Obezite ile yaşayan bireylerde kardiyovasküler hastalık riskinin önlenmesi ve yönetimi, güncel halk sağlığı araştırmalarının merkezinde yer almaktadır. Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık hizmetlerine entegrasyonu; klinik veriler, tıbbi görüntüleme, laboratuvar sonuçları ve giyilebilir cihazlardan elde edilen sürekli yaşam tarzı verilerini birleştirerek kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi sunma imkânı yaratmaktadır. Ancak bu yeniliklerin klinik uygulamada başarılı bir şekilde karşılık bulabilmesi, yalnızca algoritmik başarıya değil, hekimler, hastalar ve etik uzmanları dâhil olmak üzere farklı paydaş gruplarının algılarına ve duyduğu güvene bağlıdır. Çalışma, bu kapsamda yapay zekâ destekli önleyici karar destek sistemleri ve mobil sağlık uygulamalarına yönelik paydaş perspektiflerini Avrupa bağlamında kapsamlı bir biçimde incelemektedir.
Araştırmanın amacı, Horizon Europe bünyesindeki AI-POD projesi çerçevesinde geliştirilen karar destek sistemi ve mobil uygulamanın getireceği olası yararları, karşılaşılabilecek kaygıları ve uygulama engellerini ortaya koymaktır. Nitel araştırma deseninde kurgulanan çalışmada, Belçika, Avusturya, Birleşik Krallık ve İsveç'ten radyoloji, yapay zekâ, tıbbi bilişim, diyetetik, endokrinoloji, halk sağlığı, hukuk, etik ve hasta temsilcilerinden oluşan 21 paydaş ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler ses kaydına alınarak harfi harfine yazıya dökülmüş ve elde edilen veriler NVivo yazılımı yardımıyla Vears ve arkadaşlarının önerdiği tümevarımsal içerik analizi yaklaşımıyla üç aşamalı bir kodlama sürecinden geçirilmiştir.
Çözümlemeler sonuçunda paydaşların araçlara temkinli bir iyimserlikle yaklaştığı ve koşullu bir güven sergilediği saptanmıştır. Çok modlu veri entegrasyonunun risk derecelendirmesini hassaslaştırdığı, hasta farkındalığını ve sağlık okuryazarlığını artırdığı yönünde güçlü kabul mevcuttur. Bununla birlikte, sürekli yüksek risk puanı görmenin hastalarda kaygıyı artırabileceği, obezite odaklı yaklaşımın kilo damgalamasını pekiştirebileceği ve kişiselleştirilmiş yaşam tarzı önerilerinin bilimsel kanıt tabanının sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca veri heterojenliği, algoritmik sapma riskleri, giyilebilir cihaz verilerinin klinik geçerliliği ve düşük dijital okuryazarlığa sahip grupların adil erişim sorunu temel geliştirme ve entegrasyon zorlukları olarak öne çıkmaktadır.
Elde edilen bulgular, Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde değerlendirilerek yapay zekâ karar destek sistemlerinin klinik pratikle uyumlaştırılması ve hekimlerin rehber kabul ettiği standartlara dâhil edilmesi gerektiğini göstermektedir. Araştırma, yapay zekâ tabanlı önleyici tıp uygulamalarında yalnızca teknik doğrulukla yetinilmeyip hasta odaklı ortak tasarım süreçlerinin ve etik yönetişim mekanizmalarının erken aşamalarda işletilmesinin önemini kanıtlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital sağlık müdahalelerinde kullanıcı bağlılığını sağlamak, adil erişimi korumak ve yapay zekânın sunduğu öngörücü gücü sorumlu bir biçimde klinik hizmetlere dönüştürmek isteyen araştırmacılar için zengin bir literatür ve model tabanı sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, teknoloji benimseme ve kabul süreçlerini açıklayan Teknoloji Kabul Modeli (Technology Acceptance Model - TAM) ve etik yapay zekâ yönetişimi ilkelerine dayanmaktadır. Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde, kullanıcıların yapay zekâ sistemlerini benimseme kararlarında algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı ve öz yeterlilik boyutları öne çıkarılmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, yapay zekâ tabanlı karar destek sistemlerinin kabulünü inceleyen klinik ve toplum temelli literatüre dayanmaktadır. Hekim-hasta iletişimi, algoritmik şeffaflık ve güven ilişkisini ele alan Esmaeilzadeh ve arkadaşları ile Choudhury'nin çalışmalarına atıf yapılmaktadır. Ayrıca obezite yönetiminde yapay zekâ uygulamalarını değerlendiren Teke ve arkadaşları ile İsveç'teki sağlık yöneticilerinin yapay zekâ entegrasyonuna dair engellerini araştıran Petersson ve arkadaşlarının bulguları temel alınmıştır.