Nicel araştırma makalesi incelemesi
DOI: 10.30927/ijpf.688067Türkiye’nin İhracatının Yapısı ve Teşvik Politikaları
Uluslararası ticaret ve kalkınma iktisadı literatüründe, ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınma süreçleri, ürettikleri ve ihraç ettikleri ürünlerin çeşitliliği ile doğrudan ilişkilendirilmektedir. Bu çerçevede, bir ülkenin üretim kapasitesi ve sahip olduğu beşeri/teknolojik kabiliyetler, ihracat sepetinin niteliğini belirlemektedir.
Makalenin anahtar kelimeleri
- Yazar
- Gül Ertan Özgüzer
- Yayın
- Tarih
- 2020
Makalenin Kapsamı ve Akademik İçeriği
Dünya ekonomisinde ülkelerin refah düzeyleri ve büyüme hızları, ürettikleri ürünlerin niteliği ve çeşitliliği ile yakından ilişkilidir. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki temel makas, yüksek gelirli ekonomilerin üretim süreçlerinde çok çeşitli yetenekleri bir araya getirerek karmaşık ürünler ortaya koyabilmesinden kaynaklanmaktadır. Türkiye gibi orta gelir seviyesinde bulunan ülkelerin yüksek gelir düzeyine erişmesi, ihracat kompozisyonunu katma değeri yüksek karmaşık ürünlere doğru dönüştürmesinden geçmektedir. Ancak Türkiye'nin küresel ticaret ağlarında ekonomik karmaşıklık sıralamasında arzulanan atılımı gerçekleştirememesi ve son yirmi yılda benzer sıralamalarda kalmesi, üretim yapısındaki dönüşümün önündeki engellerin ve teşvik politikalarının etkinliğinin incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmada, karmaşıklık ve çeşitlilik kavramları temel alınarak Türkiye'nin 1995 ve 2015 yılları arasındaki ihracat kompozisyonundaki yapısal değişim ve bu değişimin uygulanan teşvik politikalarıyla olan ilintisi incelenmiştir. Araştırmada yöntem olarak, Hidalgo ve Hausmann tarafından geliştirilen yansımalar metodu ve ürün uzayı analizi kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler Comtrade veri tabanından elde edilen ve SITC Rev.4 sınıflamasına tabi olan 775 ürün, benzer yetenekler gerektiren 35 topluluğa ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, her ürün için hesaplanan ürün karmaşıklık endeksi ile ülkelerin rekabet güçlerini yansıtan açıklamalı karşılaştırmalı üstünlük endeksleri hesaplanmış, böylece yirmi yıllık dönemdeki yapısal dönüşümün seyri nicel olarak ortaya konulmuştur.
Araştırma bulguları, Türkiye'nin son yirmi yılda ihracat kompozisyonunda giysi ve tekstil gibi düşük karmaşıklıktaki sektörlerden makine gibi orta-yüksek karmaşıklıktaki sektörlere doğru kayda değer bir sıçrama gerçekleştirdiğini göstermektedir. 1995 yılında en büyük paya sahip olan giysi sektörü liderliğini 2015 yılında makine sektörüne devretmiştir. Ancak bu dönüşüme rağmen, Türkiye'nin en çok rekabet üstünlüğü kazandığı 14 ürünün genel olarak düşük karmaşıklığa sahip, üretimi sıradan yetenekler gerektiren ürünler olduğu saptanmıştır. Ayrıca, en yüksek karmaşıklık derecesine sahip kimyasallar, sağlık ürünleri ve elektronik gibi kritik topluluklarda Türkiye'nin küresel ihracat çeşitliliği son derece sınırlı kalmış ve bu alanlarda yeterli yapısal çeşitlenme sağlanamamıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmında, Türkiye'nin karmaşık ve yüksek katma değerli ürünlere doğru yapısal dönüşümü gerçekleştirememesinde, 1995 yılı sonrasında uygulanan teşvik politikalarının rolü vurgulanmaktadır. Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ve Avrupa Birliği Gümrük Birliği anlaşması sonrasında seçici sektörel teşvik politikalarını terk ederek bölgesel ve yatay teşviklere yönelmesi, yüksek teknoloji gerektiren öncelikli sektörlerin desteklenmesini engellemiştir. Yazar, 2012 yılında yürürlüğe giren yeni teşvik sistemi ile sektörel seçiciliğe geri dönülmeye çalışılsa da, uluslararası taahhütler ve ticari korumacılık önlemlerinin eksikliği nedeniyle bu politikaların karmaşık ürün üretiminde radikal bir dönüşüm yaratmasının zor olduğunu iddia etmekte ve literatürdeki kalkınmacı devlet tezlerini desteklemektedir.
