Duygu düzenleme süreçlerinin temel yapı taşlarından biri olan öz-anlayış, bireyin yaşadığı başarısızlık ve acı verici deneyimler karşısında kendisine öz-eleştiri yerine şefkatle yaklaşmasını ve bu durumları evrensel insan deneyiminin bir parçası olarak görmesini ifade eder. Psikopatoloji literatüründe öz-anlayış eksikliğinin majör depresyon ve anksiyete bozukluklarının gelişimi ile sürdürülmesinde kritik bir risk faktörü olduğu yönündeki teorik kabule rağmen, Türkiye'deki klinik örneklemlerde depresyon ve anksiyete tanılı olguların karşılaştırmalı analizine odaklanan nicel veriler oldukça kısıtlıdır. Bu çalışma, psikiyatri polikliniğine başvuran depresif ve anksiyöz olguların öz-anlayış, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş puanlarını sağlıklı bireylerle kıyaslayarak klinik tablo düzeyindeki özgün farklılıkları belirleme gereksiniminden doğmuştur.
Tanımlayıcı ve kesitsel bir ampirik araştırma olarak tasarlanan çalışmaya, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde DSM-5 ölçütlerine göre majör depresyon tanısı alan 100 hasta, anksiyete bozukluğu tanısı alan 100 hasta ve 100 sağlıklı gönüllü olmak üzere toplam 300 katılımcı dahil edilmiştir. Veri toplama sürecinde Sosyodemografik Veri Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Öz-Anlayış Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Gruplar arası normallik dağılımı Shapiro-Wilk testi ile incelenmiş, sürekli değişkenlerin grup karşılaştırmalarında medyan değerleri analiz edilmiş ve ölçek puanları arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı kullanılarak değerlendirilmiştir.
Bulgular, incelenen tüm ölçek skorlarında gruplar arasında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir (p<0.001). Öz-anlayış medyan düzeyleri sağlıklı kontrol grubunda 93 iken, anksiyete bozukluğu grubunda 71 ve depresyon grubunda 60 seviyesine düşmektedir. Depresyon grubundaki hastalar en düşük öz-anlayış, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş puanlarını sergilemiştir. Korelasyon analizlerinde depresyon hastalarında öz-anlayışın en güçlü pozitif ilişkiyi benlik saygısı ile (r=0.594, p<0.001), en güçlü negatif ilişkiyi ise depresyon şiddeti ile (r=-0.541, p<0.001) kurduğu saptanmıştır. Anksiyete bozukluğu grubunda da öz-anlayışın en yüksek terazi ilişkisi yine depresyon skoru ile negatif yönde (r=-0.586, p<0.001) gerçekleşmiştir.
Elde edilen sonuçlar, depresif belirtilerin varlığının öz-anlayış düzeyini anksiyete belirtilerine kıyasla daha baskın bir şekilde düşürdüğünü ve anksiyete hastalarında eşlik eden depresif semptomların öz-anlayış kapasitesini doğrudan zayıflattığını ortaya koymaktadır. Yazarlar, depresyon ve depresif öğeler taşıyan anksiyete vakalarının klinik psikoterapi süreçlerinde öz-anlayışı geliştirici müdahalelerin ön plana çıkarılmasının önemini vurgulamaktadır. Bu ampirik çalışma, Türk literatüründe klinik grupları doğrudan karşılaştıran geniş örneklemli yapısıyla öz-anlayış odaklı terapötik yaklaşımların teorik ve pratik gereksinimini destekleyen somut bir kanıt sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal çerçevesi Kristin Neff tarafından geliştirilen Öz-Anlayış Modeli üzerine kurulmuştur. Bu model öz-şefkat, ortak insanlık hissi ve bilinçli farkındalık unsurlarından oluşmaktadır. Ayrıca bireyin kendini değerlendirme biçimini ele alan Rosenberg'in Benlik Saygısı Kuramı ve Ryff ile Diener'in Psikolojik İyi Oluş Kuramı duygu düzenleme mekanizmaları çerçevesinde bütünleştirilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma; öz-anlayışın ruh sağlığındaki koruyucu rolünü vurgulayan Neff (2003), Krieger ve arkadaşları (2013, 2016), Van Dam ve arkadaşları (2011) ve Ferrari ve arkadaşlarının (2018) çalışmaları ile benlik saygısı ve depresyon arasındaki karşılıklı ilişkiyi gösteren Sowislo ve Orth (2013) literatürüne dayanmaktadır. Ayrıca Türkiye adaptasyon çalışmaları çerçevesinde Deniz, Kesici ve Sümer (2008), Ulusoy (1998), Hisli (1989), Telef (2013) ve Çuhadaroğlu (1986) tarafından yürütülen geçerlik-güvenirlik araştırmaları ele alınmıştır.