Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplini, tarihsel olarak Batı merkezli kuramsal şablonların hegemonyası altında şekillenmiştir. Özellikle realist ve liberal yaklaşımlar, Batı dışı aktörlerin ve Türkiye gibi jeokültürel sınır hatlarında (liminal) yer alan devletlerin karmaşık yönelimlerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Türkiye'nin cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığı kimliksel dönüşümler, dış politika kırılmaları ve bölgesel arayışlar, klasik 'bilardo topu' veya 'eşmerkezli çemberler' metaforlarıyla tam anlamıyla kavranamamaktadır. Bu durum, küresel düzeyde çok kutupluluğun yükseldiği ve Batı hegemonyasının gerilediği mevcut konjonktürde, disiplinin ontolojik ve epistemolojik olarak çeşitlendirilmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirmektedir. Çalışma, bu kuramsal boşluğu ve açıklama açığını kapatmak amacıyla Türkiye'nin yüzüncü yılı bağlamında egemen Uİ teorilerini eleştirel bir süzgeçten geçirmektedir.
Çalışmanın temel amacı, Türkiye'nin cumhuriyet tarihi boyunca sergilediği realist izolasyonizm ve 'gömülü liberalizm' arasındaki kurucu gerilimi analiz ederek, küresel Uİ (Global IR) yaklaşımının sunduğu kavramsal araçların bu gidişatı açıklamadaki üstünlüğünü ortaya koymaktır. Metodolojik olarak makale, nitel ve kuramsal bir analize dayanmakta; tarihsel sosyoloji, inşacılık ve sömürge sonrası (post-colonial) kuramların kavramsal araçlarını sentezleyen bütüncül bir çerçeve sunmaktadır. Yazar, devletlerin davranışlarını yalnızca rasyonel maliyet-fayda hesaplarıyla değil, aynı zamanda kolektif hafıza, 'Sevr sendromu' ve 'Kapitülasyonlar sendromu' gibi ontolojik güvenlik kaygılarıyla da açıklamaktadır. Bu doğrultuda, realist 'bilardo topları' ve liberal 'eşmerkezli daireler' modellerine alternatif olarak, küresel etkileşimleri ve ilişkisel öğrenmeyi temsil eden bir 'Venn şeması' modeli önermektedir.
Araştırmanın temel bulguları, ne realizmin ne de liberalizmin tek başına Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal dinamiklerini açıklamaya yetmediğini göstermektedir. Türkiye'deki realist reflekslerin arkasında, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden miras kalan ontolojik güvensizlikler ve Batı merkezli uluslararası toplum tarafından damgalanma (stigmatization) korkusu yatmaktadır. Benzer şekilde, cumhuriyet projesine içkin olan liberal eğilimler, Batılı normların tek yönlü dayatılmasından ziyade yerel ve bölgesel hiyerarşilerle sürekli bir müzakere içinde şekillenmiştir. Yazarın geliştirdiği 'Venn şeması' modeli, devletleri hermetik olarak kapalı birer bilardo topu ya da Batı merkezine bağımlı halkalar olarak görmek yerine, kendi tarihsel özgüllükleriyle var olan ancak küresel sorunlar karşısında kesişen ve ilişkisel öğrenme kapasitesine sahip aktörler olarak tanımlamaktadır. Türkiye'nin liminal konumu, araştırmacılara dünyayı çoğulcu bir perspektifle okuma konusunda epistemolojik bir avantaj sağlamaktadır.
Makalenin tartışma ve sonuç kısmında, küresel Uİ yaklaşımının sunduğu çoğulcu ontolojinin, Batı dışı dünyadaki karmaşık gerçeklikleri anlamak için sunduğu somut fırsatlar değerlendirilmektedir. Önerilen Venn şeması modeli, literatürdeki 'interpolarity' ve 'multiplexity' gibi kavramlarla doğrudan ilişkilendirilerek, çok kutupluluğun kaçınılmaz bir çatışma ortamı yaratmak zorunda olmadığını, aksine ilişkisel öğrenme ve ortak sorunlara yaratıcı çözümler üretme potansiyeli barındırdığını savunmaktadır. Türkiye üzerine çalışan akademisyenlerin, bu epistemolojik eşdeğerliği harekete geçirerek ana akım Uİ teorilerinin Eurocentric varsayımlarını deşifre etme ve 'Anadolu'dan Uİ üretme' çabalarına katkı sunma potansiyeli yüksektir. Sonuç olarak bu çalışma, cumhuriyetin yüzüncü yılında hem Türkiye dış politikası yazınına hem de disiplinin küreselleşme çabalarına ufuk açıcı, metodolojik olarak zengin ve kuramsal olarak yetkin bir katkı sunmaktadır.
01Türkiye'nin yüzyıllık cumhuriyet serüveninde, milliyetçi ve egemenlikçi bir realist bakış açısıyla şekillenen yalnızlaşma eğilimleri ile cumhuriyet projesine içkin olan gömülü liberalizm arasında köklü bir gerilim bulunmaktadır(Fisher‐Onar, 2023).
02Geleneksel realizmin devletleri bilardo topu gibi birbiriyle çarpışan birer kapalı kutu olarak gören metaforu, devletler arasındaki tarihsel bağları ve ilişkisel etkileşimleri göz ardı ettiği için çok kutuplu dünyayı açıklamada yetersiz kalmaktadır(Fisher‐Onar, 2023).
03Türkiye'deki savunmacı realizm ve güvenlik kaygıları, rasyonel maliyet-fayda hesaplarından ziyade Osmanlı çöküşü ve Batı merkezli uluslararası sistemdeki damgalanmanın yarattığı ontolojik güvensizlik ve Sèvres sendromu gibi tarihsel travmalarla şekillenmektedir(Fisher‐Onar, 2023).
04Liberalizmin sunduğu eşmerkezli çemberler modeli, uluslararası sistemi Batı merkezli hiyerarşik bir yapıda tasvir ederek çevre ülkeleri asimilasyona zorlamakta ve sistem içindeki ırksal ve kültürel eşitsizlikleri görünmez kılmaktadır(Fisher‐Onar, 2023).
05Küresel Uİ perspektifini yansıtan Venn şeması modeli, devletleri hem kendilerine özgü tarihsel-kültürel kimliklere sahip hem de birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan gözenekli yapılar olarak ele alarak ilişkisel öğrenmeyi mümkün kılmaktadır(Fisher‐Onar, 2023).