Türkiye siyasetinde laiklik ve din-devlet ilişkileri, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren merkez-çevre karşıtlığı bağlamında temel bir toplumsal ve siyasal fay hattı oluşturmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihsel mirası gereği katı/dışlayıcı laiklik yaklaşımının ana temsilcisi olarak tanımlanmış, kamusal alanda dinin görünürlüğüne dönük kısıtlayıcı politikaları destekleyen bir tutum sergilemiştir. Ancak 2010 sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığa gelmesiyle parti, bu geleneksel duruşundan aşamalı olarak uzaklaşmış ve dini inanç ile ibadet özgürlüğünü teminat altına alan özgürlükçü laiklik söylemini benimsemiştir. Literatürde partinin bu düşünsel ve stratejik eksen kayması geniş biçimde gözlemlenmiş olmakla birlikte, dönüşümü tetikleyen içsel ve dışsal dinamiklerin bütüncül bir parti değişimi kuramı çerçevesinde çözümlemesi eksik kalmıştır. Bu makale, söz konusu ideolojik değişimin arkasındaki liderlik, post-sekülarizm ve siyasal sistem dönüşümlerini kuramsal bir derinlikle ele alarak literatürdeki bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.
Çalışmanın temel amacı, CHP’nin daha yumuşak ve kapsayıcı bir sekülarizm anlayışına geçiş sürecini tanımlamak ve bu değişimi yönlendiren temel faktörleri açıklamaktır. Nitel durum çalışması desenini benimseyen araştırmacı, Panebianco ile Harmel ve Janda’nın parti değişimi kuramlarından yararlanarak değişimi bir iç ve iki dış etken üzerinden analiz etmektedir. İç etken olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderlik değişimi ve partiyi oy maksimizasyonunu hedefleyen kitle partisine dönüştürme stratejisi incelenmektedir. Dış etkenler arasında ise küresel ve yerel düzeyde post-sekülarizmin yükselişi ile Türkiye’nin 2017 anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemine geçişi yer almaktadır. Yazar, parti seçim bildirgeleri, lider açıklamaları, sivil toplum raporları ve ittifak stratejilerini içeren birincil belgeleri söylem ve içerik analizi teknikleriyle inceleyerek kuramsal modelini olgusal kanıtlarla desteklemektedir.
Araştırmanın bulguları, CHP’deki laiklik anlayışı değişiminin üç temel etkenin kesişimiyle gerçekleştiğini göstermektedir. İlk olarak, 2010 yılında Kılıçdaroğlu'nun yönetime gelmesi, partide oy maksimizasyonunu ilkesel saflığın önüne geçiren bir stratejik zihniyet değişimini başlatmıştır. İkinci olarak, post-sekülarizmin kamusal alanda dini sembol ve söylemlere daha geniş yer açan küresel hegemonyası, geleneksel laiklik anlayışının etkililiğini sörgülatmıştır. Parti yönetiminin üniversitelerde ve kamu personelinde başörtüsü yasağının kaldırılmasına sessiz kalması, tarikat ve cemaatleri sivil toplum bağlamında yeniden değerlendirmesi ve helalleşme politikasını başlatması bu dönüşümün somut göstergeleridir. Üçüncü olarak, başkanlık sisteminin getirdiği yüzde 50 artı bir oy zorunluluğu, CHP’yi muhafazakâr partilerle seçim ittifakları kurmaya zorlamış ve ideolojik yumuşamayı meşrulaştıran sistemik bir dış şok işlevi görmüştür.
Sonuç olarak çalışma, CHP’deki post-seküler dönüşümün geçici bir seçim taktiği olmaktan öte, parti liderliği ve sistemik fırsat yapılarının etkileşimiyle biçimlenen kalıcı bir stratejik hat olduğuna işaret etmektedir. Yazar, kamusal alanda dinselleşmenin artmasına karşın parti içinde eski tip katı laikliğe güçlü bir geri dönüş ihtimalinin düşük olduğunu, zira post-seküler söylemin muhafazakâr seçmene ulaşmada tek yol olarak görüldüğünü vurgulamaktadır. Bu araştırma, Türk siyasal hayatı ve karşılaştırmalı siyaset literatüründe geleneksel merkez sol ve seküler partilerin dinle kurduğu ilişkiyi yeniden kavramsallaştırma hususunda özgün bir katkı sunmaktadır. Türkiye üzerine çalışan araştırmacılar için makale, parti değişimi kuramlarının gelişmekte olan ülkelerdeki ve kutuplaşmış siyasal sistemlerdeki uygulanabilirliğini gösteren nitelikli bir referans kaynağı niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Panebianco (1988) ile Harmel ve Janda (1994) tarafından geliştirilen parti değişimi (party change) kuramsal çerçevesine ve Gauja'nın çok düzeyli analiz modeline dayanmaktadır. Parti içi liderlik değişimini içsel faktör; post-sekülarizmin küresel ve yerel hegemonyasını ve başkanlık sistemine geçişi ise partiyi temel hedeflerini yeniden değerlendirmeye iten dışsal şoklar/etkenler olarak ele almaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Lipset ve Rokkan'ın merkez-çevre toplumsal yarılma kuramı, Şerif Mardin'in Türkiye siyaseti üzerine merkez-çevre analizleri, Jürgen Habermas ve Charles Taylor'ın post-seküler toplum tartışmaları ile Krouwel'in kitle partisi (catch-all party) kavramsallaştırmalarına dayanmakta ve Türkiye'de CHP üzerine yazılmış geniş literatürle diyalog kurmaktadır.