Nitel araştırma makalesi incelemesi
DOI: 10.14782/marmarasbd.1601730İki Savaş Arası Dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin Ontolojik Güvenlik Arayışlı Dış Politikası
Uluslararası ilişkiler ve Türk dış politikası literatüründe, İki Savaş Arası Dönem (1919-1939) genellikle jeopolitik zorunluluklar, askeri güç dengeleri ve maddi güvenlik kaygıları üzerinden incelenmiştir.
Makalenin anahtar kelimeleri
- Yazar
- K. Renda
- Yayın
- Tarih
- 2025-10-01
Makalenin Kapsamı ve Akademik İçeriği
İki Savaş Arası Dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti için hem ulusal egemenliğin pekiştirilmesi hem de uluslararası toplum tarafından eşit ve modern bir devlet olarak tanınması gereken kritik bir tarihsel kesite denk gelmektedir. Uluslararası ilişkiler yazınında Türk dış politikası çoğunlukla jeopolitik zorunluluklar, askeri kapasite yetersizlikleri ve bölgesel güç dengeleri üzerinden açıklanmış; dış politikadaki barışçıl ve ittifak odaklı yönelimler pragmatik bir hayatta kalma stratejisi olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu yaklaşım, devletlerin maddi kaygıların ötesinde kendi varoluşsal kimliklerini ve saygınlıklarını koruma ihtiyacını gözden kaçırmaktadır. İncelenen bu çalışma, Erken Cumhuriyet dönemi dış politikasını ontolojik güvenlik kavramı merceğinden ele alarak, Türk liderlerin uluslararası sistemde kararlı, bağımsız ve saygın bir devlet benliği inşa etme mücadelelerini teorik ve ampirik bir derinlikle çözümlemektedir.
Çalışmanın temel amacı, 1930'lu yıllarda Türk devlet adamlarının uluslararası konjonktürün getirdiği belirsizlik ve tehditlerle mücadele ederken ontolojik güvenliklerini nasıl sağladıklarını ve bu süreçte dış politikayı benlik inşasının bir aracı olarak nasıl kullandıklarını göstermektir. Bu amaç doğrultusunda nitel araştırma tasarımı benimsenmiş ve dönemin ana aktörleri olan Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Tevfik Rüştü Aras'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi konuşmaları, kamuoyu demeçleri ve diplomatik metinleri söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Araştırma, metinleri Croft ve Vaughan-Williams tarafından kavramsallaştırılan biyografik süreklilik, güven ilişkileri ağı, öz-bütünlük ve varoluşsal kaygı olmak üzere dört ana ontolojik güvenlik boyutu çerçevesinde tematik olarak çözümlemekte ve tarihsel olgularla ilişkilendirmektedir.
Araştırmanın ulaştığı temel bulgular, Türk siyasi elitinin Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne dair inşa ettiği söylemsel anlatı sayesinde geçmişle net bir kopuş sağladığını ve Cumhuriyet için başarılı bir var olma ve kalkınma biyografisi kurguladığını göstermektedir. Sevr Antlaşması'nın getirdiği yıkım ve mağduriyet söylemi yerine, Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması'yla taçlanan zafer ve eşit devlet statüsü vurgulanmıştır. Türkiye, 1920'lerdeki ikili dostluk ve tarafsızlık anlaşmalarının ardından 1930'larda Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve Milletler Cemiyeti üyeliği gibi çok taraflı ve kapsayıcı kolektif güvenlik mekanizmalarına katılarak komşularıyla güvene dayalı bir ilişki ağı örmüştür. İtalya'nın Akdeniz'deki revizyonist tehditlerine karşı silahlı çatışma yerine Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Hatay sorununun çözümünde görüldüğü üzere uluslararası hukuk ve diplomasi kanallarını işleterek öz-bütünlüğünü korumayı başarmıştır.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazar, elde edilen bulguları mevcut literatürle karşılaştırarak Türk dış politikasındaki Montrö veya Hatay gibi hamlelerin birer anomali değil, aksine rasyonel, egemen ve hukuk odaklı devlet benliğinin doğal tutarlı tezahürleri olduğunu savunmaktadır. Çalışma, Türk dış politikasını yalnızca kronik kaygılar veya Sèvres sendromu gibi edilgen travmalarla açıklayan yaklaşımlara eleştirel bir alternatif sunmakta; devletlerin kriz anlarında faillik sergileyerek ontolojik güvenliklerini aktif olarak inşa edebileceklerini kanıtlamaktadır. Literatür taramaları açısından bu makale, Erken Cumhuriyet dönemi diplomasisini teorik bir çerçeveyle yeniden okumak isteyen araştırmacılar için inşacı ve ontolojik güvenlik odaklı özgün bir referans kaynağı niteliği taşımaktadır.
