Hayvan refahı kavramı, sanayileşme süreçleri ve etik farkındalığın artmasıyla birlikte modern hukuk sistemlerinde mülkiyet hukukunun ötesine geçerek kamu vicdanı ve canlı hakları temelinde yeniden şekillenmiştir. Türkiye'de 2021 yılında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda yapılan köklü değişiklikler, hayvanları birer eşya olmaktan çıkarıp canlı varlık statüsüne taşımıştır. Ancak bu yasal dönüşümün, Türkiye'nin taraf olduğu Ev ve Süs Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi gibi uluslararası standartlarla ne derece örtüştüğü ve bu normların yargı kararlarında nasıl karşılık bulduğu akademik bir merak konusudur. Mevzuattaki metinsel uyumun toplumsal ve hukuki pratikteki izdüşümleri, özellikle ortak yaşam alanlarındaki uyuşmazlıklarda bir belirsizlik alanı oluşturmaktadır.
İncelenen bu çalışma, Türk mevzuatının uluslararası standartlara uyumunu ölçmek amacıyla nicel mevzuat değerlendirmesi, içtihat incelemesi ve stratejik SWOT analizini içeren karma bir yöntem benimsemiştir. Araştırmada EFLD skorlama yöntemi kullanılarak 5199 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri Sözleşme'nin 12 temel ilkesiyle karşılaştırılmıştır. Uygulama boyutunu anlamak için ise son on yıla ait 250 Yargıtay kararı sistematik olarak taranmış, uluslararası normların yargısal süreçlerdeki referans gücü analiz edilmiştir. Bu metodolojik döngü, yalnızca teorik bir karşılaştırma sunmakla kalmayıp, yasal düzenlemelerin pratik etkililiğini ve yargı organlarının bu normlara yaklaşımını nesnel verilerle ortaya koymayı hedeflemektedir.
Elde edilen bulgular, Türk mevzuatının genel olarak Avrupa Sözleşmesi ile %77 oranında uyumlu olduğunu ve bu seviyenin yeterli kabul edilebileceğini göstermektedir. Özellikle hayvan bakımı, cerrahi operasyonlar ve öldürme yasakları gibi konularda tam uyum gözlemlenirken; hayvan barınakları, ticari üretim ve hayvanların reklam-eğlence amaçlı kullanımı gibi alanlarda önemli eksiklikler tespit edilmiştir. İçtihat analizi ise daha çarpıcı bir gerçeği ortaya koymaktadır: İncelenen 250 yüksek mahkeme kararının yalnızca %3,6'sı doğrudan Sözleşme'ye atıfta bulunmuştur. Sözleşme'ye atıf yapılan kararların ise %67'sinin hayvan aleyhine sonuçlandığı, özellikle apartman yönetim planlarındaki yasakların uluslararası normların önüne geçtiği saptanmıştır.
Sonuç olarak çalışma, Türkiye'de mevzuatın kağıt üzerinde uluslararası standartlarla büyük ölçüde uyumlu olduğunu ancak yargısal uygulamada bu normların yeterince içselleştirilmediğini ortaya koymaktadır. Yazara göre, apartman yönetim planlarının mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilerek hayvan refahı standartlarının önüne geçirilmesi, Sözleşme'deki hayvanların terk edilemeyeceği ilkesiyle çelişmektedir. Bu araştırma, literatürde hayvan hakları konusundaki yargısal boşluğu somut verilerle belgeleyerek, gelecekteki yasal düzenlemeler için stratejik bir yol haritası sunmaktadır. Ortak yaşam alanlarındaki uyuşmazlıkların çözümü için Sözleşme ve Kanun'a daha açık hükümler eklenmesi önerilmekte, bu durumun hem hayvan refahını hem de toplumsal huzuru destekleyeceği vurgulanmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, hayvanların mülkiyet nesnesi olmaktan çıkıp yasal korumaya muhtaç canlılar olarak kabul edilmesini savunan modern hayvan refahı bilimi ve etik kuramları üzerine inşa edilmiştir. Ayrıca, uluslararası sözleşmelerin anayasal üstünlüğü ilkesi ve 1982 Anayasası'nın 90. maddesi temel hukuk normu olarak kullanılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, 19. yüzyıl İngiliz ve Amerikan hayvan koruma yasalarından başlayarak Brambell Raporu ve Avrupa Konseyi'nin çeşitli ihtisas sözleşmelerine kadar uzanan geniş bir literatürü ele almaktadır. Özellikle Türkiye'deki 5199 sayılı Kanun ve son dönemdeki 7332 ve 7527 sayılı yasa değişiklikleri ile ilgili güncel hukuki tartışmaları sentezlemektedir.