Nicel araştırma makalesi incelemesi
DOI: 10.1371/journal.pone.0276082Komplo Teorisi İnançları, Bilgi Kirliliği ve Aşı Kararsızlığı Arasındaki İlişki Üzerine
COVID-19 pandemisi sürecinde komplo teorileri ve bilgi kirliliğine (CTM) olan inançların, aşı kararsızlığı ve reddi gibi koruyucu sağlık davranışlarını olumsuz etkilediğine dair literatürde yaygın bir kabul bulunmaktadır.
Makalenin anahtar kelimeleri
- Yazar
- Adam M Enders et al.
- Yayın
- PLoS ONE
- Tarih
- 2022-10-26
Makalenin Kapsamı ve Akademik İçeriği
COVID-19 pandemisinin başlangıcından itibaren bilgi kirliliği ve komplo teorileri, halk sağlığı önlemlerine uyumu baltalayan birer tehdit olarak kabul edilmiş ve literatürde sıklıkla aşı kararsızlığının temel dışsal nedenleri olarak konumlandırılmıştır. Birçok araştırmacı, gazeteci ve karar verici, sosyal medyadaki yanlış bilgi akışının doğrudan aşı reddine yol açtığını varsayarak bu durumu bir 'infodemi' olarak nitelendirmiştir. Ancak bu yaklaşım, bireylerin neden belirli yanlış bilgilere yöneldiğini veya bunları kabul ettiğini açıklamada yetersiz kalmaktadır. Çalışma, bu doğrusal nedensellik varsayımını sorunsallaştırarak, komplo inançları ile aşı kararsızlığı arasındaki güçlü korelasyonun, aslında her iki olguyu da besleyen ortak ve daha derin psikolojik, sosyal ve politik motivasyonlardan kaynaklanabileceğini savunmaktadır. Dolayısıyla, literatürdeki temel metodolojik sorun, nedensel olarak sunulan ilişkilerin aslında içsel (endogenous) ve karşılıklı etkileşimli bir yapı sergilemesidir.
Bu çalışmanın temel amacı, COVID-19 komplo teorisi inançları ile aşı kararsızlığının içsel niteliğini ortaya koymak ve araştırmacıların modelleme tercihlerini yeniden gözden geçirmelerini sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, Temmuz 2021 döneminde ABD genelinde ulusal düzeyde temsil gücüne sahip 2.065 katılımcıdan toplanan anket verileri analiz edilmiştir. Araştırma tasarımı kapsamında, komplo inançları, bilgi kirliliği ve aşı kararsızlığı ölçeklerinin boyut yapısını incelemek için açımlayıcı faktör analizi (EFA) kullanılmıştır. Ardından, katılımcıların bilimsel okuryazarlık seviyeleri, bilim insanlarına olan güvenleri, kişilik özellikleri (karanlık üçlü), narsisizm, siyasi ideolojileri, Trump'a olan destekleri ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları gibi çok boyutlu sosyo-psikolojik değişkenlerin aşı kararsızlığı ve komplo inançları üzerindeki etkileri en küçük kareler (OLS) ve lojistik regresyon modelleri aracılığıyla karşılaştırmalı olarak test edilmiştir.
Açımlayıcı faktör analizi sonuçları, COVID-19 komplo teorilerine olan inançların, bilgi kirliliğinin ve aşı kararsızlığının tek bir baskın kanaat boyutu altında toplandığını ve bu yapıların ampirik olarak birbirinden ayırt edilmesinin oldukça güç olduğunu göstermiştir. Regresyon analizlerinde, komplo inançlarını açıklayan komplo düşüncesi, bilim insanlarına güvensizlik, Trump taraftarlığı ve psikopati gibi değişkenlerin, aynı zamanda aşı kararsızlığını ve aşı statüsünü juga güçlü bir şekilde yordadığı tespit edilmiştir. Dikkat çekici bir şekilde, geleneksel hipodermik iğne modelinin aksine, sosyal medya kullanım sıklığı ile yanlış bilgi inançları ve aşı kararsızlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve doğrudan bir ilişki bulunamamıştır. Elde edilen ampirik kanıtlar, komplo teorilerinin ve yanlış bilgilerin aşı reddinin birincil nedeni olmaktan ziyade, bireylerin önceden var olan dünya görüşlerinin ve kurumlara güvensizliklerinin bir dışavurumu veya bu tutumları haklı çıkarma aracı olduğunu ortaya koymaktadır.