Araştırmanın amacı
Çalışmanın temel amacı, 1930'lu yıllarda Türk siyasi liderlerinin (Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Tevfik Rüştü Aras) söylemsel pratikleri üzerinden Türkiye Cumhuriyeti'nin ontolojik güvenlik arayışını, bağımsız ve tanınmış bir ulus-devlet benliğini nasıl inşa ettiklerini ve uluslararası sistemdeki tehditlerle mücadele ederken öz-bütünlüklerini nasıl koruduklarını çözümlemektir(Renda, 2025).
İnceleme ve modelleme yöntemi
Çalışma, nitel araştırma desenine dayalı söylem analizi yöntemini benimsemektedir. Erken Cumhuriyet dönemi Türk dış politikasını ontolojik güvenlik teorisi çerçevesinde çözümlemek üzere liderlerin konuşmaları incelenmiştir(Renda, 2025).
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Uluslararası İlişkiler disiplinindeki Ontolojik Güvenlik Kuramına (Giddens, Laing, Mitzen, Steele, Rumelili, Croft ve Vaughan-Williams) dayanmaktadır. Kuram, devletlerin yalnızca fiziksel/maddi güvenlik peşinde koşmadığını, aynı zamanda öz-kimliklerinin sürekliliğini, tanınmasını ve psikolojik olarak güvenli hissetmelerini sağlayan ontolojik güvenliğe de gereksinim duyduklarını savunur. Bu çerçevede Croft ve Vaughan-Williams'ın geliştirdiği dört temel unsur (biyografik süreklilik, güven ağı/kozası, öz-bütünlük ve varoluşsal kaygı/dread) Türkiye'nin dış politika söylem ve pratiklerine uygulanmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Türk dış politikası üzerine yapılan klasik ve neorealist çalışmalar (Aydın, Robins, Hale, Gönlübol ve Sar), İngiliz Okulu yaklaşımı (Sula), eleştirel/inşacı perspektifler (Çalış, Bozdağlıoğlu, Zarakol, Rumelili, Çapan ve Zarakol) ve Erken Cumhuriyet döneminde kaygı/travma odaklı okumalar yapan güncel literatürle (Adısönmez, Ermihan ve Karamık) doğrudan diyalog kurmaktadır. Yazar, Türkiye'nin dış politikasını yalnızca geçmiş travmaların veya kronik kaygıların yönlendirdiği tezine karşı çıkarak, devlet eliti tarafından sergilenen etken failliği ve inşa edilen kararlı benlik algısını öne çıkarır.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- 1920'li ve 1930'lu yıllarda görev yapan Türk siyasi liderlerinin (Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Tevfik Rüştü Aras) meclis konuşmaları, söylevleri, demeçleri ve resmi diplomatik beyanatları.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Mustafa Kemal Atatürk'ün TBMM açılış konuşmaları ve demeçleri, İsmet İnönü'nün TBMM konuşmaları ile Tevfik Rüştü Aras'ın meclis zabıtlarında yer alan dış politika beyanları.
- Veri toplama süreci
- Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, İsmet İnönü'nün TBMM Konuşmaları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri gibi birincil tarihsel metinler ile arşiv kayıtlarının derlenmesi.
- Veri analiz yöntemi
- Eleştirel nitel söylem analizi yöntemi kullanılarak metinler ontolojik güvenliğin dört temel boyutu (biyografik süreklilik, güven ağı, öz-bütünlük ve kaygı/korku yönetimi) kapsamında içeriksel ve kavramsal olarak çözümlenmiştir.
Araştırmanın Bulguları
Türk siyasi elitleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti için çifte bir biyografik anlatı inşa etmişler; hayatta kalma (savaş) ve yeniden doğuş (devrimler ve tanınma) hikayelerini sentezleyerek bağımsız bir ulus-devlet kimliğini meşrulaştırmışlardır(Renda, 2025).
