İçeriğe geç

Nitel araştırma · 2025

Obeziteye Bağlı Damar Hastalıklarının Tahmininde Yapay Zekâ Destekli Araçlar: Paydaş Perspektifleri ve Zorluklar

AI-driven tools for the prediction of obesity-related vascular diseases: stakeholder perspectives and challenges

Okur sorusu

Obezite kaynaklı damar hastalıkları tahmininde yapay zeka nasıl kullanılıyor?

Paydaşlar, obezite ile yaşayan bireylerde kişiselleştirilmiş kardiyovasküler risk tahminini ilerletmek için AI-POD araçlarının vaat ettiği potansiyeli kabul etmekle birlikte, adil erişim, sürdürülebilir kullanıcı katılımı ve klinik uygulamaya etkili entegrasyon ile ilgili kritik zorluklar tanımlamıştır.

Öne çıkanlar

  • Paydaşlar çok modlu veri entegrasyonu ve geliştirilmiş risk stratifikasyonu imkânı nedeniyle AI-POD araçlarına ihtiyatlı bir iyimserlik ve koşullu güvenle yaklaşmış, yapay zekânın uzmanlığın yerini almayıp tamamlayıcı rol oynaması gerektiğini vurgulamıştır.
  • Geliştirme sürecindeki en büyük çekinceler eğitme verilerindeki sapmalardan kaynaklanabilecek algoritmik önyargının pekişmesi, heterojen hastane veri formatları ve giyilebilir cihaz verilerinin klinik geçerliliğine ilişkindir.
  • Hastalara sürekli yüksek risk skorlarının sunulmasının psikolojik kaygıyı artırabileceği, yalnız vücut ağırlığına odaklanan bir çerçevenin ise toplumsal obezite damgalanmasını pekiştirebileceği belirtilmiştir.
Yayın türü
Nitel araştırma
Yazarlar
Kaatje Goossens ve 3 yazar
Dergi / alan
Sağlık Bilimleri
Yıl
2025
Örneklem
Amaçlı örnekleme ile seçilen 21 paydaş (16 Belçika, 3 Avusturya, 1 Birleşik Krallık, 1 İsveç; 12 kadın, 9 erkek; 7 konsorsiyum üyesi, 14 dış uzman).
Veri kaynakları
Şubat ve Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen, 60 dakikaya kadar süren yarı yapılandırılmış çevrim içi veya yüz yüze ses kayıtlı görüşmeler ve bunlara ait harfiyen…
Analiz yöntemi
Nvivo yazılımı kullanılarak üç aşamalı tümevarımsal içerik analizi (ilk kodlama, alt kategorilerin geliştirilmesi ve kodların iyileştirilmesi). Çapraz kodlama ile kodlayıcılar…

İnceleme özeti

Obezite ile yaşayan bireylerde kardiyovasküler hastalık riskinin önlenmesi ve yönetimi, güncel halk sağlığı araştırmalarının merkezinde yer almaktadır. Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık hizmetlerine entegrasyonu; klinik veriler, tıbbi görüntüleme, laboratuvar sonuçları ve giyilebilir cihazlardan elde edilen sürekli yaşam tarzı verilerini birleştirerek kişiselleştirilmiş risk değerlendirmesi sunma imkânı yaratmaktadır. Ancak bu yeniliklerin klinik uygulamada başarılı bir şekilde karşılık bulabilmesi, yalnızca algoritmik başarıya değil, hekimler, hastalar ve etik uzmanları dâhil olmak üzere farklı paydaş gruplarının algılarına ve duyduğu güvene bağlıdır. Çalışma, bu kapsamda yapay zekâ destekli önleyici karar destek sistemleri ve mobil sağlık uygulamalarına yönelik paydaş perspektiflerini Avrupa bağlamında kapsamlı bir biçimde incelemektedir.

Araştırmanın amacı, Horizon Europe bünyesindeki AI-POD projesi çerçevesinde geliştirilen karar destek sistemi ve mobil uygulamanın getireceği olası yararları, karşılaşılabilecek kaygıları ve uygulama engellerini ortaya koymaktır. Nitel araştırma deseninde kurgulanan çalışmada, Belçika, Avusturya, Birleşik Krallık ve İsveç'ten radyoloji, yapay zekâ, tıbbi bilişim, diyetetik, endokrinoloji, halk sağlığı, hukuk, etik ve hasta temsilcilerinden oluşan 21 paydaş ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler ses kaydına alınarak harfi harfine yazıya dökülmüş ve elde edilen veriler NVivo yazılımı yardımıyla Vears ve arkadaşlarının önerdiği tümevarımsal içerik analizi yaklaşımıyla üç aşamalı bir kodlama sürecinden geçirilmiştir.