Tartışma ve sonuç bölümünde, çalışmanın bulguları medya etkileri, güdümlü akıl yürütme ve seçici maruziyet literatürü ile ilişkilendirilerek, sadece yanlış bilgileri sansürlemeye veya düzeltmeye odaklanan stratejilerin aşılanma oranlarını artırmada yetersiz kalacağı vurgulanmaktadır. Yazarlar, insanların bilgi kirliliğine rasyonel bilgi eksikliğinden dolayı değil, kimliklerini ve önceden var olan inançlarını koruma güdüsüyle sarıldıklarını belirtmektedir. Bu çalışma, literatürde sıklıkla göz ardı edilen içsellik (endogeneity) sorununa güçlü bir vurgu yaparak, gelecekteki ampirik araştırmalar için daha titiz modelleme yaklaşımlarının benimsenmesi gerektiğini göstermektedir. Yanlış bilgiyi bağımsız bir değişken olarak ele almanın yaratacağı metodolojik yanılgıları sergileyen bu çalışma, karar vericilerin ve araştırmacıların doğrudan bilgi kirliliğine karşı mücadele etmek yerine, bu inançların temelinde yatan toplumsal kutuplaşma, kurumsal güvensizlik ve ideolojik yönelimleri ele almaları gerektiğine işaret etmektedir.
Araştırmanın amacı
Bu çalışmanın amacı, COVID-19 komplo teorileri ile bilgi kirliliğine olan inançların aşı kararsızlığı üzerindeki etkisinin her zaman dışsal bir neden olmadığını, aksine hem aşı kararsızlığını hem de komplo inançlarını besleyen ortak psikolojik, sosyal ve politik faktörlerin bir sonuçu veya içsel bir yansıması olabileceğini ampirik olarak göstermektir(Enders et al., 2022).
İnceleme ve modelleme yöntemi
Çalışma, Amerika Birleşik Devletleri genelini temsil eden bir örneklem üzerinde yürütülen kesitsel bir anket araştırması aracılığıyla nicel bir yaklaşım benimsemektedir. Yazarlar, COVID-19 komplo teorilerine olan inançlar ile aşı kararsızlığı arasındaki ilişkiyi faktör analizleri ve regresyon modelleri kullanarak çözümlemiş, bu inançların aşı reddine neden olan dışsal bir faktörden ziyade, ortak psikolojik ve politik temellerden beslenen içsel bir olgu olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır(Enders et al., 2022).
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, medya etkileri, seçici maruziyet (selective exposure) ve güdümlü akıl yürütme (motivated reasoning) kuramlarına dayanmaktadır. Yazarlar, klasik 'hipodermik iğne' modelinin aksine, insanların önceden var olan dünya görüşleri, siyasi ideolojileri, kişilik özellikleri (kolektif narsisizm, psikopati, Makyavelizm vb.) ve kurumlara güven düzeyleri doğrultusunda bilgi kirliliğine yöneldiklerini veya aşı kararsızlığı geliştirdiklerini savunur. Bu bağlamda, bilgi kirliliğine maruz kalmanın inançları doğrudan değiştirmekten ziyade, mevcut tutumları rasyonalize etme ve pekiştirme işlevi gördüğü içsel bir model (endogenous model) teorik çerçeveyi oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, iki temel literatür arasındaki uyuşmazlığı ele almaktadır: Birincisi, komplo inançlarının ve yanlış bilgilerin bireysel davranışları doğrudan manipüle ettiğini savunarak sansür, içerik sınırlama veya önceden çürütme (prebunking) gibi yöntemleri öneren alarm verici literatürdür. İkincisi ise medya etkilerinin sınırlı ve koşullu olduğunu, yanlış bilgilerin etkisinin sanılandan çok daha dar bir kitleyle sınırlı kaldığını belirten şüpheci literatürdür. Yazarlar, her iki literatürü ampirik bir modelleme perspektifiyle sentezleyerek, arka plandaki psikolojik ve sosyo-politik değişkenler kontrol edilmediğinde araştırmacıların hatalı nedensellik iddialarında bulunabileceğini göstermektedir.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yetişkin nüfus.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Temmuz ve Ağustos 2021 tarihleri arasında anket dolduran, cinsiyet, yaş, ırk ve eğitim düzeyi açısından 2019 ABD Sayımı verilerine uygun olarak seçilmiş 2.065 yetişkin katılımcı.
- Veri toplama süreci
- Qualtrics üzerinden gerçekleştirilen çevrimiçi anket; COVID-19 komplo teorileri, yanlış bilgilere inanma, aşı kararsızlığı, aşı durumu ve çeşitli psikolojik/sosyal/politik değişkenleri ölçen standart ölçekler kullanılmıştır.