Araştırmanın amacı
Bu çalışmanın temel amacı, karmaşıklık ve çeşitlilik kavramlarını merkeze alarak Türkiye'nin 1995 ve 2015 yılları arasındaki ihracat kompozisyonundaki yapısal değişimi incelemek ve bu yapısal dönüşümün Türkiye'de uygulanan devlet teşvik politikaları ile olan ilişkisini ampirik ve kuramsal düzeyde tartışmaktır(Özgüzer, 2020).
İnceleme ve modelleme yöntemi
Bu araştırma, Türkiye'nin 1995-2015 yılları arasındaki ihracat kompozisyonunu ve yapısal değişimini, ekonomik karmaşıklık ve çeşitlilik göstergeleri çerçevesinde, Harvard Üniversitesi Ekonomik Karmaşıklık Gözlemevi verilerini kullanarak nicel ve nitel analiz yöntemleriyle incelemektedir(Özgüzer, 2020).
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Hidalgo ve Hausmann (2009) tarafından geliştirilen 'Ekonomik Karmaşıklık Teorisi' (Economic Complexity Theory) ve 'Ürün Uzayı' (Product Space) yaklaşımına dayanmaktadır. Bu kuramsal çerçevede ülkelerin üretim yetenekleri lego parçalarına benzetilmekte; ne kadar çeşitli ve nadir yeteneğe (kabiliyet lego parçalarına) sahip olunursa, o kadar karmaşık ve katma değerli ürünler üretilebileceği savunulmaktadır. Gelişmişlik, sadece çok sayıda ürün üretmek değil, diğer ülkelerin kolayca üretemediği karmaşık süreçler gerektiren ürünleri ihraç edebilme becerisi ile tanımlanmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Hausmann, Hwang ve Rodrik (2007) ile Saviotti ve Frenken (2008) gibi yazarların ihracat kalitesi ve ekonomik performans ilişkisini ele alan çalışmaları ile Hidalgo ve Hausmann (2009) öncülüğündeki ekonomik karmaşıklık literatürünü adreslemektedir. Ayrıca, kalkınmada devlet müdahalesini ve seçici sektörel politikaları vurgulayan Amsden (2001, 2007), Wade (1990) ve Bardhan (2016) gibi yazarların kalkınmacı devlet kuramları ile Türkiye'deki yatırım teşviklerinin etkinliğini sörgülayan yerli literatür (Yavan, 2011; Eser, 2011; Ersel & Filiztekin, 2008; Yanıkkaya & Karaboğa, 2017) kapsamlı biçimde tartışmaya dahil edilmiştir.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- Türkiye'nin 1995-2015 yılları arasındaki dünya ticareti kapsamındaki tüm ihracat verileri ve sektörel teşvik mevzuatı.
- Örneklem veya araştırma materyali
- SITC Rev.4 sınıflamasına göre gruplandırılmış 775 ürün ve bu ürünlerin ait olduğu 35 farklı üretim topluluğu.
- Veri toplama süreci
- Harvard Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Merkezi bünyesindeki Ekonomik Karmaşıklık Gözlemevi veri tabanından ve Birleşmiş Milletler Comtrade istatistiklerinden elde edilen yıllık ihracat verileri.
- Veri analiz yöntemi
- Hidalgo ve Hausmann tarafından geliştirilen yansımalar metodu, Açıklamalı Karşılaştırmalı Üstünlük endeksi hesaplamaları ve sektörel bazda yoğunlaşma ve çeşitlilik analizleri.
Araştırmanın Bulguları
Türkiye, 1995-2015 döneminde orta karmaşıklıktaki yapı malzemeleri ve gereçler grubunda 14 yeni üründe rekabet avantajı sağlayarak bu alandaki ihracat çeşitliliğini yüzde 61 oranına çıkarmayı başarmıştır(Özgüzer, 2020).
Türkiye'nin çok yüksek karmaşıklık düzeyine sahip ürün gruplarının ihracattaki payı 1995'te yüzde 0.5 iken 2015 yılında yalnızca yüzde 1.3'e yükselebilmiş, bu da ileri teknolojiye geçişin sınırlı kaldığını kanıtlamıştır(Özgüzer, 2020).
