Uluslararası ilişkiler tarihinin en köklü ve karmaşık jeopolitik bilmecelerinden birini oluşturan Doğu Sorunu ve bu sorunun merkezinde yer alan Türk Boğazları, tarih boyunca imparatorlukların güvenlik algılarını ve stratejik hamlelerini şekillendiren temel bir coğrafi eksen olmuştur. Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayan bu dar deniz geçitleri, yalnızca bölgesel güç dengelerini değil, küresel ölçekte deniz hâkimiyeti mücadelelerini de doğrudan etkilemiştir. Britanya İmparatorluğu'nun denizlerdeki üstünlüğü, küresel ticaret ağları ve özellikle de Hindistan ile Süveyş'e giden hayati deniz yollarının güvenliği, Boğazlar üzerindeki kontrol mekanizmalarıyla yakından ilişkilendirilmiştir. Rusya'nın Karadeniz kıskacından kurtularak sıcak denizlere inme arzusu karşısında Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentini ve egemenliğini koruma çabası, coğrafyayı edilgen bir arka plan olmaktan çıkarıp dış politikaları şekillendiren yapısal bir aktör haline getirmiştir. Bu bağlamda çalışmanın odaklandığı temel problem, Boğazlar coğrafyasının İngiliz diplomatik ve askeri stratejisini hangi yapısal dinamiklerle ve nasıl yönlendirdiğidir.
Bu çalışmanın temel amacı, 1774-1923 yılları arasında İngiliz dış politikasının Türk Boğazları'na yönelik yaklaşımlarını yapısal bir coğrafi kısıtlama çerçevesinde incelemektir. Çalışmada, İngiltere'nin dönemsel jeopolitik dalgalanmalara göre geliştirdiği taktiksel çözümlerin ötesinde, coğrafi dar geçitlerin büyük güç diplomasisi üzerindeki kalıcı ve sınırlayıcı etkisi kuramsal bir derinlikle çözümlenmektedir. Araştırma yöntemi olarak birincil arşiv belgelerine, diplomatik yazışmalara, uluslararası antlaşma metinlerine ve stratejik muhtıralara dayanan nitel tarihsel analiz yöntemi benimsenmiştir. Yazar, ampirik verileri ve arşiv kaynaklarını realist teori zemininde değerlendirerek, İngiliz dış politikasında kapatma ve özgürlük olarak adlandırılan iki zıt ama birbirini tamamlayan yapısal paradigmanın izini sürmektedir. Bu nitel ve tarihsel yaklaşım, İngiltere'nin Osmanlı egemenliğini destekleme veya sınırlandırma kararlarının ardındaki temel motivasyonu açıklamaktadır.
Araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgular, İngiltere'nin Boğazlar politikasının iki ana tarihsel evrede birbirine zıt stratejik yönelimler sergilediğini göstermektedir. On dokuzuncu yüzyıl boyunca İngiliz diplomasisi, Rus savaş gemilerinin Akdeniz'e çıkışını engellemek amacıyla kapatma politikasını benimsemiş ve bu kuralı 1809 Kale-i Sultaniye, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ve 1856 Paris Antlaşması gibi çok taraflı yasal metinlerle uluslararası hukukun bir parçası haline getirmiştir. Ancak I. Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkım, Rusya'daki rejim değişikliği ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile birlikte İngiltere, kendi savaş filosunun Karadeniz'e serbestçe erişimini güvence altına almayı amaçlayan özgürlük politikasına geçiş yapmıştır. Çalışma, bu keskin stratejik değişimin sadece anlık siyasi kararlardan değil, Boğazlar'ın dar geçit niteliğinden kaynaklanan kalıcı coğrafi kısıtlardan ileri geldiğini savunmaktadır. Sonuç olarak, her iki dönemde de coğrafi yapı, İngiltere'nin bölgesel ittifak sistemlerini ve askeri konuşlanmasını belirleyen en istikrarlı parametre olmuştur.
Makalenin tartışma ve sonuç bölümlerinde, elde edilen bulgular klasik jeopolitik kuramlar ve mevcut literatürle ilişkilendirilerek derinlemesine analiz edilmektedir. Yazar, coğrafyanın durağan bir unsur olmadığını, aksine stratejik hedefler doğrultusunda dinamik bir dış politika girdisi olarak işlev gördüğünü kanıtlamaktadır. Literatürde daha önce ağırlıklı olarak diplomatik pazarlıklar ve hukuki metinlerin detayları üzerinden ele alınan Boğazlar Sorunu, bu çalışmada jeopolitik kısıtlamaların devletlerin rasyonel sınırlarını çizdiği yapısalcı bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmaktadır. Bu yönüyle çalışma, Türk araştırmacılar için hem Osmanlı diplomasisi ile büyük güçlerin rekabetini anlamlandırmada hem de cumhuriyetin kurucu belgesi niteliğindeki Lozan ve ardından gelen Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin arka planındaki İngiliz stratejik mantığını kavramada önemli bir referans kaynağı sunmaktadır. Jeopolitik dar geçitlerin küresel güvenlikteki yerini kuramsal ve tarihsel bir sentezle sunması, çalışmanın literatürdeki özgün değerini pekiştirmektedir.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- 1774-1923 yılları arasında Türk Boğazları'na ilişkin İngiliz dış politikası karar mekanizmaları, yazışmaları, resmi anlaşmaları ve kabine raporları.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Birleşik Krallık Ulusal Arşivleri bünyesindeki Dışişleri Bakanlığı ve Kabine Ofisi belgeleri ile Kale-i Sultaniye, Paris ve Lausanne gibi temel uluslararası antlaşma metinleri.
- Veri toplama süreci
- UK National Archives bünyesindeki CAB ve FO serilerinden elde edilen diplomatik yazışmaların ve birincil arşiv belgelerinin analizine dayalı nitel belge incelemesi.
- Veri analiz yöntemi
- Klasik ve çağdaş yapısal realizm teorik perspektifleri doğrultusunda, coğrafi kısıtların dış politika yapımı üzerindeki uzun vadeli yapısal belirleyiciliğini ortaya koyan nitel tarihsel çözümleme yöntemi.
Coğrafyanın yapısal belirleyiciliğiKapatma politikasıÖzgürlük politikasıBüyük güç diplomasisiStratejik dar geçitlerDeniz hakimiyetiOsmanlı egemenliği
01Karadeniz havzasına sıkışmış olan Rusya için Boğazlar yaşamsal bir ekonomik ve askeri çıkış kapısı işlevi görürken, İngiltere'nin küresel deniz yollarını koruma arzusu iki büyük güç arasında coğrafi temelli kaçınılmaz bir rekabet doğurmuştur(Ediz, 2025).
02İngiltere, 19. yüzyıl boyunca Rus donanmasının Akdeniz'e inmesini engellemek için Osmanlı Devleti'nin egemenliğini ve Boğazlar üzerindeki kontrolünü bir güvenlik tamponu olarak destekleme stratejisini izlemiştir(Ediz, 2025).
03Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki yeni jeopolitik konjonktürde İngiltere, eski kapatma politikasını terk ederek kendi donanmasının Karadeniz'e erişimini güvence altına almayı amaçlayan Boğazlar'ın serbestisi politikasına yönelmiştir(Ediz, 2025).
04İttifak içi görüş ayrılıkları ve Türkiye'nin askeri olarak güçlenmesi üzerine İngiliz karar vericileri, Boğazlar'da doğrudan kontrol kurmak yerine bölgenin silahsızlandırılması ve uluslararası komisyon denetimine bırakılması formüllerine odaklanmıştır(Ediz, 2025).