Karbon nötr hedefleri doğrultusunda nükleer enerjinin küresel düzeyde yeniden ivme kazanması, çevre ve halk sağlığı üzerindeki olası radyolojik etkilerin nicel yöntemlerle izlenmesini zorunlu kılmaktadır. Çin'in Zhejiang eyaletinde kurulan Sanmen Nükleer Güç Santrali, üçüncü nesil gelişmiş pasif reaktör teknolojisinin (AP1000) dünyadaki ilk ticari uygulamasını temsil etmektedir. AP1000 mimarisinin konvansiyonel reaktörlere kıyasla daha yüksek güvenlik iddiasına sahip olmasına rağmen, reaktör operasyonu sırasında hava ve su yoluyla cüzi miktarda radyoaktif salımın gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Bu durum, santral çevresindeki yerleşim yerlerinde çevre radyoaktivitesi ve toplumsal sağlık parametrelerinin sistematik şekilde izlenmesini akademik ve kamu sağlığı politikaları açısından kritik bir alan haline getirmektedir.
Söz konusu ihtiyacı karşılamak amacıyla yürütülen bu ampirik araştırmada, Sanmen Santralinin 2018 yılındaki ticari işletime alınma tarihi merkez kurgulanarak 2014-2021 yılları arasındaki 8 yıllık dönem kapsanmıştır. Araştırmada ham su, arıtılmış su ve şebeke suyunu içeren toplam 172 su örneğinde düşük arka planlı alfa/beta sayım sistemleriyle toplam alfa ve toplam beta radyoaktiviteleri ölçülmüştür. Çevresel ortam radyasyonu ise 30 ayrı izleme istasyonuna yerleştirilen termolüminesans dozimetreler (TLD) ile üçer aylık periyotlarla takip edilmiştir. Toplanan zaman serisi verileri üzerinden Mann-Kendall eğilim testi ve Mann-Whitney U fark testi uygulanmış; ayrıca yaşa bağlı tüketim katsayıları kullanılarak yıllık etkili doz (AED) ve artan risk (ER) değerleri hesaplanmıştır. Nüfus düzeyindeki sağlık etkileri ise Eyalet Kronik Hastalık Yönetim Sistemi üzerinden derlenen kanser insidans verileriyle analiz edilmiştir.
Elde edilen bulgular, tüm içme suyu türlerinde toplam alfa radyoaktivitesinin 0,008 ile 0,017 Bq/L, toplam beta radyoaktivitesinin ise 0,032 ile 0,112 Bq/L arasında seyrettiğini ve Dünya Sağlık Örgütünün eşik değerlerinin oldukça altında kaldığını göstermektedir. Birikimli çevresel ortam dozları yıllık ortalama 0,354 mSv olarak ölçülmüş, istatistiksel analizler reaktörün faaliyete geçmesinden önceki ve sonraki dönemler arasında radyoaktivite seviyelerinde ve ortam dozlarında anlamlı bir fark veya artan bir eğilim bulunmadığını ortaya koymuştur. Yaşa bağlı içsel ve dışsal yıllık etkili dozların tamamı tavsiye edilen 0,1 mSv/yıl sınırının altında kalmıştır. Kanser verileri incelendiğinde ise genel kanser ve lösemi insidanslarının kararlı bir seyir izlediği, tiroid kanseri insidansındaki hafif yükselişin ise teknolojik tanı imkânlarının gelişmesi ve tarama sıklığının artmasıyla ilişkili olduğu saptanmıştır.
Sonuç olarak araştırma, ilk ticari AP1000 nükleer reaktörünün faaliyete geçmesinin çevre suları, ortam radyasyonu ve çevre nüfusun sağlığı üzerinde henüz tespit edilebilir olumsuz bir radyolojik etki yaratmadığını kanıtlamaktadır. Santralin radyoaktif salım denetimindeki başarısını ortaya koyan bu çalışma, alan literatürüne uzun döneme yayılan ampirik baseline verisi kazandırması bakımından yüksek değere sahiptir. Türkiye'de nükleer santral projelerinin hayata geçirildiği mevcut konjonktürde, bu makale gerek yöntem kurgusu gerekse çevresel risk değerlendirme protokolleri açısından tez ve akademik makale çalışmalarında temel bir metodolojik kaynak kurgusu sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Uluslararası Radyolojik Koruma Komisyonu (ICRP) tarafından geliştirilen ve Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyonun Etkileri Bilimsel Komitesi (UNSCEAR) ilkeleriyle desteklenen Uluslararası Radyasyon Koruma Standardı teorik çerçevesine dayanmaktadır. Düşük dozlu iyonlaştırıcı radyasyon maruziyetinde doğrusal eşiksiz model (LNT) mantığı benimsenerek, yaşa bağlı içme suyu tüketim katsayıları ve radyolojik risk faktörleri üzerinden stokastik sağlık etkilerinin (kanser ve kalıtsal riskler) nicel tahmini gerçekleştirilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, küresel nükleer santral izleme literatürünü, UNSCEAR 2000 raporunu ve Çin'deki Qinshan, Daya Bay gibi diğer nükleer santral havzalarında yapılan radyoaktivite değerlendirmelerini temel almaktadır. İçme sularındaki doğal radyoaktivite aralıkları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) içme suyu kalite rehberleri ve ulusal standartlarla karşılaştırılırken; radyasyona hassas kanser türleri (lösemi ve tiroid) açısından literatürdeki kaza ve izleme verileriyle diyalog kurulmaktadır.