Türkiye'nin 1930'lu yıllardaki dış politikası yalnızca somut askeri tehditlere veya fiziki güvenlik kaygılarına değil, aynı zamanda egemen, eşit ve modern bir devlet olarak uluslararası toplum tarafından tanınma ve ontolojik benliğini sabitleme ihtiyacına dayanmaktadır(Renda, 2025).
1930'larda İtalya'nın Akdeniz ve Balkanlar'daki revizyonist politikaları ile küresel ekonomik kriz, Türkiye'nin ontolojik güvensizliklerini ve kaygılarını artırmış; buna karşılık Türkiye kapsayıcı paktlar ve Milletler Cemiyeti aracılığıyla bölgesel dengeyi korumayı seçmiştir(Renda, 2025).
Yeni kurulan devletlerin ontolojik güvenlik arayışı yalnızca içsel kaygısızlık durumu değil, uluslararası toplumla kurulan karşılıklı tanınma, güven ilişkileri ve egemen eşitlik ilkesine dayalı normatif etkileşimlerin bir sonuçudur(Renda, 2025).
Bulguların Tartışılması ve Araştırmanın Sonucu
Bulguların Yazarlar Tarafından Yorumlanışı
Erken Cumhuriyet döneminde izlenen dış politika pratikleri, yeni kurulan devletin yalnızca fiziki sınırlarını koruma kaygısı taşımadığını, aynı zamanda uluslararası sistemde bağımsız, eşit ve saygın bir ulus-devlet benliğini kabul ettirme çabasında olduğunu göstermektedir. Bu durum, askeri zaferin ardından gelen diplomasi hamlelerinin temelinde ontolojik güvenlik ihtiyacının yattığına işaret eder.
Yazar, bu bulguları açıklarken Türk siyasi elitlerinin Osmanlı devlet yapısıyla söylemsel bir kopuş yaşayarak hayatta kalma ve başarıya dayalı çifte bir biyografik anlatı kurguladıklarını belirtir. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Tevfik Rüştü Aras'ın söylemleri, Türkiye'nin edilgen bir mağdur değil, rasyonel ve modern bir aktör olarak varlığını pekiştirmek için araçsallaştırılmıştır.
Elde edilen sonuçlar, Türk dış politikasını sadece neorealist güç dengesi veya Sevr sendromu odaklı travma yaklaşımlarıyla ele alan mevcut literatürden ayrışmaktadır. Yazar, Gulmez ve Zarakol gibi araştırmacıların anomali veya kronik güvensizlik olarak tanımladığı Montrö ve Hatay adımlarını, güvene ve uluslararası hukuka dayalı öz-bütünlüğün doğal bir gereği olarak tartışır.
Çalışmanın kapsamı, iki savaş arası dönemin özgün uluslararası koşulları ve lider söylemleriyle sınırlı olmakla birlikte, yeni kurulan devletlerin kimlik inşası ve tanınma süreçlerine dair teorik bir çerçeve sunmaktadır. Yazar, güvensizlik ve kaygıların rasyonel diplomatik pratiklerle yönetilebileceğini ve ontolojik güvenliğin aktif iş birliğiyle kazanılabileceğini gösterir.
Bulguların Önceki Araştırmalarla Karşılaştırılması
Gulmez (2017), Montrö Sözleşmesi ve Hatay'ın katılımını Türkiye'nin statükocu eğilimine kıyasla bir anomali veya revizyonizm olarak değerlendirirken; yazar bu adımları anomali değil, Türkiye'nin uluslararası hukuka uyumlu modern benlik algısının ve güvene dayalı diplomasi pratiklerinin doğal bir sonuçu olarak nitelendirmektedir(Renda, 2025).
Sula (2021), İngiliz Okulu yaklaşımıyla Türkiye'nin statü arayışını uluslararası topluma sosyalleşme ve normları benimseme üzerinden açıklarken; yazar ontolojik güvenlik perspektifinden aktörlüğün ve öz-kimlik tanınmasının statüden ve norm benimsemeden önce geldiğini vurgulama noktasında ayrışmaktadır(Renda, 2025).