- Veri analiz yöntemi
- Açıklayıcı Faktör Analizi (EFA), Horn paralel analizi, ölçek bazlı bağımlı değişkenler için En Küçük Kareler (OLS) regresyonu ve aşı statüsü için Logit regresyon analizi uygulanmıştır.
Araştırmanın Bulguları
Yürütülen faktör analizi sonuçları, COVID-19 ile ilgili komplo teorisi inançlarının, yanlış bilgilerin ve aşı kararsızlığının aslında tek bir kanaat boyutu altında toplandığını ve bu kavramların ampirik olarak birbirinden ayrılmasının oldukça güç olduğunu göstermektedir(Enders et al., 2022).
Regresyon modelleri, komplo odaklı düşünme, bilim insanlarına duyulan güven düşüklüğü ve Trump onayı gibi faktörlerin hem komplo inançlarını hem de aşı reddini aynı anda yordadığını, dolayısıyla bu iki durumun ortak motivasyonel kökenleri paylaştığını kanıtlamaktadır(Enders et al., 2022).
Popüler literatürdeki yaygın varsayımın aksine, sosyal medya kullanım sıklığı ile COVID-19 komplo inançları veya aşı kararsızlığı arasında doğrudan ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamış, medya etkilerinin bireysel yatkınlıklar tarafından koşullandığı görülmüştür(Enders et al., 2022).
Katılımcıların açık uçlu yanıtlarından elde edilen veriler, aşı reddinin temelinde pandemiden çok daha önce var olan dini inançlar, devlet karşıtı tutumlar ve genel aşı karşıtlığı gibi derin ve yerleşik dünya görüşlerinin yattığını işaret etmektedir(Enders et al., 2022).
Bulguların Tartışılması ve Araştırmanın Sonucu
Bulguların Yazarlar Tarafından Yorumlanışı
Analizler, aşı kararsızlığı ile komplo teorisi inançlarının aynı ampirik düzlemde yer aldığını ve bu inançların genellikle mevcut tutumları rasyonalize etmek için kullanıldığını ortaya koymaktadır. Yazarlar, bu durumun bir bilgi eksikliğinden ziyade, bireyin kimliğini koruma güdüsüyle hareket ettiğini ve çelişkili bilgileri kendi inanç sistemine entegre etme biçimi olduğunu belirtmektedir.
Sosyal medya kullanımının komplo inançları üzerindeki etkisinin sınırlı bulunması, literatürdeki 'hipodermik iğne' etkisinin güncel fenomenleri açıklamakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu bulgu, bireylerin medyadan gelen bilgileri pasif bir şekilde kabul etmek yerine, kendi ön kabulleriyle uyumlu içerikleri seçici bir şekilde tükettikleri veya var olan görüşlerini pekiştirmek için kullandıkları argümanını güçlendirmektedir.
Çalışmada vurgulanan içsellik (endogeneity) kavramı, sağlık iletişimi kampanyalarının neden başarısız olabileceğine dair kritik bir açıklama sunmaktadır. Yazara göre, komplo inançları bağımsız birer değişken olmaktan çok, düşük toplumsal güven ve politik kutuplaşma gibi daha yapısal sorunların bir semptomu olarak değerlendirilmeli, müdahaleler bu kök nedenlere yönelik tasarlanmalıdır.
Sonuç olarak, yanlış bilgilerle mücadelenin (debunking) veya içerik etiketlemenin aşı tereddüdünü gidermede sınırlı bir etkisi olacağı, çünkü bireylerin aşıya dair şüphelerinin pandemiden çok önce şekillenmiş motivasyonlara dayandığı saptanmıştır. Tartışma bölümü, bilim dünyasını teknik düzeltmelerin ötesine geçerek toplumsal güven inşasına ve değer odaklı iletişime odaklanmaya davet etmektedir.
Bulguların Önceki Araştırmalarla Karşılaştırılması
Allington ve meslektaşlarının sosyal medyanın komplo inançları için bir vektör olduğu ve bu inançların doğrudan sağlığı koruyucu davranışları engellediği yönündeki nedensel iddiası, mevcut çalışmanın bulgularıyla sörgülanmakta; ilişkinin tek yönlü değil, bireysel motivasyonlarca belirlendiği savunulmaktadır(Enders et al., 2022).