Çözümlemeler sonuçunda paydaşların araçlara temkinli bir iyimserlikle yaklaştığı ve koşullu bir güven sergilediği saptanmıştır. Çok modlu veri entegrasyonunun risk derecelendirmesini hassaslaştırdığı, hasta farkındalığını ve sağlık okuryazarlığını artırdığı yönünde güçlü kabul mevcuttur. Bununla birlikte, sürekli yüksek risk puanı görmenin hastalarda kaygıyı artırabileceği, obezite odaklı yaklaşımın kilo damgalamasını pekiştirebileceği ve kişiselleştirilmiş yaşam tarzı önerilerinin bilimsel kanıt tabanının sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca veri heterojenliği, algoritmik sapma riskleri, giyilebilir cihaz verilerinin klinik geçerliliği ve düşük dijital okuryazarlığa sahip grupların adil erişim sorunu temel geliştirme ve entegrasyon zorlukları olarak öne çıkmaktadır.

Elde edilen bulgular, Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde değerlendirilerek yapay zekâ karar destek sistemlerinin klinik pratikle uyumlaştırılması ve hekimlerin rehber kabul ettiği standartlara dâhil edilmesi gerektiğini göstermektedir. Araştırma, yapay zekâ tabanlı önleyici tıp uygulamalarında yalnızca teknik doğrulukla yetinilmeyip hasta odaklı ortak tasarım süreçlerinin ve etik yönetişim mekanizmalarının erken aşamalarda işletilmesinin önemini kanıtlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, dijital sağlık müdahalelerinde kullanıcı bağlılığını sağlamak, adil erişimi korumak ve yapay zekânın sunduğu öngörücü gücü sorumlu bir biçimde klinik hizmetlere dönüştürmek isteyen araştırmacılar için zengin bir literatür ve model tabanı sunmaktadır.

Kuramsal ve kavramsal çerçeve

Çalışma, teknoloji benimseme ve kabul süreçlerini açıklayan Teknoloji Kabul Modeli (Technology Acceptance Model - TAM) ve etik yapay zekâ yönetişimi ilkelerine dayanmaktadır. Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde, kullanıcıların yapay zekâ sistemlerini benimseme kararlarında algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı ve öz yeterlilik boyutları öne çıkarılmaktadır.

Makalenin ele aldığı literatür

Çalışma, yapay zekâ tabanlı karar destek sistemlerinin kabulünü inceleyen klinik ve toplum temelli literatüre dayanmaktadır. Hekim-hasta iletişimi, algoritmik şeffaflık ve güven ilişkisini ele alan Esmaeilzadeh ve arkadaşları ile Choudhury'nin çalışmalarına atıf yapılmaktadır. Ayrıca obezite yönetiminde yapay zekâ uygulamalarını değerlendiren Teke ve arkadaşları ile İsveç'teki sağlık yöneticilerinin yapay zekâ entegrasyonuna dair engellerini araştıran Petersson ve arkadaşlarının bulguları temel alınmıştır.

Yöntem ve araştırma tasarımı

Araştırmanın amacı

Bu çalışma, Horizon Europe tarafından finanse edilen AI-POD projesi kapsamında obezite ile yaşayan bireyler için geliştirilen yapay zekâ destekli kardiyovasküler risk tahmin araçlarına ilişkin paydaşların öngördüğü yararları, endişeleri ve uygulama zorluklarını derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır (Goossens et al., 2025).

Yöntem ve yaklaşım

Çalışmada, obeziteye bağlı kardiyovasküler hastalıkların risk tahmininde kullanılmak üzere geliştirilen AI-POD klinik karar destek sistemi ve mobil uygulamanın potansiyel yararlarını, endişelerini ve uygulama zorluklarını belirlemek amacıyla nitel araştırma deseni kapsamında yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir (Goossens et al., 2025).

