Sosyal bilimlerde mekânın uzun süre yalnızca fiziksel bir kapsayıcı olarak görülmesi ve toplumsal süreçlerden yalıtılması, kent tarihçiliğinde toplumsal mekân körlüğü olarak adlandırılan teorik bir eksikliğe yol açmıştır. Feminist tarih yazımı ve feminist coğrafya, bu eksikliği gidermek amacıyla kadınların kentsel kamusal alandaki kısıtlanmış varlığını, güç ilişkilerini ve gündelik hayat pratiklerini merkeze alan eleştirel bir perspektif sunmaktadır. Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemleri İstanbul'unda kadınların kamusal alana katılımı, Tanzimat reformlarından Cumhuriyet modernleşmesine uzanan süreçte hukuki, siyasal ve mekânsal dönüşümlerle biçimlenmiştir. Ancak kadınların kentsel mekândaki varlığı, sınıf ayrıcalıklarına ve modernleşme söylemlerine rağmen ataerkil denetim mekanizmaları, mekânsal ayrışma pratikleri ve toplumsal cinsiyet rolleri tarafından sınırlandırılmaya devam etmiştir.
Bu çalışma, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemi İstanbul'unda kadınların kamusal alan deneyimlerini, karşılaştıkları kısıtlamaları ve yarattıkları hareket alanlarını feminist tarih ve coğrafya metodolojisiyle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, mikro-tarihsel bir yaklaşım benimseyerek ressam Sabiha Rüştü Bozcalı'nın (1903-1998) SALT Arşivi'nde yer alan kişisel belgelerini, özellikle 1941 yılına ait gündelik tutulmuş günlüğünü birincil kaynak olarak ele almaktadır. Nitel veri analizi çerçevesinde biyografik inceleme yöntemi kullanılmış; Bozcalı'nın günlüğündeki ajanda notları, Taha Toros Arşivi belgeleri, dönemin süreli yayınları, söyleşiler ve akrabalarıyla yapılan mülakatlar feminist kesişimsellik (cinsiyet, sınıf, meslek) merceğinden çözümlenmiştir.
Araştırma bulguları, Geç Osmanlı döneminde mesire yerleri, hamamlar, mahalle ziyaretleri ve kayık sefalarıyla sınırlı olan kadın kamusal görünürlüğünün Erken Cumhuriyet döneminde toplu taşıma araçları (vapur, otobüs), sinemalar, sergiler, lokantalar ve iş mekânları aracılığıyla çeşitlendiğini göstermektedir. Sabiha Bozcalı'nın 1941 günlüğü, Kireçburnu'ndan şehir merkezine vapur ve otobüsle yapılan yoğun gündelik hareketliliği, Beyoğlu'ndaki sinema ve restoran ziyaretlerini, resmi daire görüşmelerini ve reklam/gazetecilik illüstrasyonlarına dayalı mesleki ağları belgelemektedir. Bununla birlikte, Bozcalı'nın geniş mesleki ve sanatsal ağına karşın reklam ve basın sektöründe uzun yıllar imzasız çalışarak görünmez kalması, hukuki eşitliğe rağmen toplumsal cinsiyet kalıplarının iş yaşamında direncini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
Çalışma, tarihsel süreç boyunca kadınların kamusal alandaki kısıtlanma biçimlerinin biçim değiştirerek günümüzde de devam ettiğini göstermesi bakımından literatüre önemli bir katkı sunmaktadır. Geç Osmanlı'da ferace ve yaşmak düzenlemeleri ile mekânsal ayrışma perdeleri üzerinden yürütülen toplumsal denetim, günümüzde bakım emeği yükü ve erkek şiddeti korkusu şeklinde tezahür etmektedir. Sabiha Bozcalı'nın kişisel arşivi üzerinden yürütülen bu mikro-tarihsel çözümleme, kadınların yalnızca mağdur değil, kentsel mekânı aktif olarak deneyimleyen ve şekillendiren özneler olduğunu kanıtlamaktadır. Bu yönüyle araştırma, feminist kent tarihi ve toplumsal cinsiyet çalışmaları için birincil