Günümüzde küresel gıda sistemleri, artan nüfus baskısı, iklim değişikliği ve çevresel bozulma nedeniyle ciddi bir sürdürülebilirlik kriziyle karşı karşıyadır. Büyüyen küresel nüfusun 2050 yılına kadar 9,1 milyara ulaşacağı tahmin edilirken, endüstriyel tarım yöntemlerinin yoğun sentetik gübre ve kimyasal pestisit kullanımına dayalı yapısı kısa vadeli verim artışları sağlasa da uzun vadede toprak yapısını bozmakta, biyoçeşitliliği tehdit etmekte ve küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Afrika kıtası özelinde, tarım sektörü nüfusun çoğunluğunun geçim kaynağı olmasına karşın; azalan toprak verimliliği, kuraklık, su kıtlığı ve pazar erişim kısıtları nedeniyle gıda güvencesizliği derinleşmektedir. Bu durum, ekosistem dengesini korurken gıda üretimini artırabilecek, yerel toplulukların sosyo-ekonomik koşullarını iyileştirecek ve iklim şoklarına karşı direnç sağlayacak yeni bir tarımsal üretim paradigmalarını zorunlu kılmaktadır.
Bu derleme çalışmasının temel amacı, Afrika'daki küçük ölçekli çiftçiler arasında tarımsal ekolojik tekniklerin benimsenme durumunu, bu uygulamaların gıda egemenliği ve sürdürülebilir gıda üretimi üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla incelemektir. Araştırmada disiplinlerarası bir tarama yöntemi benimsenerek kıta genelinde yürütülen saha uygulamaları, agroforestri sistemleri, polikültür yetiştiriciliği, biyolojik zararlı yönetimi ve toprak su koruma tekniklerine dair ampirik ve kuramsal literatür sentezlenmiştir. İnceleme; tarımsal ekolojinin çeşitlilik, verimlilik, doğal düzenleme, sinerji ve geri dönüşümden oluşan beş temel ilkesi doğrultusunda yapılandırılmış, küçük çiftçilerin dış girdilere bağımlı olmadan yerel bilgi ve doğal süreçlerden yararlanarak üretim kapasitelerini nasıl geliştirebilecekleri çözümlenmiştir.
Elde edilen sentez bulguları, Afrika'da yaklaşık 33 milyon küçük ölçekli çiftliğin bulunduğunu ve bunların kıtadaki toplam çiftliklerin %80'inden fazlasını oluşturarak gıda arzında hayati bir rol oynadığını göstermektedir. Tanzanya, Malavi, Nijer, Madagaskar ve Uganda gibi ülkelerde uygulanan azot bağlayıcı ağaçlı agroforestri sistemleri, örtü bitkileriyle nöbetleşe ekim ve zararlılarla biyolojik mücadele tekniklerinin mısır ve tahıl verimini belirgin şekilde artırdığı doğrulanmıştır. Örneğin mısırın Tephrosia veya Calliandra gibi çalılarla birlikte yetiştirilmesinin hektar başına verimi 5 tondan 8 tona çıkardığı, korumalı tarım uygulamalarının ise toprak nemini koruyarak kuraklık riskini azalttığı tespit edilmiştir. Buna karşın, organik gübre ve biyopestisit hazırlamanın gerektirdiği emek yoğunluğu ile teknik bilgi eksikliği, özellikle kadın çiftçiler üzerinde ek yük oluşturmakta ve uygulamaların yaygınlaşmasını sınırlandırmaktadır.
Sonuç olarak çalışma, tarımsal ekolojinin yalnızca teknik bir üretim biçimi değil, aynı zamanda yerel gıda egemenliğini, sosyo-ekonomik adaleti ve ekolojik dayanıklılığı destekleyen bütüncül bir yaklaşımlar bütünü olduğunu ortaya koymaktadır. Geleneksel çiftçilik bilgisinin modern ekolojik bilimle harmanlanması, dışsal krizlere karşı çiftçi özerkliğini güçlendirmektedir. Ancak tarımsal ekolojik dönüşümün kıta genelinde kalıcı bir etki yaratabilmesi için politika yapıcıların, araştırma kurumlarının ve uzantı hizmetlerinin bu sistemleri destekleyecek kurumsal reformları hayata geçirmesi gerekmektedir. Literatür taramaları açısından bu çalışma, küçük ölçekli üreticilerin gıda güvencesizliğiyle mücadelesinde sürdürülebilir, düşük maliyetli ve doğayla uyumlu müdahale modelleri tasarlamak isteyen araştırmacılara kapsamlı bir teorik ve pratik zemin sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, tarımsal ekolojinin beş temel ilkesi olan çeşitlilik, verimlilik, doğal düzenleme, sinerji ve geri dönüşüm kavramsal çerçevesine dayanmaktadır. Ayrıca tarımsal ekolojik dönüşümün eko-verimlilik artışı, girdi ikamesi ve sistemin yeniden tasarımı boyutları ile gıda egemenliği kuramı bütünleştirilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, endüstriyel tarımın neden olduğu sera gazı emisyonları, pestisit kullanımı ve biyoçeşitlilik kaybı üzerine odaklanan küresel literatürü ele almaktadır. Aynı zamanda Afrika genelinde (Nijerya, Uganda, Tanzanya, Malavi, Madagaskar, Ruanda, Zimbabve vb.) küçük ölçekli çiftçilerin uyguladığı korumalı tarım, agroforestri, nöbetleşe ekim ve biyolojik zararlı kontrolü araştırmalarını sentezlemektedir.
01Endüstriyel tarım yöntemleri verim artışı sağlasa da küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 25 ila 30'undan sorumlu olarak iklim krizini derinleştirmekte ve uzun vadeli gıda güvenliğini tehdit etmektedir(Akanmu et al., 2023).
02Afrika'da mısır tarlalarında Tephrosia ve Calliandra gibi hızlı büyüyen azot bağlayıcı çalıların birlikte yetiştirilmesi, tek ürün ekimine kıyasla toplam mısır rekoltesini hektar başına 5 tondan 8 tona yükseltmiştir(Akanmu et al., 2023).
03Sürdürülebilir tarımsal yoğunlaşma programları 2010 yılı itibarıyla 12,75 milyon hektardan fazla alanda iyileşme sağlamış ve 10,39 milyon Afrika çiftçi ailesine doğrudan fayda sunmuştur(Akanmu et al., 2023).
04Kompost, biyokömür ve biyopestisit gibi organik girdilerin çiftçiler tarafından bizzat hazırlanma zorunluluğu, özellikle kadın çiftçiler üzerinde ek bir iş gücü yükü ve zaman baskısı yaratmaktadır(Akanmu et al., 2023).