Ermenistan'ın Ararat Ovası'nda yer alan Artaxata antik kenti, MÖ 2. yüzyılda Artaksiyad Krallığı'nın başkenti olarak kurulmuş olmasının yanı sıra, bu tarihten önce Kalkolitik, Erken Demir Çağı ve Urartu dönemlerinde de yoğun yerleşim görmüş stratejik bir merkezdir. Güney Kafkasya arkeolojisinde MÖ 1. binyıl toprak mimarisi oldukça yaygın bir yapı geleneğini temsil etse de, bu yapı malzemelerinin jeoarkeolojik ve arkeobotanik yöntemlerle incelenmesi ve toplumsal yapıyla ilişkilendirilmesi literatürde oldukça sınırlı kalmıştır. Antik kaynaklar kentin kuruluşunda alanın meskûn olmadığını belirtse de, son arkeolojik kazılar alanda görkemli bir Urartu yerleşiminin mevcudiyetini ortaya koymuştur. Bu durum, Hellenistik dönem topluluklarının alanın doğal ve inşa edilmiş çevresiyle kurduğu ilişkinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Araştırma kapsamında, Artaxata kentsel alanındaki farklı tepelerden (Hill II, Hill XIII ve güney ovası) ve farklı kronolojik evrelerden (Urartu, Hellenistik Safha I, II ve III) toplanan 34 adet kerpiç ve toprak örneği analize tabi tutulmuştur. Hammadde tedariki ve üretim teknolojisini belirlemek amacıyla X-ışını Floresan Spektrometresi (ED-XRF) ile jeokimyasal analizler yapılmış; ince kesit petrografisi, mikromorfoloji, dane boyutu (granülometri) analizi, kalsimetri ve organik madde kaybı (LOI) testleri uygulanmıştır. Ayrıca, bitkisel katkı maddelerinin türünü ve koruma durumunu belirlemek amacıyla ince kesitler üzerinde doğrudan fitolit analizi yürütülmüştür. Bu çoklu analiz yaklaşımı, malzemelerin kaynak bileşimlerini ve üretim aşamalarındaki insan müdahalelerini mikro ölçekte görünür kılmaktadır.
Analiz sonuçları, tüm kerpiç örneklerinin Ararat Dağı kökenli volkanik püskürük kayaçlar (andezit, bazalt, pomza ve volkanik cam) içeren son derece homojen bir yerel toprak kaynağından üretildiğini göstermektedir. Bununla birlikte, Urartu ve Hellenistik dönem kerpiç reçeteleri arasında belirgin farklar saptanmıştır. Urartu dönemi kerpiçlerinin %50'yi aşan daha yüksek silt oranına ve kireç katkısına sahip olduğu, daha yoğun bir hamur yapısı sergilediği görülmüştür. Hellenistik dönem kerpiçlerinde ise silt oranının %40 ve altına düştüğü, matrikste tam entegre olmamış eski kerpiç topaklarının (karışmayan çökeller) varlığı ve fitolitlerin ayrışmış kümeler (clustered patterns) halinde bulunması tespit edilmiştir. Bu bulgular, Hellenistik toplulukların yeni kerpiç üretirken terk edilmiş Urartu yapı malzemelerini kırıp su ve ek saman katkısıyla yeniden işleyerek kullandıklarını doğrulamaktadır.
Çalışma, arkeolojik kayıtlarda saptanması son derece güç olan kerpiç malzemenin fiziksel yeniden kullanımını (recycling/re-use) kanıtlayan yenilikçi bir jeoarkeolojik metodoloji sunmaktadır. Hellenistik kentin hızlı inşası sürecinde, amelelerin yüksek tepe noktalarına hammadde taşıma maliyetini azaltmak amacıyla alandaki hazır Urartu kerpiç yıkıntılarını opportunist ve enerji tasarruflu bir yaklaşımla değerlendirdikleri anlaşılmaktadır. Bu durum, antik mimari üretimde iş gücü organizasyonu ve hammadde ekonomisi konularına yeni bir bakış açısı getirmektedir. Çalışmanın ortaya koyduğu entegre mikromorfoloji ve fitolit analizi yöntemi, Yakındoğu ve Akdeniz arkeolojisinde toprak mimari ve yerleşim sürekliliği konularında yürütülecek gelecek araştırmalar için nitelikli bir referans oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, mimari yapı teknolojisini toplumsal pratiklerin ve insan-çevre etkileşiminin bir yansıması olarak ele alan operasyonel zincir (chaîne opératoire) ve mimari enerji harcaması kuramsal yaklaşımlarına dayanmaktadır. Yapı malzemelerinin üretimi, hammadde temini, katkı maddesi seçimi ve iş gücü organizasyonu toplumsal bir öğrenme ve gelenek aktarımı bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca, antik mimaride malzemenin kırılıp su ve yeni katkı maddeleriyle karıştırılarak yeniden şekillendirilmesini kapsayan yoğun geri dönüşüm pratikleri, binaların yaşam döngüsü ve sürdürülebilir kaynak kullanımı kuramları çerçevesinde çözümlenmektedir.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Kafkasya ve Yakındoğu arkeolojisinde kerpiç mimarisine dair yürütülen makro ve mikro düzeydeki çalışmaları kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Özellikle Mezopotamya ve Levant örnekleriyle karşılaştırıldığında Kafkasya Klasik Dönem yapılarının ihmal edildiğine dikkat çekilmektedir. Literatürde fırınlanmış tuğla veya devşirme taş kullanımının kolay tespiti karşısında, kerpiç gibi toprağa geri dönüştürülen malzemelerin yeniden kullanımının izlenmesinde yaşanan metodolojik eksiklikler vurgulanmaktadır. İnce kesit fitolit analizleri ve mikro taşıyıcı izlerin mimari analizlerde kullanımı hususunda mevcut metodolojik boşluklar yerli ve yabancı literatür referanslarıyla temellendirilmektedir.