otobiyografik kaynakların kullanımına dair metodolojik bir model oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Joan Scott'ın feminist tarih yazımı yaklaşımı, feminist coğrafyacıların (McDowell, Sharp, Bondi, Domosh) cinsiyetli mekân analizleri ve Patricia Hill Collins ile Sirma Bilge'nin kapsayıcı kesişimsellik kuramına dayanmaktadır. Ayrıca Henri Lefebvre'in gündelik hayatın üretimi ve sosyal mekân teorisi ile Elizabeth Wilson'ın feminist kent analizi çalışmanın kuramsal omurgasını oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, mekânsal çalışmalardaki toplumsal mekân körlüğünü eleştiren Lefebvre, De Certeau, Massey ve Bourdieu'nün kuramsal birikimine dayanmaktadır. Feminist kent coğrafyasında Pratt, McDowell, Bondi ve Domosh'un kamusal ve özel alan ayrımlarını inceleyen çalışmalarına başvurulmaktadır. Türkiye tarihçiliği bağlamında ise Berktay, Tuncer, Tekeli, Toprak, Tanyeli, Kaynar, Balsoy ve İleri'nin Geç Osmanlı ile Erken Cumhuriyet dönemlerindeki kadın hareketliliği, konut krizi ve kentleşme pratiklerini ele alan literatürüyle kapsamlı bir diyalog kurulmaktadır.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet döneminde İstanbul'da yaşayan kadınların kamusal alan deneyimleri ve kentsel mekanla kurdukları ilişki biçimleri.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Ressam Sabiha Rüştü Bozcalı'nın SALT Arşivi'ndeki 1941 yılı günlüğü, çizimleri, fotoğrafları, mektupları ile Taha Toros Arşivi belgeleri ve sanatçının bir akrabasıyla yapılan derinlemesine söyleşi.
- Veri toplama süreci
- SALT Arşivi'ndeki kişisel belgelerin ve 1941 günlüğünün incelenmesi, Taha Toros Arşivi belgelerinin taranması, yayınlanmış röportajların derlenmesi ve sanatçının bir yakınıyla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış sözlü tarih görüşmesi.
- Veri analiz yöntemi
- Nitel analiz yöntemleri kullanılarak, feminist tarih yazımı ve coğrafya perspektifinden kentsel mekân deneyimlerinin tematik çözümlemesi ve günlük notlarının kronolojik-mekânsal takibi yapılmıştır.
Kamusal AlanGündelik HayatKesişimsellikKentsel HareketlilikToplumsal Cinsiyet ve MekânFeminist Tarih YazımıMikro-Tarih
01Geç Osmanlı döneminde kadınların kamusal alana erişimi haremlik-selamlik gibi mekânsal düzenlemelerle kısıtlansa da, kadınlar hamamlar, mahalle içi ziyaretler, pazarlar ve mesire yerleri aracılığıyla kendilerine özgü toplumsallaşma ve hareket alanları yaratmışlardır(Lordoğlu, 2025).
02Sabiha Bozcalı'nın 1941 günlüğü, sanatçının vapur ve otobüs gibi toplu taşıma araçlarını aktif şekilde kullanarak Beyoğlu, Eminönü, Sirkeci ve Boğaziçi hattında oldukça yoğun, bağımsız ve profesyonel odaklı bir kentsel hareketliliğe sahip olduğunu göstermektedir(Lordoğlu, 2025).
03Erken Cumhuriyet döneminde toplu taşıma araçlarının çeşitlenmesi ve sinema gibi yeni kentsel eğlence mekanlarının yaygınlaşması, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü artırmada ve modern kentsel kimliklerini inşa etmede katalizör görevi üstlenmiştir(Lordoğlu, 2025).
04Cumhuriyet reformları kadınlara kamusal alanda yasal ve mesleki haklar tanımış olsa da, toplumsal cinsiyet normlarının yavaş değişimi nedeniyle Bozcalı gibi öncü kadın sanatçılar iş hayatında önyargılarla karşılaşmış ve sanatsal üretimlerinde uzun süre görünmez kalmışlardır(Lordoğlu, 2025).