1995 yılından itibaren Dünya Ticaret Örgütü ve AB Gümrük Birliği anlaşmalarına taraf olunması, Türkiye'nin yerli sanayiyi korumaya ve seçici sektörel teşvikleri uygulamaya yönelik hareket alanını kısıtlamıştır(Özgüzer, 2020).
Türkiye'de uygulanan teşvik sistemlerinin, firmaların toplam faktör verimliliği ve istihdam düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif etki yaratmadığı ampirik çalışmalarla belgelenmiştir(Özgüzer, 2020).
Bulguların Tartışılması ve Araştırmanın Sonucu
Bulguların Yazarlar Tarafından Yorumlanışı
Yapılan analizler, Türkiye'nin 1995 ve 2015 yılları arasında ihracatında giyim sektöründen makine sektörüne doğru belirgin bir yapısal sıçrama gerçekleştirdiğini göstermektedir. Bu süreçte makineler topluluğundaki pay yüzde 22.6 seviyesine ulaşarak liderliğe oturmuştur. Yazar, bu değişimi imalat sanayinin geleneksel düşük teknolojili ürünlerden orta-yüksek teknolojili ürünlere doğru evrildiğinin önemli bir kanıtı olarak sunmaktadır.
Bununla birlikte, ihracat hacmindeki artışa rağmen, çok yüksek ve yüksek karmaşıklık düzeyine sahip kimya, sağlık ve elektronik gibi öncelikli sektörlerde Türkiye'nin küresel rekabet gücü ve ürün çeşitliliği son derece düşük seviyelerde kalmıştır. Yazar bu durumu, ülkenin gelişmiş ekonomilerin sahip olduğu karmaşık kabiliyet ve bilgi birikimi setlerini (lego parçalarını) tam olarak bir araya getirememesiyle açıklamaktadır.
Yazar, Türkiye'nin yüksek teknolojili alanlarda dönüşüm sağlayamamasının temel nedenini 1995 sonrasında seçici sektörel teşvik politikalarının terk edilmesine bağlamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ve AB Gümrük Birliği anlaşması gibi uluslararası taahhütler, devletin stratejik sektörleri doğrudan destekleme ve yerli üretimi koruma olanaklarını kısıtlayarak bölgesel bazlı, sektörel seçicilikten uzak teşvik modellerini zorunlu kılmıştır.
Tartışma kısmında, 2012 yılında yürürlüğe konan yeni teşvik sisteminin sektörel seçiciliğe geri dönüşü hedeflese de uluslararası anlaşmalara uyum zorunluluğu ve ticari koruma önlemlerinin eksikliği nedeniyle beklenen verimlilik ve istihdam artışını sağlamakta yetersiz kalacağı vurgulanmaktadır. Bu bulgular literatürde Ersel ve Filiztekin (2008) ile Yanıkkaya ve Karaboğa (2017) tarafından ortaya konan ampirik sonuçlarla uyumluluk göstermektedir.
Bulguların Önceki Araştırmalarla Karşılaştırılması
Yazar, Türkiye'de uygulanan yatırım teşviklerinin etkinliğini sörgülarken Ersel ve Filiztekin (2008) ile Yanıkkaya ve Karaboğa'nın (2017) ampirik bulgularına atıfta bulunmaktadır. Bu çalışmalarla paralel olarak, verilen devlet teşviklerinin firmaların toplam faktör verimliliği ve istihdam artışı üzerinde anlamlı bir etki yaratmadığı, teşviklerin yapısal dönüşümden ziyade mevcut düşük verimli yapıyı telafi edici bir araç olarak işlev gördüğü vurgulanmaktadır(Özgüzer, 2020).
Sonuç Bölümünün Sunduğu Çıkarımlar
Türkiye'nin 1995-2015 yılları arasındaki ihracat yapısındaki en büyük dönüşüm giyimden makinelere doğru gerçekleşen sektörel kaymadır. Ancak bu kayma, ülkenin yüksek gelirli gelişmiş ekonomiler düzeyine ulaşması için yeterli bir yapısal derinleşme ve karmaşıklık sunmamaktadır. Uluslararası yükümlülükler nedeniyle terk edilen seçici sektörel teşviklerin eksikliği, karmaşıklığı yüksek ürünlerde rekabet gücü elde edilmesini engellemiştir. 2012 yılında getirilen sektörel seçici teşviklerin ise korumacı tedbirlerin yokluğu ve uluslararası kısıtlamalar nedeniyle cari açığı kapatmada ve ihracatın niteliğini dönüştürmede sınırlı kalacağı değerlendirilmektedir(Özgüzer, 2020).