Yazarlar, Scheufele ve diğerlerinin öne sürdüğü, bilgi kirliliğinin vatandaşların tutumlarını doğrudan çarpıttığı varsayımının sosyal bilimsel literatürde zayıf temellere sahip olduğu görüşünü, kendi verileriyle destekleyerek inançların içsel yapısına dikkat çekmektedir(Enders et al., 2022).
Sonuç Bölümünün Sunduğu Çıkarımlar
Çalışma, COVID-19 sürecinde gözlenen komplo teorisi inançları ve yanlış bilgilerin aşı kararsızlığının temel nedeni olmadığını, aksine hem aşı reddini hem de bu inançları besleyen derin psikolojik özelliklerin, politik kimliklerin ve dünya görüşlerinin bir yansıması olduğunu sonuçuna varmaktadır. Bu nedenle, aşı oranlarını artırmaya yönelik stratejilerin yalnızca yanlış bilgileri düzeltmeye veya sansürlemeye odaklanmak yerine, bireylerin temel değer yargılarını ve kurumsal güven düzeylerini hedeflemesi gerektiği vurgulanmaktadır(Enders et al., 2022).
Literatür Taraması İçin Sunduğu Çerçeve
Bu çalışma, literatürde baskın olan ve bilgi kirliliğini aşı kararsızlığının dışsal bir nedeni olarak gören hipodermik iğne modelini ampirik olarak sörgülayan eleştirel bir köşe taşı işlevi görmektedir. Sosyal bilimler ve sağlık psikolojisi alanındaki yerleşik yaklaşımları bir araya getirerek, yanlış bilgiyi bağımsız bir değişken olmaktan ziyade, bireyin mevcut dünya görüşlerinin ve motivasyonel yönelimlerinin bir uzantısı olarak konumlandırmaktadır. Bu perspektif, akademik alanda 'infodemi' kavramının yarattığı alarmist yaklaşımı, daha derin yapısal ve psikolojik faktörleri dikkate alan nüanslı bir tartışmaya doğru çekmektedir. Makale, nedensellik yönüne dair varsayımları sarsarak, araştırmacıları korelasyonel bulguları yorumlarken daha temkinli olmaya ve değişkenler arasındaki içsel ilişkileri göz önünde bulundurmaya davet etmektedir.
Çalışma, literatürdeki iki ana eksen arasında bir sentez ve sörgülama alanı oluşturmaktadır. Bir yanda, komplo inançlarını ve yanlış bilgiyi koruyucu sağlık davranışlarını engelleyen doğrudan vektörler olarak tanımlayan Allington ve Romer gibi araştırmacıların çalışmalarıyla ampirik bir diyalog kurmaktadır. Diğer yanda ise, medya etkilerinin sınırlı ve koşullu olduğunu savunan Scheufele ve Guess gibi akademisyenlerin şüpheci yaklaşımını destekleyen yeni kanıtlar sunmaktadır. Yazarlar, klasik medya etkileri kuramlarından biri olan sınırlı etkiler modelini (minimal effects model) modern dijital dezenformasyon ortamına uygulayarak, geleneksel nedensellik kurgusuna meydan okumaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın literatürle kurduğu ilişki, sadece mevcut bulguları doğrulamak değil, bu bulguların altında yatan kuramsal varsayımları ve modelleme tercihlerini yapı sökümüne uğratmaktır.
Makalenin literatür taramasına en temel katkısı, komplo inançları ile aşı kararsızlığı arasındaki ilişkinin ampirik olarak ayrıştırılamayacak kadar iç içe geçtiğini gösteren boyut analizi yaklaşımıdır. Yazarlar, faktör analizi yoluyla bu fenomenlerin tek bir tutum boyutunu paylaştığını kanıtlayarak, literatürde bu kavramların ayrı ayrı yordanmasına yönelik metodolojik alışkanlıkların bir totoloji yaratabileceğine dikkat çekmektedir. Ayrıca, bilim okuryazarlığı, kurumsal güven ve politik kimlik gibi faktörlerin her iki olguyu da eşzamanlı olarak açıkladığını gösteren kapsamlı bir modelleme sunmaktadır. Bu durum, araştırmacıların yalnızca yüzeydeki 'yanlış bilgi' ile mücadele etmek yerine, bu inançları besleyen kök nedenlere yönelmeleri gerektiğini vurgulayarak sağlık iletişimi ve sosyal psikoloji literatürüne yeni bir yön tayin etmektedir.
Kaynakça
- Allington, D., Duffy, B., Wessely, S., Dhavan, N., Rubin, J. (2021). Health-protective behaviour, social media usage and conspiracy belief during the COVID-19 public health emergency. Psychological Medicine, 51(10), 1763–1769.