Evren veya inceleme alanı
Belçika, Avusturya, Birleşik Krallık ve İsveç'te obezite bakımı, radyojeoloji, yapay zekâ, tıbbi bilişim, diyetetik, endokrinoloji, kamu sağlığı, etik, hukuk ve sosyoloji alanlarında çalışan uzmanlar ile hasta temsilcileri.
Örneklem veya araştırma materyali
Amaçlı örnekleme ile seçilen 21 paydaş (16 Belçika, 3 Avusturya, 1 Birleşik Krallık, 1 İsveç; 12 kadın, 9 erkek; 7 konsorsiyum üyesi, 14 dış uzman).
Veri toplama süreci
Şubat ve Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen, 60 dakikaya kadar süren yarı yapılandırılmış çevrim içi veya yüz yüze ses kayıtlı görüşmeler ve bunlara ait harfiyen dökümler.
Veri analiz yöntemi
Nvivo yazılımı kullanılarak üç aşamalı tümevarımsal içerik analizi (ilk kodlama, alt kategorilerin geliştirilmesi ve kodların iyileştirilmesi). Çapraz kodlama ile kodlayıcılar arası güvenilirlik sağlanmıştır.
Yapay zekâ destekli kardiyovasküler risk tahminiObezite yönetimiPaydaş algıları ve koşullu güvenAlgoritmik önyargı ve veri heterojenliğiKlinik entegrasyon ve dijital erişilebilirlik

Bulgular

  1. Paydaşlar çok modlu veri entegrasyonu ve geliştirilmiş risk stratifikasyonu imkânı nedeniyle AI-POD araçlarına ihtiyatlı bir iyimserlik ve koşullu güvenle yaklaşmış, yapay zekânın uzmanlığın yerini almayıp tamamlayıcı rol oynaması gerektiğini vurgulamıştır (Goossens et al., 2025).

  2. Geliştirme sürecindeki en büyük çekinceler eğitme verilerindeki sapmalardan kaynaklanabilecek algoritmik önyargının pekişmesi, heterojen hastane veri formatları ve giyilebilir cihaz verilerinin klinik geçerliliğine ilişkindir (Goossens et al., 2025).

  3. Hastalara sürekli yüksek risk skorlarının sunulmasının psikolojik kaygıyı artırabileceği, yalnız vücut ağırlığına odaklanan bir çerçevenin ise toplumsal obezite damgalanmasını pekiştirebileceği belirtilmiştir (Goossens et al., 2025).

  4. Uygulama aşamasında sosyoekonomik engeller, düşük dijital okuryazarlık düzeyi ve sağlık profesyonellerinin standart klinik kılavuzlar dışındaki sistemleri benimseme isteksizliği temel kısıtlar olarak tespit edilmiştir (Goossens et al., 2025).

Tartışma ve sonuç

İncelenen nitel veriler, paydaşların obeziteye bağlı kardiyovasküler hastalıkların tahmininde çok modlu veri entegrasyonu sağlayan yapay zekâ araçlarına karşı iyimser fakat ihtiyatlı bir tutum sergilediğini göstermektedir. Katılımcılar, klinik veriler ile yaşam tarzı parametrelerinin birleştirilmesinin bireyselleştirilmiş risk stratifikasyonunu güçlendireceğini kabul etmektedir.

Yazarlar, bu ihtiyatlı tutumu sağlık çalışanları ve hastaların duyduğu 'koşullu güven' kavramıyla açıklamaktadır. Klinik kararları destekleyen algoritmaların şeffaf, açıklanabilir ve hekim uzmanlığını ikame etmek yerine tamamlayıcı nitelikte olması durumunda kabul göreceği vurgulanmaktadır.

Elde edilen bulgular literatürdeki Teknoloji Kabul Modeli (TAM) ile ilişkilendirilmiştir. Klinisyenlerin iş akışını kolaylaştıran ve tanısal güveni artıran teknolojileri benimseme eğiliminde olduğu, ancak algoritmik belirsizlik ve dijital eşitsizlik kaygılarının kullanımı sınırlandırdığı saptanmıştır.

Sonuç olarak, yapay zekâ tabanlı önleyici sağlık araçlarının klinik başarıya ulaşabilmesi için henüz geliştirme aşamasındayken paydaş katılımının sağlanması, adil erişim engellerinin kaldırılması ve yerleşik tedavi protokolleriyle uyumlaştırılması gerektiği ifade edilmektedir.

Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması

Yazarlar elde ettikleri bulguları Teknoloji Kabul Modeli (TAM) çerçevesinde tartışarak, klinisyenlerin tanısal güven ve iş akışı verimliliği sağlayan yapay zekâ araçlarını benimsemeye daha istekli olduğunu, ancak açıklanabilirlik ve şeffaflık eksikliği durumunda tereddüt gösterdiklerini doğrulamıştır (Goossens et al., 2025).

Çalışmada uygulama tabanlı beslenme takibinin geleneksel hatırlama yöntemlerine kıyasla daha doğru veri sunduğu kabul edilmekle birlikte, sürekli manuel veri girişinin kullanıcı yükünü artırdığı vurgulanarak literatürdeki benzer değerlendirmelerle paralellik kurulmuştur (Goossens et al., 2025).