Literatür Taraması İçin Sunduğu Çerçeve
Bu çalışma, uluslararası iktisat literatüründe Hausmann, Hidalgo ve Rodrik gibi araştırmacılar tarafından geliştirilen ekonomik karmaşıklık ve ürün uzayı teorik çerçevesini Türkiye'nin ampirik dış ticaret verilerine uygulamaktadır. Literatürde, gelişmekte olan ülkelerin yüksek gelir düzeyine ulaşabilmesi için sadece ihracat hacmini artırmasının yeterli olmadığı, aynı zamanda ihraç edilen ürünlerin niteliğinin ve karmaşıklığının da dönüştürülmesi gerektiği savunulmaktadır. Çalışma, Türkiye'nin 1995 ve 2015 yılları arasındaki yirmi yıllık dönemini ele alarak, bu teorik tartışmayı somut dış ticaret verileriyle ampirik bir zemine taşımakta ve sanayi politikalarının bu dönüşümdeki rolünü eleştirel bir biçimde analiz etmektedir.
Çalışma, önceki literatürde yer alan Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (AKÜ) endeksi ile Hidalgo ve Hausmann (2009) tarafından geliştirilen yansımalar yöntemini ve ürün uzayı yaklaşımını temel almaktadır. Yazar, Türkiye'nin ihracat dinamiklerini incelerken bu yöntemleri entegre ederek, geleneksel dış ticaret analizlerinin ötesine geçmektedir. Önceki çalışmaların aksine, sadece sektörel ihracat paylarını hesaplamakla kalmayıp, ürünlerin üretiminde ihtiyaç duyulan yetenek ve bilgi birikimi yoğunluğunu (karmaşıklığı) da ölçmektedir. Ayrıca, Türkiye'deki yatırım teşviklerinin etkinliğini sörgülayan Ersel ve Filiztekin (2008) ile Yanıkkaya ve Karaboğa (2017) gibi ampirik çalışmaların bulgularıyla kendi yapısal dönüşüm analizini ilişkilendirerek kuramsal bir köprü kurmaktadır.
Bu araştırma, Türkiye'nin kalkınma ve dış ticaret politikalarını inceleyen literatür taramalarına çok boyutlu bir katkı sunmaktadır. Türkiye'nin geleneksel olarak güçlü olduğu tekstil ve giyim gibi düşük teknolojili sektörlerden makine gibi orta-yüksek teknolojili sektörlere geçişini belgelerken, bu geçişin arka planındaki niteliksel yetersizlikleri (karmaşıklık noksanlığını) gözler önüne sermektedir. İhracatta yaşanan sektörel kaymanın derinlemesine bir yapısal dönüşüm yaratamadığını ortaya koyması, sanayi politikası ve devlet yardımları literatürüne yeni bir bakış açısı getirmektedir. Çalışma, uluslararası ticaret kurallarının (DTÖ ve AB Gümrük Birliği) gelişmekte olan bir ülkenin seçici sanayi politikası uygulama kapasitesini nasıl sınırlandırdığını göstererek ekonomi politik literatürüne katkı sağlamaktadır.
Kaynakça
- Ersel, H., & Filiztekin, A. (2008). Incentives or compensation? Government support for private investments in Turkey. In A. Galal (Ed.), Industrial policy in the Middle East and North Africa: Rethinking the role of the state (pp. 35-50). The American University in Cairo Press.
Tez ve Makale Araştırmalarında Kullanım
Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki üç araştırma taslağına dönüştürülmüştür.
Tez veya makalede kullanım · literatüre-review
Türkiye'nin dış ticaret yapısında 1995-2015 yılları arasında düşük katma değerli giyim sektöründen orta-yüksek teknolojili makine sektörüne doğru yapısal bir kayma yaşanmıştır.
Bu iddia, makalenin 1995 ve 2015 yılları dış ticaret verilerinden elde edilen ampirik bulgularına ve yazarın sektörel pay karşılaştırmalarına dayanılarak tez çalışmasının literatür taraması bölümünde güçlü bir veri desteği olarak kullanılabilir(Özgüzer, 2020).
Türkiye'de 2012 Sonrası Sektörel Seçici Teşviklerin İmalat Sanayinin İhracat Karmaşıklığı Üzerindeki Etkisi
- Araştırma sorusu
- 2012 yılında yürürlüğe giren cari açığı azaltmayı hedefleyen sektörel seçici yatırım teşvik sistemi, Türkiye imalat sanayinin yüksek teknolojili ürün gruplarındaki ihracat karmaşıklığını ve çeşitliliğini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artırmış mıdır?
