Turizm sektörü, modern ekonomilerde istihdam artışı, altyapı yatırımlarının tetiklenmesi ve döviz rezervlerinin birikimi yoluyla stratejik bir büyüme motoru işlevi görmektedir. Çin ekonomisi özelinde turizmin GSYH içindeki payı %11 gibi yüksek bir orana ulaşmış olsa da, COVID-19 salgını gibi kriz dönemleri turizm hareketliliğinin ekonomik sürdürülebilirlik açısından ne denli hassas bir faktör olduğunu yeniden gündeme getirmiştir. Mevcut literatür turizm ve büyüme arasındaki ilişkiyi çoğunlukla turist varış sayıları gibi tekil ve statik göstergeler üzerinden analiz etme eğilimindedir. Oysa ulaşım altyapısının kapasitesi ile turist akışının hızı arasındaki dinamik etkileşim, sektörün ekonomik verimliliğini belirleyen temel unsurdur. Bu araştırma, akışkanlar mekaniği teorisinden esinlenen bir yaklaşımla turizm hareketliliğini yeniden tanımlayarak, bu değişkenin bölgesel ekonomik büyüme üzerindeki etkisini mekansal bağımlılıkları dikkate alan bir çerçevede ele almaktadır.
Çalışmanın temel motivasyonu, Çin eyaletleri düzeyinde turizm hareketliliğinin gelişim seyrini haritalandırmak ve bu hareketliliğin turizm ekonomik büyümesi (TEG) üzerindeki somut etkisini metodolojik bir derinlikle kanıtlamaktır. Araştırma sürecinde 2000-2018 yıllarını kapsayan geniş bir veri seti kullanılarak Keşifsel Mekansal Veri Analizi (ESDA) ve mekansal Durbin modeli (SDM) gibi gelişmiş ekonometrik araçlar uygulanmıştır. Turizm hareketliliği değişkeni, turist sayısı ile ulaşım altyapısı uzunluğunun oranlanmasıyla elde edilen dinamik bir gösterge olarak kurgulanmıştır. Ayrıca, turizm gelirlerindeki değişimleri hareketlilik, trafik, endüstriyel yapı ve turist karşılama kapasitesi gibi alt bileşenlere ayırmak amacıyla Logaritmik Ortalama Divisia İndeksi (LMDI) yöntemi tercih edilmiştir. Bu hibrit metodolojik yaklaşım, hem coğrafi yakınlığın getirdiği etkileşimleri hem de ekonomik büyümenin içsel faktörlerini aynı anda değerlendirme imkânı sunarak analitik bir bütünlük sağlamaktadır.
Elde edilen ampirik bulgular, Çin genelinde turizm hareketliliğinin incelenen dönem boyunca istikrarlı ve hızlı bir artış sergilediğini, ancak bu büyümenin bölgesel bazda ciddi asimetriler barındırdığını ortaya koymaktadır. Doğu ve Kuzey Çin bölgeleri hareketlilik düzeyinde lider konumdayken, Kuzeybatı Çin gibi bölgelerin en yüksek büyüme hızına sahip potansiyel alanlar olduğu saptanmıştır. Ekonometrik regresyon sonuçları, turizm hareketliliğinin yerel ekonomik büyüme üzerinde doğrudan ve istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif etki yarattığını doğrulamaktadır. Ancak dikkat çekici bir bulgu olarak, mekansal yayılma analizleri bir bölgedeki hareketlilik artışının komşu eyaletlerin turizm ekonomisi üzerinde negatif bir etki oluşturduğunu, yani bölgeler arası rekabetin işbirliğinden daha baskın olduğunu göstermiştir. LMDI ayrıştırma sonuçları ise turizm hareketliliğinin toplam turizm ekonomik büyümesine sağladığı net katkı oranını %15,76 olarak belirleyerek değişkenin sektörel gelişimdeki kritik rolünü verilerle tescil etmiştir.
Araştırmanın sonuçları, turizm planlaması ve bölgesel kalkınma stratejileri için çok boyutlu çıkarımlar sunmaktadır. Sadece turist sayısını artırmaya odaklanan geleneksel politikaların ötesine geçilerek, ulaşım altyapısı yatırımlarının turist akış hızıyla senkronize edildiği bir hareketlilik yönetiminin gerekliliği vurgulanmaktadır. Çalışma, turizm hareketliliğinin komşu bölgeler üzerindeki negatif dışsallığını saptayarak, sürdürülebilir kalkınma için bölgeler arası koordinasyonun önemine işaret etmektedir. Akışkanlar mekaniği prensiplerini turizm ekonomisine entegre ederek disiplinlerarası bir kuramsal katkı sunan bu makale, ulaşım yatırımlarının ekonomik getirisinin belirli bir 'eşik değerinden' sonra azaldığını gösteren bulgularıyla literatürde özgün bir konum edinmektedir. Bu yönüyle çalışma, turizm ekonomisi alanında yapılacak gelecek araştırmalar için hem metodolojik bir rehber hem de hareketlilik temelli politikalar geliştirmek isteyen karar vericiler için kuramsal bir dayanak oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, akışkanlar mekaniği prensiplerini turizm sistemine entegre eden yeni hareketlilik paradigması (new mobility paradigm) üzerine inşa edilmiştir. Turizm akışı bir sıvı akışına benzetilerek; turist sayısı debi, ulaşım altyapısı ise kesit alanı olarak tanımlanmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma, Turizme Dayalı Ekonomik Büyüme Hipotezi (TLGH), uluslararası turizm talebini açıklayan çekim modelleri (gravity models) ve ulaşım altyapısının destinasyon erişilebilirliği üzerindeki etkilerini inceleyen geniş bir literatür grubunu temel almaktadır. Ayrıca, turizm karbon emisyonu analizlerinde kullanılan LMDI yöntemini ekonomik büyüme faktörlerini ayrıştırmak için kullanarak yöntemsel bir genişleme sağlamaktadır.