İçeriğe geç

Kapsam derlemesi · 2024

Küresel Sağlık İşgücünde İşyerinde Şiddete Toplumsal Cinsiyet Odaklı Bir Bakış: Literatürün Kapsamlı Bir İncelemesi

A gender-based review of workplace violence amongst the global health workforce—A scoping review of the literature

Okur sorusu

İşyeri şiddeti yeni çalışmalara yol gösterir mi?

Toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddeti, sağlık sektöründeki basit bir asayiş sorunu olmaktan ziyade, küresel ölçekteki cinsiyetçilik ve ayrımcılık temelli yapısal adaletsizliklerin bir yansımasıdır. Şiddetin önlenmesi için sadece güvenlik önlemleri yeterli değil, aynı zamanda kurumsal hiyerarşilerin şeffaf hale getirilmesi ve cinsiyet eşitliğini sağlayacak politik dönüşümlerin gerçekleştirilmesi şarttır.

Öne çıkanlar

  • Sağlık çalışanlarının şiddet deneyimleri cinsiyete göre belirgin farklılıklar göstermektedir; kadınlar sözel taciz, cinsel taciz ve zorbalık gibi fiziksel olmayan şiddete daha fazla maruz kalırken, erkekler daha çok fiziksel şiddetle karşılaşmaktadır.
  • Mesleki deneyim süresi şiddet riskini etkileyen kritik bir faktördür; iş hayatına yeni başlayan, daha genç ve deneyimi az olan sağlık çalışanları, özellikle kadın hemşireler ve asistan hekimler şiddet karşısında daha savunmasız bir konumda yer almaktadır.
  • Kurumsal hiyerarşi şiddetin sürdürülmesinde anahtar rol oynamaktadır; hemşirelik ve ebelik gibi kadınların çoğunlukta olduğu meslek grupları, hekimlere kıyasla daha yüksek oranlarda sözel ve yatay şiddete maruz kalmaktadır.
Yayın türü
Kapsam derlemesi
Yazarlar
Sioban Nelson ve 3 yazar
Dergi / alan
PLOS Global Public Health · Sağlık Bilimleri
Yıl
2024
Örneklem
Başlangıçta belirlenen 13667 kayıt arasından seçilen ve toplumsal cinsiyet temelinde ayrıştırılmış şiddet verileri sunan toplam 226 ampirik çalışma inceleme materyali olarak…
Veri kaynakları
Veriler; beş farklı sağlık ve sosyal bilimler veri tabanından (PubMed, CINAHL, Embase vb.) sistematik arama yöntemiyle toplanmış, deneysel literatür toplumsal cinsiyet değişkeni…
Analiz yöntemi
Dahil edilen çalışmalardan elde edilen veriler; şiddet türü, klinik ortam, mesleki kategori ve toplumsal cinsiyet değişkenleri altında nitel ve nicel olarak sentezlenmiş;…

İnceleme özeti

Sağlık hizmetlerinde işyerinde şiddet, yalnızca bireysel hekim ve hemşirelerin refahını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini ve hasta güvenliğini de baltalayan küresel bir halk sağlığı sorunudur. Literatürde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet geniş bir çerçevede ele alınmış olsa da bu şiddetin toplumsal cinsiyet dinamikleriyle ilişkisi büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Kadınların küresel sağlık işgücünün çoğunluğunu oluşturması, onları yapısal güç asimetrileri ve toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanan ayrımcılık türlerine daha açık hale getirmektedir. Bu durum, toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddetinin (GB-WPV) sistematik bir şekilde çözümlenmesini ve bu şiddet biçimlerinin kadın ile erkek çalışanlar üzerindeki farklılaşan yansımalarının anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır.

Yazarlar, bu kuramsal ve ampirik boşluğu doldurmak amacıyla küresel sağlık işgücünde toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddetinin yaygınlığını ve risk faktörlerini haritalandırmayı hedefleyen kapsamlı bir tarama (scoping review) gerçekleştirmiştir. Araştırma tasarımı, PRISMA-ScR (Preferred Reporting Items for Systematic and Meta-Analyses extension for Scoping Reviews) kılavuzuna ve Open Science Framework üzerinde önceden tescil edilmiş protokole sıkı sıkıya bağlı kalınarak yürütülmüştür. Beş büyük sağlık ve sosyal bilim veritabanında gerçekleştirilen sistematik tarama sonuçunda elde edilen 13.667 kayıt titizlikle elenmiş ve toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış veri sunan 226 ampirik çalışma nihai analize dahil edilmiştir. Analiz sürecinde verilerin heterojenliği nedeniyle istatistiksel bir meta-analiz yerine niteliksel sentez tercih edilmiştir.