Sonuç Bölümünün Sunduğu Çıkarımlar
Yazar, iki savaş arası dönem Türk dış politikasının ne sadece fiziki varlığı koruma kaygısıyla ne de bastırılamayan travmatik bir mağduriyet söylemiyle açıklanabileceğini vurgular. Türkiye Cumhuriyeti, Lozan'la pekişen egemenliğini, 1930'larda Milletler Cemiyeti ve bölgesel paktlar üzerinden çok taraflı ve barışçıl diplomasiyle sürdürerek ontolojik güvenliğini başarıyla inşa etmiştir. Siyasi liderler, Sevr kaygılarını ve küresel tehditleri rasyonel biçimde yöneterek, ülkeyi revizyonist veya kriz üreten bir aktör yapmak yerine modern, bağımsız ve güvenilir bir uluslararası aktör konumuna taşımışlardır(Renda, 2025).
Literatür Taraması İçin Sunduğu Çerçeve
Bu çalışma, uluslararası ilişkiler ve Türk dış politikası literatüründe İki Savaş Arası Dönem'e (1919-1939) dair hâkim olan neorealist ve materyalist güvenlik yaklaşımlarına kuramsal bir alternatif sunar. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarındaki dış politika tercihlerini yalnızca güç dengesi, coğrafi zorunluluklar veya Sevr travmasına dayalı kronik kaygılar üzerinden okumak yerine, ontolojik güvenlik teorisini uygulayarak öz-kimlik inşası, tanınma ve saygınlık arayışını merkeze taşır. Bu sayede makale, erken Cumhuriyet diplomasisini edilgen bir mağduriyetten ziyade rasyonel ve eylemsel bir benlik sabitleme süreci olarak konumlandırır.
Çalışma, Türk dış politikasını inceleyen geleneksel literatürdeki iki ana damarla doğrudan ilişki ve hesaplaşma içerisindedir. İlk olarak, Aydın ve Hale gibi araştırmacıların vurguladığı jeopolitik ve materyalist kısıtları reddetmemekle birlikte yetersiz bulur. İkinci olarak, Çapan, Zarakol, Ermihan ve Karamık gibi yazarların öne sürdüğü ve Türkiye'yi kronik güvensizlik ile Sevr/Lozan travmalarına mahkûm eden yaklaşımlardan ayrışır. Yazar, kaygı ve endişelerin devlet eliti tarafından yönetilebilir olduğunu ve 1930'lardaki barışçıl paktların bu kaygıları rasyonel diplomasiyle aşma işlevi gördüğünü göstererek literatürde özgün bir kulvar açar.
Literatür taraması açısından bu eser, devletlerin dış politika yapım süreçlerinde soyut kimlik değerlerinin ve tanınma ihtiyacının somut fiziki güvenlik ihtiyaçları kadar belirleyici olduğunu gösteren güçlü bir örnek olay sunmaktadır. Araştırmacılara, revizyonizm ile statükoculuk arasındaki gerilimleri anlamada sadece güç kapabilitelerine değil, biyografik anlatıların ve karşılıklı güven ağlarının inşasına odaklanma imkânı tanır. Ayrıca, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı hamlelerini tutarlı bir ontolojik güvenlik arayışının parçası olarak sentezlemeye olanak sağlar.
Kaynakça
- Gulmez, B. S. (2017). Turkish Foreign Policy as an Anomaly: Revisionism and Irredentism Through Diplomacy in the 1930s. British Journal of Middle Eastern Studies, 44(1), 30-47.
- Sula, İ. E. (2021). Turkish Foreign Policy in the Early Republican Period: An 'International Society' Approach. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, 9(1), 1-16.
Tez ve Makale Araştırmalarında Kullanım
Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki üç araştırma taslağına dönüştürülmüştür.
Tez veya makalede kullanım · Kavramsal çerçeve
Devletlerin dış politika davranışları yalnızca fiziki güvenlik ve güç dengesi kaygılarıyla değil, uluslararası toplumda egemen ve saygın bir benlik inşa etme arayışıyla da yönlendirilir.
Tezin kavramsal çerçeve bölümünde ontolojik güvenlik teorisinin dış politika analizindeki işlevselliği açıklanırken, devletlerin tanınma ve öz-bütünlük ihtiyacını destekleyen temel bir akademik referans olarak kullanılır(Renda, 2025).
