri ve aile gelir düzeyleri ile STEM kariyer eğilimleri arasında herhangi bir anlamlı korelasyon tespit edilmemiştir.
Çalışmanın sonuçları, STEM Kimliği Teorisi ve Sosyal Bilişsel Kariyer Teorisi çerçevesinde tartışılarak literatüre önemli katkılar sunmaktadır. Elde edilen bulgular, kısıtlı sosyo-ekonomik şartlara ve sayısal olmayan bir müfredata sahip kız öğrencilerin bile doğru pedagojik müdahalelerle STEM alanlarında güçlü bir akademik gelişim gösterebileceğini kanıtlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, dezavantajlı bölgelerdeki kız çocuklarının teknolojik beceriler kazanması ve cinsiyetçi kariyer stereotiplerini aşması için okul tabanlı uygulamalı eğitimlerin kritik önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, eğitim politikası yapıcılarına ve okul yöneticilerine toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak adına müfredat dışı teknoloji kampları ve uygulamalı atölyeler düzenleme konusunda somut ve bilimsel bir yol haritası sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Carlone ve Johnson (2007) tarafından geliştirilen STEM Kimliği Teorisi ve Lent vd. (1994) tarafından ortaya konan Sosyal Bilişsel Kariyer Teorisi (SCCT) üzerine temellendirilmiştir. Bu doğrultuda, öğrencilerin öz-yeterlilik algıları, performansları ve aldıkları dışsal tanınma düzeylerinin, onların STEM alanlarına yönelik seçici güven ve kariyer ilgilerini nasıl şekillendirdiği kuramsal olarak açıklanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma literatürde kadınların STEM alanlarındaki yetersiz temsiliyetine, bu durumun arkasındaki toplumsal cinsiyet stereotiplerine ve kariyer tercihlerini etkileyen yapısal engellere değinmektedir. Özellikle karma eğitim veren okullara veya sayısal ağırlıklı okullara odaklanan mevcut çalışmaların aksine, sözel ve dini odaklı müfredata sahip tek cinsiyetli kız okullarındaki teknoloji odaklı müdahalelerin eksikliğine işaret ederek bu alandaki derin boşluğu kapatmayı hedeflemektedir.