Analiz sonuçları, sağlık sektöründe şiddet deneyiminin toplumsal cinsiyete göre belirgin bir biçimde kutuplaştığını ortaya koymaktadır. Kadın sağlık çalışanlarının sözel taciz, cinsel taciz, psikolojik şiddet ve mobbing gibi fiziksel olmayan şiddet biçimlerine erkek meslektaşlarına oranla çok daha yüksek oranlarda maruz kaldığı görülmüştür. Buna karşılık, fiziksel şiddet deneyimi erkek sağlık çalışanları arasında daha yaygındır. Çalışmada ayrıca genç yaş, düşük mesleki kıdem, nöbet usulü çalışma, acil servis gibi spesifik klinik ortamlar, düşük mesleki unvanlar ve kurumsal hiyerarşideki alt konumların toplumsal cinsiyete duyarlı risk faktörleri olduğu ve bu faktörlerin kadın çalışanların işyerindeki yapısal dezavantajlarını ve iktidar asimetrilerini doğrudan yansıttığı saptanmıştır.

Elde edilen ampirik sentez, işyerinde şiddetin sadece bireysel düzeyde de-eskale edilecek geçici bir kriz değil, sosyo-ekonomik ve kültürel normlara kök salmış kurumsal bir eşitsizlik sorunu olduğunu göstermektedir. Yazarlar, şiddeti önlemeye yönelik mevcut yasal ve kurumsal mekanizmaların toplumsal cinsiyet perspektifini entegre etmesi ve raporlama sistemlerinin mağdur güvenliğini koruyacak şekilde bağımsızlaştırılması gerektiğini savunmaktadır. Bu kapsamlı tarama, literatürde toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış veri ihtiyacını somutlaştırarak gelecekteki ampirik araştırmalara yön göstermesi, politika yapıcılar için yapısal reform önerileri sunması ve sağlık yönetiminde kadın liderliğini güçlendirmenin kurumsal şiddeti azaltmadaki kritik önemini vurgulaması bakımından literatürde köşe taşı niteliğinde bir yere sahiptir.

Kuramsal ve kavramsal çerçeve

Çalışma, işyerinde şiddeti sadece fiziksel bir yakınlık sorunu olarak değil, toplumsal cinsiyete dayalı güç asimetrileri, ataerkil sosyal yapılar ve kurumsal hiyerarşiler çerçevesinde ele almaktadır. Toplumsal cinsiyet normlarının ve yapısal eşitsizliklerin kadın sağlık çalışanlarını nasıl sistematik olarak dezavantajlı kıldığı kuramsal odağı oluşturur.

Makalenin ele aldığı literatür

Makale, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili geniş literatürün toplumsal cinsiyet boyutunu ihmal ettiğine dikkat çekmektedir. 2002 yılındaki ILO, ICN, WHO ve PSI ortak kılavuzlarından bu yana yapılan ampirik çalışmaların yetersizliklerini ve toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış verilerin eksikliğini ele almaktadır.

Yöntem ve araştırma tasarımı

Araştırmanın amacı

Bu kapsamlı taramanın amacı, küresel sağlık kurumlarında kadın ve erkek sağlık çalışanlarının maruz kaldığı toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddetinin yaygınlığını ve ilişkili risk faktörlerini sistematik olarak incelemektir (Nelson et al., 2024).

Yöntem ve yaklaşım

Bu çalışma, sağlık sektöründeki toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddetini incelemek amacıyla PRISMA-ScR (Sistematik Incelemeler ve Meta-Analizler için Tercih Edilen Raporlama Öğeleri - Kapsamlı Incelemeler Uzantısı) protokolünü takip eden kapsamlı bir literatür taraması (scoping review) olarak tasarlanmıştır. Araştırma protokolü, şeffaflık ve yöntemsel titizlik sağlamak adına Open Science Framework üzerinde önceden kayıt altına alınmıştır. Çalışma kapsamında beş temel sağlık ve sosyal bilimler veri tabanında sistematik bir arama yürütülerek, toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış veriler içeren ampirik çalışmalar incelenmiştir. Çalışmanın temel odak noktası, farklı klinik ortamlarda ebe, hemşire ve doktorlarin deneyimlediği şiddetin yaygınlığını, risk faktörlerini ve sonuçlarını haritalandırmaktır (Nelson et al., 2024).

