Türk dış politikasında Afrika kıtası, özellikle 2005 yılında başlatılan açılım politikası ve son yirmi yılda derinleşen diplomatik temsil ağları çerçevesinde stratejik bir önem kazanmıştır. TİKA, Türkiye Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü ve AFAD gibi kurumlar vasıtasıyla kıtada yürütülen insani yardım, eğitim ve kalkınma odaklı faaliyetler, Türkiye'nin bölgedeki insani diplomasi kapasitesini güçlendirmiştir. Bununla birlikte akademide ve uluslararası kamuoyunda Türkiye-Afrika münasebetleri çoğunlukla Türkiye'den Afrika'ya doğru tek taraflı bir yardım akışı olarak kavramsallaştırılmıştır. 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli yıkıcı depremler, bu tek yönlü algıyı sınayan ve afete müdahalede uluslararası dayanışmanın Afrika ayağını görünür kılan kritik bir dönüm noktası teşkil etmiştir.
Bu araştırma, Kahramanmaraş depremleri sonrasında Afrika ülkelerinden Türkiye'ye yönelen resmî, sivil ve bireysel yardım ile destek adımlarını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma desenine sahip çalışmada, 6 Şubat 2023 ile 20 Nisan 2023 tarihleri arasında yayımlanan resmî diplomatik duyurular, haber metinleri, resmî kurumların internet sayfaları ve sosyal media paylaşımları kapsayıcı bir belge taraması yöntemiyle incelenmiştir. Elde edilen veriler Güney Afrika Cumhuriyeti, Somali, Senegal, Sudan, Cezayir ve Burundi gibi belirgin yardım adımları atan ülkeler bazında kategorize edilmiş; ayrıca diğer Afrika ülkelerinin taziye mesajları, nakdî/aynî katkıları ve Türkiye'de okuyan Afrikalı öğrencilerin saha çalışmaları tematik olarak gruplandırılmıştır.
Araştırma bulguları, Afrika kıtasındaki 54 ülkeden 20'sinin resmî makamları kanalıyla Türkiye'ye taziye ve destek mesajı ilettiğini, 16 ülkede afete yönelik aynî/nakdî yardım toplandığını veya dualar edildiğini, 5 ülkenin (Güney Afrika, Senegal, Sudan, Cezayir ve Burundi) ise Türkiye'ye doğrudan arama-kurtarma ve sağlık ekipleri sevk ettiğini göstermektedir. Cezayir hükümetinin sağladığı 30 milyon dolarlık finansal destek ve Somali'de toplanan 5 milyon dolarlık yardım öne çıkan somut rakamlardır. Bunun yanı sıra Çad'daki Gaoui mülteci kampında yaşayan sakinlerin topladığı sembolik yardımlar ile Kenyalı bir iş insanının eşine aldığı kolyeyi bağışlaması gibi örnekler, insani bağların ve toplumsal vefa duygusunun derinliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Türkiye'de bulunan Afrikalı öğrencilerin tercümanlık ve lojistik süreçlere aktif katılım sağladığı saptanmıştır.
Sonuç olarak çalışma, Türkiye'nin Afrika'da yürüttüğü insani yardım ve eğitim diplomasisinin kriz anlarında karşılıklı dayanışma ve toplumsal sempati biçiminde geri döndüğünü kanıtlamaktadır. Siyasi istikrarsızlık veya ekonomik yetersizliklerle mücadele eden ülkelerin dahi Türkiye'nin yardım çağrısına imkânları ölçüsünde yanıt vermesi, inşa edilen yumuşak gücün somut bir göstergesidir. Bu yayın, Afrika ile yürütülen ilişkilerin tek taraflı yük olmadığını belgelendirerek Türk dış politikası ve insani diplomasi literatürüne özgün bir ampirik katkı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, uluslararası ilişkilerde insani diplomasi, yumuşak güç (soft power) ve karşılıklılık ilkesi çerçevesine dayanmaktadır. Türkiye'nin son yirmi yılda Afrika'da TİKA, TMV ve YEE gibi kurumlar üzerinden inşa ettiği yumuşak gücün, afet gibi kriz dönemlerinde devletler ve toplumlar arası dayanışma davranışlarına nasıl dönüştüğü nitel belge analizi yaklaşımıyla ele alınmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Türk dış politikasında Afrika açılımını, insani yardımları ve yumuşak güç araçlarını inceleyen literatürü (Bayram 2014; Kavak 2020; Orakçı 2018) temel almaktadır. Türkiye'nin Afrika'daki varlığını tek taraflı insani yardım aktörü olarak değerlendiren ana akım yaklaşımlara karşı, afetin hemen ardından Afrika'dan Türkiye'ye verilen karşılıklı tepkileri nitel verilerle ortaya koyarak literatürdeki bu eksikliği gidermeyi hedeflemektedir.