Bilgi ve iletişim teknolojilerinin toplumsal yaşamın her alanına nüfuz ettiği günümüzde, kentsel kamu yönetimi de köklü bir dijital dönüşüm geçirmektedir. Bu dönüşümün merkezinde yer alan dijital yönetişim kavramı, vatandaşların yerel yönetimsel karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırmayı vaat etmektedir. Katılımın bir insan hakkı ve kentli hakkı olarak kabul edildiği çağdaş düzende, yerel yönetimlerin sunduğu dijital kanalların vatandaşlar tarafından ne ölçüde etkin kullanılabildiği temel bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Geleneksel belediyeciliğin fiziki ve zamansal sınırlarını aşmayı hedefleyen mobil belediyecilik, teorik olarak şeffaf, demokratik ve katılımcı bir yönetimi mümkün kılma potansiyeline sahip olsa da, bu potansiyelin Türkiye’deki büyükşehir belediyeleri ölçeğinde pratik yansımalarının nasıl şekillendiği derinlemesine incelenmeyi gerektirmektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de kentli hakkı bağlamında dijital yönetişim süreçlerini ele almak ve mobil dijital teknolojilerin vatandaşların kentsel mekânsal yönetime katılımında üstlenebileceği kaldıraç etkisini ortaya koymaktır. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemiyle tasarlanan araştırmada, veri toplama aracı olarak kapsamlı bir literatür taraması ve doküman analizi tercih edilmiştir. Türkiye’deki büyükşehir belediyelerinin sunduğu resmi mobil uygulamalar, belediyelerin web siteleri ve ilgili kurumsal raporlar incelenerek mevcut durum analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, 2015 yılındaki ampirik veriler ile yazarın 2023 yılında güncellediği veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve mobil katılımın Türkiye'deki tarihsel gelişimi gözler önüne serilmiştir.
Yapılan incelemeler sonuçunda, Türkiye’deki büyükşehir belediyelerinin mobil uygulama sahipliğinde zaman içerisinde çok ciddi bir artış yaşandığı tespit edilmiştir. 2015 yılında yapılan bir alan çalışmasında büyükşehir belediyelerinin %60’ının mobil uygulaması bulunurken, yazarın 2023 yılındaki incelemesine göre tüm büyükşehir belediyelerinin en az bir mobil uygulamaya sahip olduğu görülmüştür. Ancak bu uygulamaların sunduğu hizmetlerin niteliği incelendiğinde, çoğunlukla tek taraflı bilgilendirme, haber duyurusu ve online borç ödeme gibi işlem odaklı hizmetlerin ağır bastığı belirlenmiştir. Vatandaşların karar alma süreçlerine doğrudan katılımını, anket ve oylama mekanizmalarını içeren etkileşimli özelliklerin ise oldukça sınırlı kaldığı ve mobil uygulamaların tam anlamıyla katılımcı bir dijital yönetişim aracına dönüşemediği ortaya konmuştur.
Araştırmanın ulaştığı bulgular, yerel yönetimlerde dijitalleşmenin sadece teknik bir altyapı kurulumundan ibaret olmadığını, aynı zamanda kentli haklarının ve katılım kültürünün geliştirilmesine hizmet etmesi gerektiğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, literatürdeki iyi yönetişim, e-katılım ve akıllı kent tartışmalarıyla ilişkilendirilerek, belediyelerin çok sayıda dağınık mobil uygulamayı tek bir platformda birleştirmesi ve kullanıcı arayüzlerini sürekli güncellemesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de mobil katılımın salt bir işlem kolaylığından ziyade, vatandaşların yaşadıkları kente sahip çıkma motivasyonunu artıran ve kentsel hakları pekiştiren bir dayanışma mekanizması olarak tasarlanması gerektiğini vurgulayarak ilgili literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal altyapısı, insan haklarının tarihsel gelişimi içindeki üçüncü nesil dayanışma haklarından biri olan kentli hakları (urban rights) kavramı üzerine yapılandırılmıştır. Vatandaş katılımının kentsel mekanı dönüştürme ve kararlara etki etme gücü, Avrupa Kentsel Şartı ve Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu'ndaki normatif ilkelerle ilişkilendirilerek dijital yönetişim bağlamında kuramsallaştırılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Yazar, kamu yönetimi ve kentleşme politikaları literatüründeki iyi yönetişim, e-katılım, m-devlet ve akıllı kent çalışmalarını referans almaktadır. Özellikle Türkiye'deki yerel yönetimlerin dijitalleşme performansını değerlendiren Gürses ve Engin (2016), Kaya (2019) ile Mecek (2017) gibi araştırmacıların çalışmaları incelenerek, mobil katılımın gelişim süreci ve karşılaşılan pratik sınırlılıklar literatür ekseninde ele alınmıştır.