- Yöntem taslağı
- 2012-2022 yılları arasındaki TÜİK imalat sanayi firma düzeyindeki mikro veriler ile Ticaret Bakanlığı teşvik verileri kullanılarak, farkların farkı (difference-in-differences) ve eğilim skoru eşleştirme (propensity score matching) yöntemleriyle ampirik bir analiz tasarlanacaktır. Örneklem büyüklüğü güç analizi ile belirlenecektir.
Makaleyle bağlantısı: Yazarın sonuç bölümünde 2012 teşvik sisteminin cari açığı kapatma ve dış ticarette yapısal dönüşüm sağlama kapasitesine yönelik yaptığı teorik tartışmanın, ampirik mikro verilerle test edilmesi ihtiyacından türetilmiştir(Özgüzer, 2020).
Tez veya makalede kullanım · Kavramsal çerçeve
Ekonomik büyüme ve refah artışı, ülkelerin ürün sepetlerini çeşitlendirme ve diğer ülkeler tarafından üretilmesi zor olan karmaşık ürünleri ihraç edebilme yeteneğine sıkı sıkıya bağlıdır.
Bu kuramsal çerçeve, kalkınma iktisadı veya uluslararası ticaret odaklı tezlerin kavramsal altyapısında, ekonomik karmaşıklık teorisinin (Hidalgo & Hausmann) Türkiye uygulaması üzerinden açıklanmasında referans gösterilebilir(Özgüzer, 2020).
Gümrük Birliği ve Dış Ticaret Kısıtlamaları Altında Seçici Devlet Teşviklerinin Ekonomi Politik Analizi
- Araştırma sorusu
- AB Gümrük Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü kuralları, Türkiye'nin kimya ve elektronik gibi stratejik yüksek karmaşıklıktaki sektörlerde seçici sanayi politikaları uygulama alanını hangi mekanizmalarla sınırlandırmaktadır?
- Yöntem taslağı
- Nitel araştırma deseninde tasarlanacak bu çalışmada, Ticaret Bakanlığı bürokratları, sanayi odası temsilcileri ve dış ticaret uzmanları ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilecektir. Katılımcı sayısı nitel veri doygunluğuna ulaşıldığında netleştirilecek ve veriler içerik analizi ile çözümlenecektir.
Makaleyle bağlantısı: Yazarın, Türkiye'nin 1995 sonrasında DTÖ ve AB anlaşmaları nedeniyle seçici sektörel teşvikleri terk etmek zorunda kaldığı ve bunun da karmaşık ürünlere geçişi engellediği yönündeki temel tarihsel argümanına dayanmaktadır(Özgüzer, 2020).
Tez veya makalede kullanım · Tartışma
Türkiye'de tekstil sektörü, resmi olarak öncelikli sektörler listesinden çıkarıldığı 1996 yılından sonra bile fiilen en çok yatırım teşviki alan ve desteklenen sektör olmaya devam etmiştir.
Bu bulgu, Türkiye'nin sanayi ve teşvik politikalarının tarihsel gelişimini ve uygulamadaki sektörel sapmaları tartışan akademik tezlerin tartışma kısımlarında ampirik bir kanıt olarak doğrudan sunulabilir(Özgüzer, 2020).
Türkiye Tekstil ve Hazır Giyim Sektörlerinde Teşvik Sapması ve Verimlilik Paradoksu
- Araştırma sorusu
- Tekstil ve hazır giyim sektörünün öncelikli alanlardan çıkarılmasına rağmen teşvik almaya devam etmesi, bu sektördeki firmaların teknolojik yenilikçilik ve üretim karmaşıklığı yatırımlarını nasıl etkilemiştir?
- Yöntem taslağı
- Çoklu durum çalışması (multiple case study) tasarımıyla, en çok teşvik alan ilk 15 tekstil firmasının Ar-Ge harcamaları, patent başvuruları ve ürün çeşitlendirme stratejileri incelenecektir. Nitel veriler arşiv belgeleriyle desteklenecek, tematik analiz yöntemiyle çözümlenecektir.
Makaleyle bağlantısı: Yazarın, tekstil sektörünün 1996'dan sonra öncelikli olmamasına rağmen hep en fazla teşvik alan sektör olması ve elektronik gibi alanların ise öne çıkamaması yönündeki tespitinden hareketle geliştirilmiştir(Özgüzer, 2020).