Evren veya inceleme alanı
Küresel ölçekte sağlık sektöründe görev yapan hemşireler, ebeler ve hekimler başta olmak üzere tüm sağlık işgücü çalışmanın hedef kitlesini oluşturmaktadır.
Örneklem veya araştırma materyali
Başlangıçta belirlenen 13667 kayıt arasından seçilen ve toplumsal cinsiyet temelinde ayrıştırılmış şiddet verileri sunan toplam 226 ampirik çalışma inceleme materyali olarak kullanılmıştır.
Veri toplama süreci
Veriler; beş farklı sağlık ve sosyal bilimler veri tabanından (PubMed, CINAHL, Embase vb.) sistematik arama yöntemiyle toplanmış, deneysel literatür toplumsal cinsiyet değişkeni oda k alınarak filtrelenmistir.
Veri analiz yöntemi
Dahil edilen çalışmalardan elde edilen veriler; şiddet türü, klinik ortam, mesleki kategori ve toplumsal cinsiyet değişkenleri altında nitel ve nicel olarak sentezlenmiş; kavramsal çerçeve üzerinden tematik bir analiz yürütülmüştür.
Toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddeti (GB-WPV)Fiziksel şiddetSözel tacizCinsel tacizMesleki hiyerarşiKlinik risk faktörleri

Bulgular

  1. Sağlık çalışanlarının şiddet deneyimleri cinsiyete göre belirgin farklılıklar göstermektedir; kadınlar sözel taciz, cinsel taciz ve zorbalık gibi fiziksel olmayan şiddete daha fazla maruz kalırken, erkekler daha çok fiziksel şiddetle karşılaşmaktadır (Nelson et al., 2024).

  2. Mesleki deneyim süresi şiddet riskini etkileyen kritik bir faktördür; iş hayatına yeni başlayan, daha genç ve deneyimi az olan sağlık çalışanları, özellikle kadın hemşireler ve asistan hekimler şiddet karşısında daha savunmasız bir konumda yer almaktadır (Nelson et al., 2024).

  3. Kurumsal hiyerarşi şiddetin sürdürülmesinde anahtar rol oynamaktadır; hemşirelik ve ebelik gibi kadınların çoğunlukta olduğu meslek grupları, hekimlere kıyasla daha yüksek oranlarda sözel ve yatay şiddete maruz kalmaktadır (Nelson et al., 2024).

  4. Klinik çalışma düzenindeki gece vardiyalari, uzun çalışma saatleri ve aşırı iş yükü, sağlık çalışanlarının hem hastalar hem de hasta yakınları tarafından uygulanan şiddete maruz kalma olasılığını önemli ölçüde artıran faktörler olarak tanımlanmıştır (Nelson et al., 2024).

Tartışma ve sonuç

Literatürden elde edilen bulgular, sağlık çalışanlarının uğradığı şiddetin niteliğinin toplumsal cinsiyet rollerine göre şekillendiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Kadınların daha çok sözel ve cinsel içerikli tacizlerle karşılaşması, toplumsal alandaki cinsiyetçilik ve güç dengesizliğinin klinik ortama doğrudan taşındığını göstermektedir.

Yazarlar, mesleki deneyim eksikliği ve genç yaşın birer risk faktörü olarak belirmesini, kıdemli ve genç çalışanlar arasındaki güç asimetrisiyle açıklamaktadır. Bu durum, isyerinde şiddetin sadece dışarıdan (hastalardan) gelmediğini, aynı zamanda kurumsal yapının içinde dikey ve yatay olarak üretildiğini kanıtlamaktadır.

Tartışmada vurgulanan en önemli hususlardan biri, hemşirelerin hekimlere göre daha fazla şiddete ugramasinin ardında yatan mesleki hiyerarsidir. Hemşirelik mesleğinin küresel olarak kadın odaklı olması, bu meslek grubuna yönelik şiddetin aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı bir baskı aracı olarak kullanıldığına işaret etmektedir.

Sonuç olarak, şiddetin önlenmesine yönelik mevcut politikaların cinsiyete duyarsız olduğu ve bu durumun kadınların sesini marjinallestirdigi savunulmaktadır. Yazara göre, gerçek bir değişim için kurumların sadece faili cezalandiran değil, şiddeti üreten ataerkil yapıyı dönüştüren müdahalelere odaklanması gerekmektedir.

Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması

Barbados'taki sağlık tesislerinde yapılan çalışma, hemşirelerin doktorlara kıyasla sözel tacize uğrama riskinin iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koyarak, yazarın mesleki hiyerarşinin şiddet riskini artırdığı yönündeki bulgusunu desteklemektedir (Nelson et al., 2024).

Çin'deki araştırma, hemşireler arasında şiddet yaygınlığının %72 gibi yüksek bir oranda olduğunu göstererek, yazarın küresel ölçekte hemşirelik mesleğinin şiddete en çok maruz kalan gruplardan biri olduğu sonuçunu teyit etmektedir (Nelson et al., 2024).

