Afetlerin kamu sağlığı üzerindeki yıkıcı etkileri ve sağlık sistemlerinde oluşturduğu ani yükler, hastanelerin afet anında ve sonrasında işlevselliğini koruma kapasitesini stratejik bir tartışma alanı haline getirmiştir. Sendai Afet Risklerinin Azaltılması Çerçevesi gibi uluslararası politika metinlerinde dirençli hastane kavramı öne çıkarılsa da mevcut kuramsal çerçevelerin büyük çoğunluğu afet öncesi planlama süreçlerine dayanmakta ve gerçek afet sahalarından elde edilen ampirik verilerle yeterince doğrulanmamaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen büyük ölçekli depremler, sağlık altyapısını ve nitelikli insan kaynağını ciddi biçimde zorlamaktadır. Bu bağlamda, afetin hemen ardından ön saflarda hizmet veren hastane çalışanlarının sunduğu doğrudan deneyimler, kurumsal dayanıklılığın pratikte nasıl şekillendiğini anlamak açısından kritik bir boşluğu doldurmaktadır.
Bu araştırma, 2015 yılında Nepal'de meydana gelen şiddetli depremin ardından Katmandu'daki Tribhuvan Üniversitesi Eğitim Hastanesinin (TUTH) gösterdiği kurumsal ve bireysel dayanıklılık süreçlerini personelin algıları doğrultusunda çözümlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma deseni benimsenmiş olup farklı unvan, kıdem ve departmanlardan seçilen 18 hastane çalışanıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde '4R' dayanıklılık modeli (yedeklilik, kaynak zenginliği, sağlamlık, hız) kapsamında tümdengelimsel kodlama; personelin bireysel uyum mekanizmalarını ve karşılaştığı yükleri belirlemek amacıyla ise tümevarımsal tematik analiz yöntemleri bir arada uygulanmıştır. Katılımcı grupları doktorlar, hemşireler, fizyoterapistler, eczacılar, teknisyenler ve idari personeli kapsayarak çok boyutlu bir veri çeşitliliği sağlamıştır.
Araştırma bulguları, hastanenin yapısal olarak depreme dayanıklı inşa edilmiş olması sayesinde işlev kaybını engellediğini ve acil vakalara müdahale kapasitesini hızla artırdığını göstermektedir. Ancak bu durum rutin hizmetlerin durdurulması ve bakım kalitesinden geçici tavizler verilmesi pahasına gerçekleşmiştir. Sistemik dayanıklılığın araçları incelendiğinde, acil durum planının yanı sıra süreç içerisinde ortaya çıkan anlık adaptasyonların yedeklilik ve kaynak zenginliği boyutlarında belirleyici rol oynadığı tespit edilmiştir. Personelin bireysel dayanıklılığı ise üç temel belirleyen etrafında şekillenmiştir: fiziksel ve kurumsal güvenlik hissi, yapılan işin anlamlılığı ve kurumsal/toplumsal aidiyet duygusu. Dışarıdan gelen tıbbi ekiplerin ve bağışların yönetimi lojistik zorluklar yaratsa da yerel ağlar ve personel dayanışması yanıt sürecini sürdürülebilir kılmıştır.
Elde edilen sonuçlar, literatürdeki mevcut hastane dayanıklılığı modellerinin yalnız planlanmış tedbirlere değil, kriz anında gelişen esnek uyum kapasitelerine de yer vermesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Hastane dayanıklılığı ile personel dayanıklılığının birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği, çalışanların ruhsal ve fiziksel refahının kriz yönetiminin merkezine konulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çalışma, literatür taraması yapan araştırmacılar için afet yönetimi, sağlık hizmetleri araştırmaları ve kriz dönemlerinde insan kaynağı yönetimi başlıklarında ampirik bir referans sunmaktadır. Gelecekteki afet hazırlık planlarının kapsayıcı bir anlayışla farklı kademelerdeki personelin saha deneyimleri doğrultusunda yeniden tasarlanması gerekliliğine işaret edilmektedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, mühendislik bilimlerinden sağlık sistemlerine aktarılan ve dayanıklılığın araçları (yedeklilik ve kaynak zenginliği) ile sonuçlarını (sağlamlık ve hız) kapsayan '4R' (Redundancy, Resourcefulness, Robustness, Rapidity) hastane sistem dayanıklılığı çerçevesini temel almaktadır. Ayrıca personelin bireysel dayanıklılığını çözümlemek üzere nitel tümevarımsal kodlama yaklaşımlarından yararlanılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Hyogo (2005-2015) ve Sendai (2015-2030) Afet Risklerinin Azaltılması Çerçeveleri ile Cimellaro ve arkadaşları ile Zhong ve arkadaşlarının geliştirdiği hastane dayanıklılık modellerini ele almaktadır. Önceden geliştirilen değerlendirme ölçeklerinin afet öncesi durumlara odaklandığını, afet anında saha çalışanlarının yaşadığı dinamik adaptasyon süreçlerini açıklamakta yetersiz kaldığını vurgulayarak mevcut literatürdeki bu boşluğa katkı sağlamaktadır.