Küresel Kuzey halk sağlığı ve tıp disiplinlerinde yerli halkların yerleşimci nüfuslara kıyasla daha erken yaşta ölmesi ve kronik hastalıklara daha sık yakalanması uzun süredir belgelenen bir olgudur. Ancak bu eşitsizlikler sıklıkla biyolojik indirgemecilik, genetik yatkınlık veya bireysel yaşam tarzı tercihleri gibi nedensellik modelleriyle açıklanmaya çalışılmış, böylece sömürgeci yapıların sorumluluğu gizlenmiştir. Son yıllarda sağlığın toplumsal ve yapısal belirleyicilerine dair ilginin artmasına rağmen, mevcut yapısal çerçeveler yerleşimci sömürgeciliği analitik bir değişken olarak büyük ölçüde dışarıda bırakmıştır. Bu çalışma, söz konusu eksikliğin yerli sağlığındaki nedensel mekanizmaların anlaşılmasını engellediğini belirterek halk sağlığında epistemolojik bir dönüşüm ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Bu makalenin temel amacı, yerleşimci sömürgeciliğin sağlığı şekillendiren temel ve özgün bir yapı olduğunu kuramsal olarak argümante etmek ve bu ilişkinin mevcut ampirik araştırma yöntemleriyle incelenebileceğini kanıtlamaktır. Kavramsal ve kuramsal bir inceleme tasarımına sahip olan çalışmada, nitel metin analizi ve disiplinlerarası sentez yöntemleri uygulanmıştır. Yazarlar, yerleşimci sömürgeciliğin geçmişte tamamlanmış bir olay değil, günümüzde de mülksüzleştirme ve mekânsal tecrit gibi mekanizmalarla devam eden kesintisiz bir toplumsal yapı olduğunu üç temel argüman etrafında çözümlemektedir. Çözümleme çerçevesi, yerli çalışmaları ile eleştirel halk sağlığı yaklaşımlarını birleştirerek somut epidemiyolojik hipotezler geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.
Çalışmanın sunduğu temel önermelere göre, yerleşimci sömürgecilik 'yerliyi ortadan kaldırma mantığı' üzerinden hareket eder ve toprağı ele geçirme amacıyla zorunlu göç ettirme, mekânsal tecrit, kültürel asimilasyon, sakatlama ve çocuksuzlaştırma gibi stratejiler uygular. İkinci olarak, ırksallaştırma süreçlerinin yerleşimci sömürgeci hedeflere göre biçimlendiği gösterilmektedir; Afrika kökenlilerin emeği için dahil edici ırksallaştırmaya tabi tutulmasına karşılık yerli halklar toprakları için yok edici/dışlayıcı ırksallaştırmaya maruz kalmaktadır. Üçüncü olarak, yapısal ırkçılık araştırmalarında kullanılan çok boyutlu ve karma yöntemli metodolojik yeniliklerin, yerleşimci sömürgeciliğin sağlık üzerindeki karmaşık ve tarihsel etkilerini nicel ve nitel olarak ölçmede başarıyla kullanılabileceği ortaya konulmaktadır.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazarlar, yerleşimci sömürgeciliği dekolonize etmeden yürütülecek ırkçılık karşıtı halk sağlığı politikalarının yetersiz kalacağını ve sömürgeci zararları yeniden üretebileceğini savunmaktadır. Sağlıkta hakkaniyetin sağlanabilmesi için yalnızca sağlık hizmetlerine erişimin düzenlenmesi yeterli olmayıp, yerli topraklarının iadesi, siyasi egemenliğin tanınması ve sömürgeci bilgi üretim paradigmalarının dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu çalışma, literatürde yerli sağlığı eşitsizliklerini doğallaştıran söylemleri kırarak araştırmacılara ampirik ve teorik çalışmalarda kullanabilecekleri analitik bir harita sunmakta ve gelecekteki tez ile makale araştırmalarına sağlam bir kavramsal zemin kazandırmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Patrick Wolfe'un yerleşimci sömürgeciliği bir geçmiş olay değil, süregelen bir yapı ve 'yerliyi ortadan kaldırma mantığı' (logic of elimination) olarak tanımlayan kuramsal yaklaşımına dayanmaktadır. Ayrıca Nancy Krieger'ın ekososyal kuramı, yapısal ırkçılık çerçeveleri ve eleştirel ırk teorisi ile bütünleşerek yerli çalışmalarından beslenen geniş bir eleştirel halk sağlığı paradigması kurmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, halk sağlığındaki toplumsal ve yapısal sağlık belirleyicileri literatürünü (Virchow, CSDH/WHO, Bailey ve ark.), eleştirel ırk teorisi ve yapısal ırkçılık çalışmalarını, Patrick Wolfe ve Glen Coulthard'ın yerleşimci sömürgecilik kuramlarını ve yerli sağlığı eşitsizliklerine ilişkin ampirik ve teorik külliyatı bütüncül bir şekilde inceleyip eleştirmektedir.