Yazarların ulaştığı sonuç

Toplumsal cinsiyete dayalı işyeri şiddeti, sağlık sektöründeki basit bir asayiş sorunu olmaktan ziyade, küresel ölçekteki cinsiyetçilik ve ayrımcılık temelli yapısal adaletsizliklerin bir yansımasıdır. Şiddetin önlenmesi için sadece güvenlik önlemleri yeterli değil, aynı zamanda kurumsal hiyerarşilerin şeffaf hale getirilmesi ve cinsiyet eşitliğini sağlayacak politik dönüşümlerin gerçekleştirilmesi şarttır (Nelson et al., 2024).

Literatürdeki yeri

Bu çalışma, küresel sağlık literatüründe işyerinde şiddet (WPV) olgusunu genel bir asayiş sorunu olmaktan çıkarıp, toplumsal cinsiyet temelli bir güç asimetrisi olarak yeniden tanımlayan kapsamlı bir haritalama işlevi görmektedir. Mevcut literatürde şiddetin yaygınlığına dair çok sayıda veri bulunmasına rağmen, bu verilerin toplumsal cinsiyet ekseninde ayrıştırılması ve analiz edilmesi konusundaki boşluğu 226 farklı çalışmayı sentezleyerek doldurmaktadır. Özellikle sağlık çalışanlarının cinsiyetine bağlı olarak maruz kaldıkları şiddet türlerinin (fiziksel ve fiziksel olmayan) niteliksel farklarını ortaya koyarak, politika yapıcılar için kanıta dayalı bir zemin oluşturmaktadır.

Çalışma, temelini 2002 yılında ILO, ICN ve WHO tarafından yayınlanan 'Sağlık Sektöründe İşyeri Şiddeti Çerçeve Kılavuzları'ndan almaktadır; ancak bu temel metinleri güncel ampirik bulgularla destekleyerek kapsamını genişletmektedir. Önceki çalışmaların aksine, sadece şiddetin varlığını değil, aynı zamanda bu şiddetin kurumsal hiyerarşi ve toplumsal cinsiyet rolleriyle nasıl iç içe geçtiğini derinlemesine analiz etmektedir. Literatürdeki mevcut 'toplumsal cinsiyet körü' yaklaşımlara karşı çıkarak, kadınların sağlık işgücündeki yapısal dezavantajlarının şiddet riskini nasıl artırdığını teorik ve ampirik düzeyde ilişkilendirmektedir.

Makalenin en özgün katkısı, 226 çalışmanın verilerini kullanarak toplumsal cinsiyetin şiddet türleri üzerindeki belirleyici etkisini sistematik bir biçimde kanıtlamasıdır. Kadınların cinsel taciz ve zorbalık gibi psikolojik şiddet türlerine, erkeklerin ise fiziksel saldırılara daha fazla maruz kaldığını göstererek literatürdeki genelleyici ifadeleri spesifik hale getirmiştir. Ayrıca, mesleki deneyim eksikliği ve azınlık statüsü gibi faktörlerin toplumsal cinsiyetle kesiştiğinde şiddet riskini nasıl katladığını gösteren bir analiz sunarak, sağlık yönetimi alanındaki literatüre çok boyutlu bir bakış açısı kazandırmıştır.

Tez ve makale araştırmalarında kullanım

Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki araştırma taslaklarına dönüştürülmüştür.

Tez veya makalede kullanım · Literatür TaramasıSağlık sektöründe şiddet türleri cinsiyete göre sistematik farklılıklar göstermektedir.

Kadınların daha çok sözlü ve cinsel tacize, erkeklerin ise fiziksel şiddete maruz kaldığını gösteren 226 çalışmanın sentezlenmiş verisi kanıt olarak sunulabilir (Nelson et al., 2024).

Asistan Hekimlerin Cinsel Taciz Bildirim Önündeki Engeller: Nitel Bir Fenomenolojik Çalışma

Araştırma sorusu
Kadın asistan hekimlerin maruz kaldıkları cinsel taciz olaylarını resmi makamlara bildirmemelerinin ardındaki kurumsal ve kültürel gerekçeler nelerdir?
Yöntem taslağı
Nitel araştırma deseninde tasarlanacak çalışmada, farklı tıp fakültelerindeki asistan hekimlerle derinlemesine görüşmeler yapılmalıdır. Veriler, veri doygunluğuna ulaşılana kadar toplanmalı ve betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmalıdır.