Yazarların ulaştığı sonuç

Paydaşlar, obezite ile yaşayan bireylerde kişiselleştirilmiş kardiyovasküler risk tahminini ilerletmek için AI-POD araçlarının vaat ettiği potansiyeli kabul etmekle birlikte, adil erişim, sürdürülebilir kullanıcı katılımı ve klinik uygulamaya etkili entegrasyon ile ilgili kritik zorluklar tanımlamıştır. Bu zorlukların çözülmesi, yapay zekâ destekli önleyici araçların başarılı şekilde benimsenmesi ve klinik süreçlere entegre edilmesi için zorunludur (Goossens et al., 2025).

Literatürdeki yeri

Bu çalışma, obezite ile yaşayan bireylerde yapay zekâ tabanlı kardiyovasküler risk tahmin araçlarının geliştirilmesi ve klinik uygulamaya aktarılması süreçlerini paydaş perspektifleriyle inceleyen nitel bir ampirik araştırmadır. Literatürde yapay zekâ teknolojilerinin algoritmik başarısına odaklanan nicel ağırlıklı yaklaşımların aksine, bu eser teknolojinin insan ve sistem boyutunu ön plana çıkararak erken aşama paydaş katılımının önemini ortaya koymaktadır. Çok disiplinli bir katılımcı grubu üzerinden yürütülen araştırma, yapay zekâ uygulamalarının yalnızca teknik bir yenilik olmadığını, aynı zamanda etik, sosyolojik ve klinik iş akışlarıyla doğrudan etkileşim halinde olan karmaşık bir müdahale olduğunu göstermektedir.

Çalışma, sağlıkta yapay zekâ kabulünü açıklayan Teknoloji Kabul Modeli (TAM) ve önceki ampirik literatürle güçlü bağlar kurmaktadır. Çıkarımlar, klinisyenlerin algoritmik araçları tam bağımsız karar vericiler yerine uzmanlığı tamamlayıcı bir unsur olarak gördüklerini doğrulayarak güvenin koşullu olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca kardiyovasküler risk iletişiminde görsel biçimlerin önemini vurgulayan Schulberg ve arkadaşlarının (2022) bulgularını genişletmekte, obezite hastalarında risk bildiriminin yarattığı psikolojik kaygı ile damgalanma risklerini tartışmaya dâhil etmektedir. Dijital müdahalelerin uzun dönemli kullanımındaki düşüşe dikkat çeken Kidman ve arkadaşlarının (2024) birikimiyle de uyum göstererek sürdürülebilir kullanıcı katılımının ön koşullarını netleştirmektedir.

Sağlık hizmetlerinde yapay zekâ entegrasyonu üzerine yürütülen literatür taramalarında bu araştırma, çok modlu veri birleştiren önleyici araçların sosyo-teknik sınırlarını açıkça çizmektedir. Araştırma, yapay zekâ modellerinin eğitme verilerindeki sapmalar nedeniyle algoritmik önyargıyı pekiştirebileceğini, dijital okuryazarlığı düşük ve alt sosyoekonomik gruptaki bireylerin dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu nitel kanıtlarla sunmaktadır. Literatüre temel katkısı, teknoloji geliştirme süreçlerinde etik ve toplumsal değerlendirmelerin klinik doğrulama ile eşzamanlı yürütülmesi gerektiğini ve Avrupa'nın katı düzenleyici çerçevesinde paydaş katılımının yöntemsel bir zorunluluk olduğunu kanıtlamasıdır.

Tez ve makale araştırmalarında kullanım

Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki araştırma taslaklarına dönüştürülmüştür.

Tez veya makalede kullanım · literatüre-reviewYapay zekâ destekli klinik karar destek sistemlerinin benimsenmesi, hekimlerin teknolojiye tam bağımlı olmasıyla değil, kararların şeffaf ve klinik uzmanlığı tamamlayıcı nitelikte olmasına bağlı koşullu bir güven ilişkisine dayanmaktadır.

Bu çalışma, klinik kararlarda yapay zekânın rolüne ilişkin hekim tutumlarını açıklarken 'koşullu güven' kavramını ampirik verilerle desteklemek için kaynak gösterilebilir (Goossens et al., 2025).

