Uluslararası ilişkiler disiplininde Soğuk Savaş sonrasında yaşanan yapısal dönüşümler, devletlerin dış politika tercihlerini ve ittifak ilişkilerini incelerken yalnızca maddi güç unsurlarına değil, kimlik, algı ve sosyal normlara dayalı yaklaşımlara duyulan ihtiyacı artırmıştır. Tek kutuplu bir sistemde süper güç ile ikincil güçler arasındaki ilişkilerin seyri, tarafların kendilerini ve dış dünyayı nasıl tanımladıklarıyla doğrudan ilintilidir. Bu bağlamda Türk-Amerikan ilişkileri, yetmiş yılı bulan tarihsel geçmişinde Soğuk Savaş'ın iki kutuplu yapısında ortak güvenlik kaygıları etrafında şekillenmişken, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte yeni bir nitelik kazanmıştır. İncelenen çalışmada, Türk dış politikasındaki kimlik dönüşümünün ve devlet kimliğinin yeniden üretilmesinin, iki ülke arasındaki stratejik ortaklık söylemine rağmen derin algı ve vizyon farklılıkları doğurduğu; bu durumun ise ikili ilişkileri asimetrik müttefiklikten yapıcı olmayan kriz ortamlarına sürüklediği sorunsalı ele alınmaktadır.
Çalışmanın temel amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde ve özellikle 2010'lu yıllardan itibaren Türkiye'nin yeniden üretilen devlet kimliğinin, ABD ile olan dış politika vizyonlarını, tehdit algılamalarını ve uluslararası hedeflerini nasıl ayrıştırdığını ortaya koymaktır. Yazar bu doğrultuda, Suriye İç Savaşı ve PYD/YPG sorunu, 15 Temmuz darbe girişimi ve FETÖ kriz durumu, S-400 hava savunma sistemleri ile CAATSA yaptırımları ve Doğu Akdeniz'deki enerji/deniz yetki alanları uyuşmazlığından oluşan dört temel vakayı incelemektedir. Çalışmada nitel araştırma desenine uygun olarak literatür taraması, içerik analizi ve söylem analizi yöntemleri bir arada kullanılmıştır. İnceleme sürecinde politika yapıcıların resmi demeçleri, strateji belgeleri, uluslararası raporlar ve basına yansıyan ifadeler algı, söylem ve siyasa boyutlarıyla analiz edilerek metodolojik bir bütünlük sağlanmıştır.
Elde edilen bulgular, Türkiye ile ABD arasındaki temel anlaşmazlıkların ontolojik ve stratejik öncelik farkından kaynaklandığını göstermektedir. Suriye krizinde Türkiye, terör koridorunu engellemeyi ve rejim değişiminden kaynaklanan istikrarsızlığı varoluşsal tehdit görürken, ABD'nin DAEŞ ile mücadele gerekçesiyle PYD/YPG'yi taktiksel müttefik edinmesi güven krizini derinleştirmiştir. 15 Temmuz sonrası FETÖ elebaşının iadesi konusundaki isteksizlik ve ABD'li yetkililerin söylemleri Türk kamuoyundaki olumsuz algıyı pekiştirmiştir. S-400 tedariki sürecinde Türkiye'nin hava savunma ihtiyacının NATO müttefiklerince karşılanmaması ve F-35 projesinden çıkarılarak CAATSA yaptırımlarına maruz bırakılması, ittifak ilişkisini zedelemiştir. Doğu Akdeniz'de ise ABD'nin Türkiye'yi dışlayan bölgesel aktörlerle iş birliğine yönelmesi, Türkiye'nin kendi kıta sahanlığını ve TRNC haklarını korumaya yönelik özerk politikalar izlemesini zorunlu kılmıştır.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazar, ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin temel nedeninin Soğuk Savaş alışkanlığı olan asimetrik bağımlılık modelinin artık sürdürülemez oluşuyla açıklandığını vurgulamaktadır. Türkiye, uluslararası siyasette otonomisi yüksek, kendi kimlik ve güvenlik önceliklerini merkeze alan dengeli bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi talep etmektedir. ABD'nin bölgesel gerçekliklerden uzak makro hedefleri ile Türkiye'nin alan odaklı güvenlik ihtiyaçlarının çelişmesi krizleri kronikleştirmektedir. Çalışma, literatür taramaları açısından devlet kimliğinin yeniden üretiminin dış politikadaki kriz üretme potansiyelini ampirik vakalarla doğrulamakta; Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğine dair kamu diplomasisi, sivil-asker bürokrasi kanallarının kurumsallaştırılması ve risk-fırsat analizine dayalı yapıcı politika önerileri sunarak literatüre özgün bir katkı sağlamaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal temelini uluslararası ilişkiler kuramlarından inşacılık (konstruktivizm) ve Alexander Wendt'in kimlik ile anarşi kültürü (Hobbesçu, Lockecu, Kantçı) kavramsallaştırmaları oluşturmaktadır. İradenin (aktör) ve yapının karşılıklı etkileşimi üzerinden çıkar ile davranışların kimlikler tarafından inşa edildiği kabul edilmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışmada Soğuk Savaş ve sonrası Türk dış politikası, Türk-Amerikan ilişkileri ve inşacı teori literatürü geniş biçimde ele alınmıştır. Alexander Wendt, Trine Flockhart ve Maja Zehfuss'un inşacı yaklaşımlarının yanı sıra Baskin Oran, Hasan Kösebalaban, İlhan Uzgel, Meliha Benli Altunışık, Şaban Çalı, Kılıç Buğra Kanat, Ozan Örmeci ve Didem Buhari Gülmez gibi Türk dış politikası uzmanlarının eserlerine başvurulmuştur.