Erken modern Osmanlı tıp tarihi araştırmalarında, devletin bilimsel yeniliklere ve yeni tıbbi yaklaşımlara karşı takındığı tavır sıklıkla resmi fermanlar üzerinden değerlendirilmiştir. Ancak ikincil literatürde yerleşmiş olan bazı temel kronolojik ve metinsel kabuller, Osmanlı devletinin tıbbi yenilikleri (Tıbb-ı Cedid) topyekûn yasakladığı yönünde hatalı çıkarımlara zemin hazırlamıştır. Özellikle 18. yüzyılın başlarına ait denetim belgelerinin bağlamından koparılarak okunması, Osmanlı yönetiminin bilimsel gelişmelere direnç gösterdiği yönündeki Doğubilimci veya teleolojik tarih tezlerini beslemiştir. Bu alan bağlamında temel sorun, tıbbi düzenleme fermanlarının ideolojik bir doktrin yasağı mı yoksa kamu sağlığını ve çarşı-pazar dengesini gözeten sosyo-ekonomik denetimler mi olduğunun açıkça ayırt edilememiş olmasıdır.
Bu araştırma, Osmanlı Başbakanlık Osmanlı Arşivi Mühimme Defterleri kayıtları ve dönemin kronikleri ışığında, 1703 tarihli fermanın metinsel ve tarihsel bağlamını yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Metodolojik olarak nitel arşiv araştırması ve eleştirel historiografik çözümleme yöntemleri benimsenmiştir. Çalışmada ilk olarak Ahmet Refik Altınay'ın Hicrî On İkinci Asırda İstanbul Hayatı adlı eserindeki transkripsiyon hatası takip edilerek, 1704 (Hicri 1116) olarak bilinen belgenin aslında Sultan II. Mustafa saltanatının son günlerine, Haziran 1703 (Hicri Muharrem 1115) tarihine ait olduğu saptanmıştır. Ayrıca hekim ve cerrah dükkânlarının erken modern İstanbul pazarlarındaki esnaf statüsü ve gedik sistemi içerisindeki kurumsal işleyişi sosyo-ekonomik açıdan analiz edilmiştir.
Araştırmanın bulguları, 1703 fermanının Tıbb-ı Cedid doktrinini ya da Paracelsusçu kimyasal tıbbı külliyen yasaklamadığını, Edirne'de yetkisiz bir hekimin hatalı tedavisi sonuçu bir saray katibinin ölmesi üzerine başlatılan münferit bir liyakat denetimi olduğunu göstermektedir. Fermanın asıl hedefi, yetkinliği hekimbaşı imtihanıyla kanıtlanmamış, izinsiz dükkân açan ve ehliyetsiz ilaç kullanan Avrupa menşeili 'sahte hekimler' olmuştur. Osmanlı yönetimi hekim dükkânlarını çarşı pazarın bir parçası, hekimleri ise esnaf zümresi olarak değerlendirmiştir. 1729 tarihli sonraki fermanlar da kimyasal tıbba yönelik bir yasağın kaldırılması değil, hekim dükkânlarının sayısını sınırlayan bekleme listesi (beş nefer mülazim) ve gedik sisteminin tıbbi mesleklere uyarlanması niteliğindedir.
Sonuç olarak çalışma, Osmanlı devletinin tıbbi alana müdahalesinin ideolojik veya doktrinel bir yasaklama olmadığını, aksine mesleki ehliyet denetimi ve piyasa düzenlemesine dayandığını kanıtlamaktadır. Bu tespit, erken modern Osmanlı bilim tarihinin şematik karşıtlıklar (gelenekçi-yenilikçi) yerine esnaf lonca dinamikleri ve kamu sağlığı politikaları çerçevesinde incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Osmanlı tıp tarihi üzerine çalışan araştırmacılar için bu inceleme, ikincil derlemelerdeki tarih ve transkripsiyon verilerinin birincil arşiv belgeleriyle doğrulanmasının hayati önemini göstermekte ve tez/makale çalışmalarında Osmanlı tıp kurumsallaşmasının iktisadi boyutunu dikkate alan yeni bir perspektif sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Osmanlı tıbbi ve iktisadi kurumlarının incelenmesinde eleştirel arşivsel analiz, hisbe/ihtisab hukuku kuramsal yaklaşımı ve gedik düzeni sosyo-ekonomik pazar analizi çerçevesini kullanmaktadır. Sağlık uygulayıcılarının yalnız tıbbi uzmanlar değil, aynı zamanda pazarda hizmet sunan esnaf zümresi olduğu kabulüne dayanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Ahmet Refik Altınay'ın İstanbul Hayatı derlemesindeki hatalı transkripsiyonu esas alan Abdülhak Adnan Adıvar, Bernard Lewis, Nil Akdeniz Sarı, Osman Şevki Uludağ ve Harun Küçük gibi araştırmacıların eserlerindeki historiografik kabulleri eleştirel biçimde incelemekte, Markus Köhbach'ın 1703 fermanının arka planına dair tespitlerini Osmanlı arşiv belgeleriyle derinleştirmektedir.