Makaleyle bağlantısı: Makale, cinsel tacizin özellikle kadın stajyer ve asistanları etkilediğini ancak raporlama mekanizmalarındaki korku ve misilleme endişesinin verileri sınırladığını vurgulamaktadır (Nelson et al., 2024).

Tez veya makalede kullanım · Kavramsal Çerçeveİşyeri şiddeti, kurumsal hiyerarşi ve toplumsal cinsiyet rollerinin bir kesişimidir.

Şiddetin sadece bireysel bir davranış değil, kurumsal yapıların ve ataerkil sistemlerin bir sonuçu olduğu tartışılırken makalenin teorik çıkarımları kullanılabilir (Nelson et al., 2024).

Acil Servislerde Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Şiddet Önleme Eğitiminin Etkililiği: Deneysel Bir Değerlendirme

Araştırma sorusu
Acil servis personeline verilen cinsiyet duyarlı şiddet yönetimi eğitimi, personelin öz-yeterlilik algısı ve raporlama oranları üzerinde nasıl bir etkiye sahiptir?
Yöntem taslağı
Ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel bir çalışma yürütülmelidir. Müdahale grubuna cinsiyet rollerini ve de-eskalsyon tekniklerini içeren 8 haftalık bir eğitim verilmeli, örneklem büyüklüğü güç analizi ile belirlenmelidir.

Makaleyle bağlantısı: Yazarlar, mevcut önleme stratejilerinin cinsiyet perspektifinden yoksun olduğunu ve multidisipliner, toplumsal cinsiyet temelli eğitimlerin test edilmesi gerektiğini belirtmektedir (Nelson et al., 2024).

Tez veya makalede kullanım · TartışmaMesleki deneyim süresi arttıkça fiziksel şiddete maruz kalma riski azalmaktadır.

Kıdemli olmanın bir koruyucu faktör olduğu ve genç çalışanların daha fazla risk altında bulunduğu bulgusuyla mevcut araştırmalar kıyaslanabilir (Nelson et al., 2024).

Gece Vardiyasında Çalışan Erkek Hemşirelerin Şiddet Deneyimleri: Kesitsel Bir Analiz

Araştırma sorusu
Gece vardiyasında çalışan erkek hemşirelerin fiziksel şiddete maruz kalma sıklığı ile çalışma ortamındaki personel sayısı arasındaki ilişki nedir?
Yöntem taslağı
Tanımlayıcı ve kesitsel türde planlanan araştırmada, kamu hastanelerinde çalışan erkek hemşirelere anket uygulanmalıdır. Örneklem evreni temsil edecek düzeyde rastgele seçilmeli ve veriler regresyon analizi ile incelenmelidir.

Makaleyle bağlantısı: Makalede, gece vardiyalarının erkek hemşireler için özellikle fiziksel şiddet açısından bir risk faktörü olduğu ve personel sayısının bu riski etkileyebileceği bulgusu yer almaktadır (Nelson et al., 2024).

Kaynakça

  1. Abed, M., Morris, E., Sobers-Grannum, N. (2016). Workplace violence against medical staff in healthcare facilities in Barbados. Occupational Medicine, 66(7), 580-583. https://doi.org/10.1093/occmed/kqw073
  2. Sun, L., Zhang, W., Qi, F., Wang, Y. (2022). Gender Differences for the Prevalence and Risk Factors of Workplace Violence Among Healthcare Professionals in Shandong, China. Frontiers in Public Health, 10, 873936. https://doi.org/10.3389/fpubh.2022.873936

Bu konudaki diğer çalışmalar

Klinik ve Halk SağlığıKapsam derlemesi · 2025

İş yaşam dengesi üzerine ne biliyoruz?

Bireysel düzeyde yaş, gelir yeterliliği, iş deneyimi, rol belirsizliği ve psikolojik dayanıklılık hemşirelerin iş yaşam dengesini doğrudan etkileyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

I Gede Widayana ve 2 yazar · Journal of Multidisciplinary Healthcare · Sağlık Bilimleri

Klinik ve Halk SağlığıKapsam derlemesi · 2025

Halk sağlığı müdahalelerini ölçeklendirirken hangi modeller kullanılır?

Literatürde ölçeklendirme kavramı temel olarak iki yaklaşımla ele alınmaktadır: kontrol altındaki küçük ölçekli bir müdahalenin gerçek dünya koşullarına genişletilmesi kapasitesini ifade eden 'ölçeklenebilirlik' (scalability) ve bu etkiyi artırmaya yönelik bilinçli çabaları içeren 'ölçeklendirme' (scaling up) süreci.

Nolwenn Stevens ve François Alla · BMC Public Health · Sağlık Bilimleri