Pakistan, 225 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık beşinci ülkesi olmasının yanı sıra su kaynaklarının yönetimi konusunda kritik bir eşikte bulunmaktadır. Ülkenin sahip olduğu devasa Indus Havzası Sulama Sistemi (IBIS), tarımsal üretimin can damarı olmasına rağmen, hızlı nüfus artışı ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle kişi başına düşen su miktarı dramatik şekilde azalmaktadır. 1951 yılında 5.000 metreküp olan kişi başı su miktarının 2025 yılına kadar 800 metreküpe gerilemesi beklenmekte, bu durum ülkeyi su stresi çeken bir bölgeden doğrudan su kıtlığı yaşayan bir coğrafyaya sürüklemektedir. Makale, bu ekolojik ve yönetimsel krizin sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda Pakistan'ın ulusal güvenliğini tehdit eden temel bir beka meselesi olduğunu vurgulayarak literatürdeki tartışmaları derinleştirmektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, Pakistan'daki mevcut su rezervlerinin durumunu, sektörel kullanım oranlarını ve yönetimsel eksiklikleri sistematik bir bakış açısıyla inceleyerek 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda somut politika önerileri sunmaktır. Araştırmada nitel ve nicel yöntemlerin birleştiği karma bir yaklaşım benimsenmiş; yedi aylık bir süre zarfında Skardu'dan Indus Deltası'na kadar uzanan geniş bir coğrafyada saha ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Sistematik literatür taraması (SLR) stratejisi kullanılarak mevcut yönetişim modelleri analiz edilmiş, barajlar ve regülatörler üzerinde yerinde gözlemler yapılmış ve ilgili kurum personeliyle derinlemesine mülakatlar yürütülmüştür. Bu metodolojik çeşitlilik, su güvenliği sorununun hem teknik kapasite hem de bürokratik koordinasyon eksikliği boyutlarını bütüncül olarak ortaya koymayı hedeflemiştir.
Araştırma bulguları, Pakistan'ın su depolama kapasitesinin küresel standartların çok altında olduğunu ve mevcut büyük barajların sedimantasyon nedeniyle ciddi oranda kapasite kaybına uğradığını göstermektedir. Ülkedeki su talebinin yıllık ortalama yüzde 10 oranında arttığı tespit edilirken, yeraltı sularının yüzde 83 oranında kontrolsüz bir şekilde tarımsal faaliyetler için çekilmesi su tablalarının hızla çökmesine neden olmaktadır. Ayrıca, 2022 yılında yaşanan sel felaketlerinde olduğu gibi, suyun depolanamaması sonuçunda milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp yaşanmakta ve iklim değişikliği Pakistan'ı küresel emisyonlardaki payı düşük olmasına rağmen en savunmasız ülkelerden biri konumuna getirmektedir. Mevcut kurumsal yapının yatay ve dikey koordinasyon eksikliği, suyun adil dağıtımı konusundaki eyaletler arası güvensizliği daha da derinleştiren temel bir bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Elde edilen sonuçlar ışığında çalışma, Pakistan'ın su krizini aşabilmesi için akıllı sulama sistemlerine geçişin, atık su geri dönüşümünün ve yeni rezervuar inşasının kaçınılmaz olduğunu savunmaktadır. Yazarlar, 1991 Su Paylaşım Anlaşması ve 2018 Ulusal Su Politikası gibi yasal düzenlemelerin kağıt üzerinde kalmaması için güçlü bir siyasi irade ve teknoloji odaklı bir yönetişim modelinin gerekliliğini tartışmaktadır. Literatürde genellikle sektörel bazda ele alınan su sorunu, bu çalışmada insani güvenlik perspektifiyle ilişkilendirilerek kapsamlı bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu analiz, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki su yönetişimi ve iklim dirençliliği konularında araştırma yapan bilim insanları için, politika uygulama süreçlerindeki darboğazları anlamak ve çözüm odaklı stratejiler geliştirmek adına önemli bir akademik kaynak teşkil etmektedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG 6) ve Binyıl Kalkınma Hedefleri (MDG) çerçevesinde, suyun sadece bir doğal kaynak değil, insani ve ulusal güvenliğin temel bir bileşeni olduğu kuramsal zemini üzerine inşa edilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Pakistan'ın nüfus projeksiyonları, 1960 Indus Suları Anlaşması (IWT), 2018 Ulusal Su Politikası, Dünya Bankası'nın yeraltı suyu raporları ve Pakistan Meteoroloji Departmanı'nın iklim değişikliği göstergeleri literatürün temelini oluşturmaktadır.