- Scheufele, D. A., Krause, N. M., Freiling, I. (2021). Misinformed About The “Infodemic?” Science’s Ongoing Struggle With Misinformation. Journal of Applied Research in Memory and Cognition, 10(4), 522–526.
Tez ve Makale Araştırmalarında Kullanım
Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki üç araştırma taslağına dönüştürülmüştür.
Tez veya makalede kullanım · Kavramsal Çerçeve
Medya etkilerinin hipodermik iğne modeliyle açıklanması modern bilgi ekosistemlerinde yetersizdir.
Makalenin medya etkilerinin sınırlı ve bireysel motivasyonlara bağlı olduğu argümanını desteklemek için kullanılır(Enders et al., 2022).
Aşı Kararsızlığı ve Dezenformasyon İlişkisinde Kurumsal Güvenin Moderatör Rolü: Boylamsal Bir Analiz
- Araştırma sorusu
- Kurumsal güven düzeyindeki değişimler, yanlış bilgiye inanma ve aşı tutumları arasındaki ilişkiyi zaman içinde nasıl yönlendirir?
- Yöntem taslağı
- En az bir yıllık bir zaman diliminde üç dalgalı bir panel anketi tasarımı uygulanmalıdır. Örneklem büyüklüğü güç analizi ile belirlenen temsil gücü yüksek yetişkin nüfustan seçilmeli, veriler gizli büyüme modellemesi (latent growth modeling) ile analiz edilmelidir.
Makaleyle bağlantısı: Makale, verilerin kesitsel olmasının nedensellik yönünü saptamayı zorlaştırdığını belirterek boylamsal çalışmaların değerini vurgulamaktadır(Enders et al., 2022).
Tez veya makalede kullanım · Literatür Taraması
Komplo teorisi inançları ve aşı kararsızlığı tek bir ampirik boyutun farklı yansımalarıdır.
Faktör analizi sonuçları, bu iki kavramın neden ampirik olarak ayrıştırılamayacağını göstermek için referans verilir(Enders et al., 2022).
Kişilik Özellikleri ve Politik Kimliğin Komplo İnançları Üzerindeki Eşzamanlı Etkisi: Bir Karşılaştırmalı Modelleme
- Araştırma sorusu
- Karanlık Üçlü (Dark Triad) kişilik özellikleri ve politik partizanlık, aşıya dair komplo inançlarını yordamada ne kadar benzer bir varyans açıklamaktadır?
- Yöntem taslağı
- Karanlık Üçlü (Machiavellianism, Narcissism, Psychopathy) ölçeklerini ve politik kimlik envanterlerini içeren bir anket uygulanmalıdır. Örneklem veri doygunluğu hedeflenerek yapısal eşitlik modellemesi (SEM) için uygun büyüklükte seçilmeli ve hiyerarşik regresyon analizi yapılmalıdır.
Makaleyle bağlantısı: Makalenin 3. tablosundaki bulgular, psikopati ve Trump onayı gibi değişkenlerin hem komplo inançlarını hem de aşı reddini yordadığını göstermektedir(Enders et al., 2022).
Tez veya makalede kullanım · Tartışma
Yalnızca yanlış bilgiyi düzeltmeye (debunking) odaklı müdahalelerin aşı oranlarını artırmadaki etkisi sınırlıdır.
Yazarın yanlış bilgilerin kök nedenler değil, semptomlar olduğu yönündeki çıkarımını savunmak için kullanılır(Enders et al., 2022).
Aşı Karşıtı Bireylerde Yanlış Bilgilerin Bilişsel Rasyonalizasyon Aracı Olarak Kullanımı: Nitel Bir Fenomenolojik Çalışma
- Araştırma sorusu
- Aşı olmayı reddeden bireyler, karşılaştıkları yanlış bilgileri halihazırdaki tutumlarını doğrulamak için nasıl bir anlamlandırma sürecinden geçirirler?
- Yöntem taslağı
- Aşı reddi beyan eden 15-20 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılmalıdır. Veriler, yorumlayıcı fenomenolojik analiz (IPA) yöntemiyle incelenerek bireylerin yanlış bilgileri 'seçici' kullanım biçimleri temalaştırılmalıdır.
Makaleyle bağlantısı: Yazarlar, komplo inançlarının rasyonalizasyon amaçlı bir savunma mekanizması olabileceğini ve mevcut tercihlerden sonra benimsenmiş olabileceğini tartışmaktadır(Enders et al., 2022).