Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin artan enerji taleplerini karşılamak, kesintisiz baz yük gücü sağlamak ve seragazı emisyonlarını azaltmak adına nükleer enerji stratejik bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte nükleer santral projeleri; yüksek ilk yatırım maliyetleri, uzun inşaat ve işletmeye alma süreleri, karmaşık lisanslama süreçleri ve teknoloji transferi kısıtları nedeniyle ciddi finansal ve yönetimsel riskler taşımaktadır. Geleneksel olarak kullanılan anahtar teslimi, bölünmüş paket ve çoklu sözleşme modelleri, ev sahibi ülkelerin ödeme yapısı, finansman temini, teknik kapasite eksikliği ve risk paylaşımı konularındaki ihtiyaçlarına tam yanıt verememektedir. Yap-Mülkiyet-İşlet (BOO) modeli ise yükleniciye tesisin tasarımı, finansmanı, inşası, mülkiyeti, işletilmesi ve sökümüne kadar tüm yaşam döngüsü sorumluluğunu yükleyerek geleneksel modellerin kısıtlarını aşmayı hedefleyen yenilikçi bir hukuki ve finansal çerçeve sunmaktadır.
Bu çalışma, dünyada BOO modeliyle hayata geçirilen ilk nükleer santral projesi olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) hükümetlerarası anlaşmasını nitel vaka incelemesi yöntemiyle ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, BOO modelinin geleneksel sözleşme türlerine kıyasla sağladığı avantajları ve getirdiği riskleri Akkuyu projesi özelinde analiz etmek; teknoloji transferi, yerlileştirme, maliyet yapısı, elektrik alım garantileri, kullanılmış yakıt yönetimi ve gecikme cezaları gibi kritik unsurları inceleyerek yeni nükleer programa başlayacak ülkeler için dersler çıkarmaktır. Bütüncül vak'a analizi yaklaşımı doğrultusunda Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 2010 yılında imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma (HGA), Elektrik Alım Anlaşması (PPA) hükümleri ve projeye ilişkin kurumsal mevzuat ve teknik veriler içerik analizine tabi tutulmuştur.
Çalışmanın bulguları, BOO modelinin sermaye ve işletme deneyimi yetersiz olan gelişmekte olan ülkeler için ilk yatırım yükünü erteleme, proje yönetimi ve işletme riskini yükleniciye devretme açısından belirgin fırsatlar sunduğunu göstermektedir. Akkuyu NGS örneğinde 4.800 MW toplam kapasiteli dört üniteden oluşan tesisin finansmanı ve mülkiyeti Rus devlet şirketi ROSATOM bünyesindeki Proje Şirketi (Akkuyu Nükleer A.Ş.) tarafından üstlenilmiştir. Bununla birlikte 15 yıllık elektrik alım garantisinde belirlenen kWh başına 12,35 sentlik ortalama fiyatın küresel örneklere kıyasla yüksek olduğu, bu durumun yüklenicinin üstlendiği uzun vadeli finansal risklerin bir yansıması olduğu saptanmıştır. Ayrıca teknoloji transferi, kullanılmış yakıtın nihai depolanması ve proje gecikmelerine yönelik ceza mekanizmalarındaki belirsizliklerin uzun vadeli operasyonel bağımlılık riski doğurduğu tespit edilmiştir.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazar, BOO modelinin finansal kaynakları sınırlı yeni nükleer ülkeler için uygulanabilir bir seçenek olduğunu doğrulamakla birlikte, sözleşme metinlerinde yerlileştirme oranları, atık yönetimi ve hukuki sorumlulukların son derece net tanımlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Akkuyu tecrübesi, akademik literatürde nükleer enerji projelerinin finansmanı ve yönetimsel modelleri üzerine yürütülen tartışmalara ampirik bir vaka verisi kazandırmaktadır. Çalışma, enerji politikaları ve kamu-özel ortaklığı literatüründe gelişmekte olan ülkelerin teknolojik bağımsızlık ile altyapı finansmanı arasındaki hassas dengeyi nasıl kurabileceğine ilişkin stratejik çıkarımlar sunmakta ve gelecekteki ampirik araştırmalar için bir referans çerçevesi oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, proje yönetimi, uluslararası yatırım hukuku ve kamu-özel ortaklığı (PPP) kuramsal çerçevesine dayanmaktadır. Nükleer santral yatırımlarında risk devri, sermaye tahsisi, lisanslama, teknoloji transferi ve uzun vadeli operasyonel bağımlılık kavramları incelemenin temel teorik eksenini oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma; nükleer enerji projelerinde kullanılan geleneksel sözleşme modellerini (anahtar teslimi, bölünmüş paket, çoklu sözleşme) inceleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) kılavuzları ile Mergenthaler ve Fischer, Flyvbjerg ve arkadaşları ile Ling ve Lau gibi araştırmacıların proje yönetimi ve risk analizi literatüründeki eserlerine dayanmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin nükleer enerji politikaları ve Akkuyu Hükümetlerarası Anlaşması (HGA) bağlamında Jewell ve Seyithan, Turhan ve Yücel ile Pekar'ın çalışmalarına atıfta bulunulmaktadır.