Erken Cumhuriyet Diplomatlarının Söyleminde Benlik İnşası ve Tanınma Arayışı
- Araştırma sorusu
- 1923-1938 yılları arasında Türk diplomatik misyon temsilcilerinin Cenevre ve Balkan başkentlerindeki resmi yazışmalarında egemen eşitlik ve modernlik söylemi nasıl kurgulanmıştır?
- Yöntem taslağı
- Çalışma, Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivi ve Milletler Cemiyeti tutanaklarından seçilen 120 diplomatik rapor üzerinde nitel tarihsel söylem analizi deseninde tasarlanacaktır. Veri doygunluğu ilkesine göre belirlenecek materyal, benlik kategorileri çerçevesinde kodlanacaktır.
Makaleyle bağlantısı: Makalenin Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Tevfik Rüştü Aras'ın söylemleri üzerinden kurduğu biyografik anlatı ve güven ağı argümanı, diplomatik arşiv belgeleri düzeyine genişletilerek sınanmaktadır(Renda, 2025).
Tez veya makalede kullanım · literatüre-review
1930'lu yıllarda Türkiye'nin izlediği paktlar ve çok taraflı diplomasi siyaseti, bir anomali veya pasif statükoculuk değil, rasyonel bir biyografik anlatı ve güven ağı inşasıdır.
Literatür taraması bölümünde Erken Cumhuriyet dış politikasına dair anomali ve travma odaklı yaklaşımlara karşıt argüman geliştirilirken ve paktlar diplomasisinin arka planı işlenirken doğrudan alıntılanır(Renda, 2025).
Bölgesel Güvenlik Paktlarında Ontolojik Kaygı Yönetimi: Balkan Ententı Örneği
- Araştırma sorusu
- Balkan Entantı'na taraf olan Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya liderlerinin meclis konuşmalarında ontolojik güvensizliklerin kolektif güvenlik diliyle yönetilme biçimleri arasındaki benzerlikler nelerdir?
- Yöntem taslağı
- Araştırma, nitel karşılaştırmalı durum çalışması deseninde kurgulanacaktır. Dört ülkenin 1930-1935 arası parlamento tutanakları ve lider söylemleri amaçlı örnekleme ile seçilecek, örneklem büyüklüğü veri doygunluğuna ulaşılıncaya kadar genişletilerek içerik analizine tabi tutulacaktır.
Makaleyle bağlantısı: Makalede Türkiye'nin bölgesel paktları kapsayıcı güven ağları ve kaygı yönetim aracı olarak kullandığı yönündeki bulgusu, bölgesel müttefiklerin söylemsel pratikleriyle karşılaştırmalı biçimde derinleştirilmektedir(Renda, 2025).
Tez veya makalede kullanım · Tartışma
Uluslararası sistemdeki belirsizlik ve kriz dönemlerinde devletler, kaygılarını revizyonist çatışmalar yerine uluslararası hukuk ve kurumlar aracılığıyla yöneterek ontolojik güvenlik sağlayabilirler.
Tartışma bölümünde elde edilen ampirik bulguların teorik literatürle karşılaştırılması yapılırken, barışçıl diplomasi ve kurumsal entegrasyonun ontolojik kaygıları azaltma gücü bu kaynakla desteklenir(Renda, 2025).
Küresel Kriz ve Devlet Benliği: Montrö ve Hatay Kararlarında Hukuksal Diplomasi Kullanımı
- Araştırma sorusu
- 1930'ların revizyonist uluslararası ikliminde Türkiye'nin Montrö ve Hatay meselelerini uluslararası hukuka uyumlu biçimde çözme kararlılığı ontolojik öz-bütünlük kavramıyla nasıl açıklanabilir?
- Yöntem taslağı
- Çalışma, nitel tekli durum incelemesi yöntemiyle yürütülecektir. Montrö Konferansı tutanakları ve Hatay görüşmelerine ait resmi devlet belgeleri nitel içerik analiziyle incelenecektir. İnceleme materyali belge doygunluğu ilkesi doğrultusunda kapsamlı biçimde taranacaktır.
Makaleyle bağlantısı: Makalede Montrö ve Hatay adımlarının anomali olmayıp ontolojik öz-bütünlüğün korunması amacı taşıdığına dair çıkarımı, uluslararası müzakere tutanakları üzerinden ampirik olarak sınama ihtiyacından türetilmiştir(Renda, 2025).