Kriminoloji disiplini son yıllarda geleneksel kent suçu kalıplarının ötesine geçerek çevresel tahribatı ve ekolojik adaletsizlikleri inceleyen yeşil kriminolojiye doğru önemli bir paradigmik dönüşüm yaşamıştır. Aşırı avlanma, mercan ağarması, plastik kirliliği ve okyanus asitlenmesi gibi küresel krizler, okyanusları karmaşık çevresel zararların kesiştiği devasa zarar peyzajları haline getirmiştir. Ancak mevcut deniz güvenliği ve kolluk uygulamaları çoğunlukla Küresel Kuzey merkezli, ceza odaklı ve devlet kurumlarını önceliklendiren normatif modeller üzerine kurgulanmıştır. Bu durum, Küresel Güney ülkelerinin karşı karşıya kaldığı tarihsel eşitsizlikleri, yerel toplulukların geçim kaynaklarını ve ulusaşırı deniz çevresel suçlarının çok katmanlı yapısını açıklamakta yetersiz kalmakta ve literatürde bu özgün dinamikleri kapsayacak bütüncül bir teorik çerçevenin eksikliğini belirginleştirmektedir.
Bu makalenin temel amacı, denizel kriminoloji söylemindeki bu teorik boşluğu doldurmak üzere Güney Mavi Kriminolojisi adıyla kavramsallaştırılan yenilikçi bir kuramsal çerçeve geliştirmektir. Nitel ve kuramsal-kavramsal bir perspektif analizi olan çalışmada, mevcut kriminoloji teorileri, uluslararası deniz hukuku ve kıyı yönetişim uygulamaları eleştirel bir süzgeçten geçirilmektedir. Makalede ampirik veri toplama veya istatistiksel analiz yerine, Güney teorisi, yeşil kriminoloji ve mavi kriminolojinin kesişim noktaları metodolojik olarak sentezlenmiştir. Bu kapsamda çalışma, okyanus zararlarını anlamada tek tipten oluşan normatif çözümler yerine, yerel bağlamlara ve sosyo-ekonomik gerçekliklere duyarlı dört temel ilkesel yönelim önermektedir.
Çalışmada ortaya konulan Güney Mavi Kriminolojisi çerçevesi dört temel bütünleştirici ilkeye dayanmaktadır. İlk olarak, dar ve olay odaklı suç merkezli yaklaşımdan, gezegensel ve zamansal süreçleri kapsayan okyanus zarar peyzajları anlayışına geçiş önerilmektedir. İkinci olarak, yalnız devlet kurumlarını ve cezalandırıcı mekanizmaları esas alan yapılardan; özel sektörü, yerel toplulukları ve sivil aktörleri kapsayan bütüncül toplum ve çok merkezli yönetişim modellerine yönelim vurgulanmaktadır. Üçüncü olarak, evrensel kabul edilen Batı merkezli güvenlik normları yerine yerel bilgi sistemlerini ve informal yönetişim yapılarını tanıyan bağlama duyarlı stratejiler geliştirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Son olarak, insan merkezli bakış açısı aşılarak okyanusun ekolojik ve sosyal etkileşimlerde aktif bir özne olduğu insan ve insan-dışı bileşimler perspektifi sunulmaktadır.
Sonuç olarak çalışma, okyanus çevresel suçlarıyla mücadelede cezalandırıcı ve tek düzeli kolluk yaklaşımlarının sürdürülebilir olmadığını, ceza odaklı tutumların kimi durumlarda en kırılgan yerel toplulukları suçlulaştırarak daha büyük zararlara yol açtığını göstermektedir. Yazarlar, Küresel Güney'deki karmaşık deniz zararlarının önlenmesi için iyileştirici, kapsayıcı ve bağlama duyarlı politikaların zorunluluğunu vurgulamaktadır. Bu makale, literatür taraması yapan araştırmacılar için deniz kriminolojisi, ekolojik adalet ve ulusaşırı çevre hukuku alanlarında yeni teorik tartışmalar yürütmek, Küresel Güney odaklı tez çalışmalarında normatif devlet odaklı kalıpları esnetmek ve ampirik araştırmalar için kavramsal hipotezler türetmek bakımından temel bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, yeşil kriminoloji, güney kriminolojisi ve mavi kriminoloji yaklaşımlarını sentezleyen disiplinlerarası bir kuramsal çerçeveye dayanmaktadır. Bunun yanı sıra Bruno Latour'un aktör-ağ teorisinden türetilen insan ve insan-dışı bileşimler kavramı ile yerel ve çok merkezli yönetişim modellerinden yararlanılmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Brisman ve South tarafından geliştirilen yeşil kriminoloji literatürünü, Goyes ile Carrington ve arkadaşlarının Güney yeşil kriminolojisi çalışmalarını, Garcia Ruiz ve arkadaşlarının mavi kriminoloji kuramını ve Berg ile Shearing tarafından ortaya konulan zarar peyzajları ile bütüncül toplum yönetişimi kavramlarını ele alarak genişletmektedir.