Primer Bakım Hekimlerinin Kardiyovasküler Yapay Zekâ Karar Destek Sistemlerini Benimseme Düzeyleri ve Etkileyen Faktörler

Araştırma sorusu
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde çalışan hekimlerin yapay zekâ tabanlı kardiyovasküler risk tahmin sistemlerini benimseme kararlarında algılanan şeffaflık ve iş akışı verimliliğinin rolü nedir?
Yöntem taslağı
Birinci basamakta görev yapan aile hekimlerinden oluşan bir örneklem grubunda Teknoloji Kabul Modeli ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşmeleri içeren karma yöntem tasarımı. Örneklem büyüklüğü güç analizi ile nicel safha için, veri doygunluğu ilkesiyle nitel safha için belirlenecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makalede klinisyenlerin yapay zekâ araçlarına yönelik gösterdiği tereddütlerin ve koşullu güvenin temelinde şeffaflık ve iş akışına uyum eksikliğinin yattığı yönündeki bulgudan türetilmiştir (Goossens et al., 2025).

Tez veya makalede kullanım · Kavramsal çerçeveKlinik kararlarda yapay zekâ kullanımının kabulü, Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde algılanan tanısal güven artışı ve iş akışı verimliliği ile doğrudan ilişkilidir.

Kuramsal çerçeve oluşturulurken Teknoloji Kabul Modeli'nin tıbbi karar destek sistemlerindeki geçerliliğini doğrulayan ampirik bir örnek olarak alıntılanabilir (Goossens et al., 2025).

Obezite İle Yaşayan Bireylerde Dijital Risk İletim Biçimlerinin Psikolojik Kaygı ve Sağlık Davranışına Etkisi

Araştırma sorusu
Kardiyovasküler hastalık riski taşıyan obezite hastalarında sayısal risk skorları ile görüntüleme destekli görsel risk anlatımlarının hasta kaygısı ve motivasyonu üzerindeki farklılıkları nelerdir?
Yöntem taslağı
Obezite polikliniğine başvuran hastaların iki farklı risk sunum formatına (sayısal yüzde skoru vs. görsel damar haritası) rastgele atandığı randomize kontrollü deneysel tasarım. Örneklem büyüklüğü etki büyüklüğüne göre güç analiziyle belirlenecek; durum kaygısı ölçeği ve davranışsal takip ölçümleriyle analiz edilecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makale tartışmasında Schulberg ve arkadaşlarının (2022) görsel risk iletişiminin etkililiği üzerine yaptığı vurgu ile paydaşların sayısal skorların panik yaratabileceği kaygısından türetilmiştir (Goossens et al., 2025).

Tez veya makalede kullanım · TartışmaKişiselleştirilmiş dijital sağlık araçlarının yaygınlaştırılması sürecinde akıllı telefon erişimindeki eşitsizlikler ve düşük dijital okuryazarlık düzeyi, sağlıkta mevcut eşitsizliklerin pekişmesine yol açabilir.

Tartışma bölümünde dijital sağlık müdahalelerinin adil erişim kısıtlarını ve toplumsal adalet boyutunu literatürle karşılaştırarak değerlendirmek için kullanılabilir (Goossens et al., 2025).

Sosyoekonomik Düzeyi Düşük Obezite Hastalarında Mobil Sağlık Uygulamalarının Sürdürülebilir Kullanım Engelleri

Araştırma sorusu
Alt sosyoekonomik gruptaki kardiyovasküler risk taşıyan hastaların yapay zekâ destekli yaşam tarzı takip uygulamalarını terk etme nedenleri ve dijital okuryazarlık kısıtları nelerdir?
Yöntem taslağı
Mobil sağlık uygulaması verilen obezite hastalarının 6 aylık kullanım verilerinin takip edildiği ve terk eden hastalarla derinlemesine görüşmelerin yapıldığı nitel olgu çalışması. Örneklem boyutu veri doygunluğuna ulaşılıncaya kadar genişletilecektir.

Makaleyle bağlantısı: Makalede dijital okuryazarlık ve akıllı telefon erişimindeki eşitsizliklerin adil sağlık hizmeti sunumunu engelleyebileceği yönündeki saptamaya dayanmaktadır (Goossens et al., 2025).

Kaynakça

  1. Marikyan, D., & Papagiannidis, S. (2023). Technology acceptance model: a review. In S. Papagiannidis (Ed.), Theoryhub book. Newcastle University.
  2. Chmurzynska, A., Mlodzik-Czyzewska, M. A., Malinowska, A. M., Czarnocinska, J., & Wiebe, D. (2018). Use of a Smartphone Application Can Improve Assessment of High-Fat Food Consumption in Overweight Individuals. Nutrients, 10(11), 1789.

Bu konudaki diğer çalışmalar