Hızlı kentleşmeyle birlikte metro hatları kentsel ulaşımın omurgasını oluştururken, yer altındaki kapalı yapılar ve sınırlı havalandırma şartları hava kalitesi sorunlarını beraberinde getirmektedir. Metro sistemlerinde özellikle tren tekerlekleri ile raylar arasındaki metalik sürtünmelerden kaynaklanan partikül maddeler (PM10) ve kaplama ile dekoratif malzemelerden salınan benzen serisi uçucu organik bileşikler (BTEX) belirgin bir sağlık tehdidi oluşturmaktadır. Alan literatüründeki mevcut çalışmalar genelde farklı ulaşım modlarının yüzeysel kirlilik karşılaştırmalarına odaklanmış, istasyon içi farklı alanlardaki kirletici dağılımını ve uzun süreli maruz kalan metro çalışanlarının yaşadığı özgül sağlık kayıplarını bütüncül biçimde nicelleştirmekte yetersiz kalmıştır. Bu çalışma, alanın bu ampirik ve yöntemsel ihtiyacına yanıt vermek üzere tasarlanmıştır.
Araştırmanın temel amacı, saha izleme verilerine dayalı bir sağlık hasarı değerlendirme modeli geliştirmek ve bu modeli Nanjing Metro Hat 3 üzerindeki altı farklı alt geçit istasyonu ile beş farklı tren kabininde uygulamaktır. Araştırma tasarımında, lazer toz ölçer LD-3C (B) ve Gray Wolf çok fonksiyonlu çevre kalitesi denetim cihazı kullanılarak istasyon holleri, peronlar ve tren kabinlerinde nefes alma hizasından (0,5-1,5 m) sistematik kirlilik örneklemesi yapılmıştır. Toplanan kirlilik verileri US EPA maruziyet parametreleri yöntemiyle işlenerek ortalama günlük maruziyet dozları hesaplanmıştır. Kanser yapıcı olan benzen ile kanser yapıcı olmayan PM10 riskleri DALY metriği üzerinden sakatlık yüküne çevrilmiş, ardından İstatistiksel Yaşam Yılı Değeri (VSLY) ve Ödeme İstekliliği (WTP) yaklaşımlarıyla ekonomik hasar boyutuna dönüştürülmüştür.
Elde edilen ampirik bulgular, peron ve istasyon hollerindeki ortalama PM10 konsantrasyonlarının (sırasıyla 0,185 mg/m³ ve 0,174 mg/m³), hareket halindeki tren kabinlerine (0,050 mg/m³) kıyasla çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Personel açısından yapılan değerlendirmede, istasyon hollerinde ve peronlarda çalışan personelin (güvenlik görevlileri, peron görevlileri) günlük PM10 kaynaklı sağlık hasarının sırasıyla 52,58 Yuan ve 55,91 Yuan seviyesinde gerçekleştiği, tren kabinindeki personelin (sürücüler) ise 15,11 Yuan ile çok daha düşük hasara maruz kaldığı tespit edilmiştir. Yölçular açısından bakıldığında ise, toplam seyahat süresinin büyük kısmının tren kabininde geçmesi nedeniyle yölçuların toplam maruziyet hasarının yaklaşık %64 ila %87'sinin kabin içi ortamdan kaynaklandığı ve küçük yaştaki yölçuların yüksek solunum hızı sebebiyle en yüksek birim hasara ulaştığı saptanmıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümlerinde ortaya konulan bulgular, kent içi metro planlaması ve iş sağlığı politikaları açısından kritik çıkarımlar sunmaktadır. Yazar, transfer istasyonlarında yölçu yoğunluğunun hol kirliliğini artırdığını, kavşak yakınlarındaki istasyon girişlerinde ise araç egzozlarının istasyon içi hava kalitesini kötüleştirdiğini savunmaktadır. Bu çerçevede, peron koruyucu kapılarının kurulması, havalandırma sistemlerine manyetik filtrelerin entegre edilmesi ve yüksek riskli alanlarda çalışan personele mesleki sağlık sübvansiyonlarının sağlanması gerekliliği vurgulanmaktadır. Literatür taraması açısından bu çalışma, mikroçevre tabanlı saha izleme verileri ile ekonomik sağlık hasarı hesaplamalarını birleştiren özgün yöntemsel modeliyle sonraki araştırmalara sağlam bir yöntemsel zemin hazırlamaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (US EPA) tarafından geliştirilen ve tehlike tespiti, doz-yanıt değerlendirmesi, maruziyet değerlendirmesi ile risk karakterizasyonundan oluşan insan sağlığı risk değerlendirme yaklaşımını temel almaktadır. Toplam hastalık yükünü ve erken ölümleri hesaplamak için Sakatlığa Ayarlanmış Yaşam Yılları (DALY) metriği kullanılırken, ortaya çıkan sağlık kayıplarının parasal karşılığını hesaplamada Ödeme İstekliliği (WTP) ve İstatistiksel Yaşam Yılı Değeri (VSLY) kuramsal modellerinden yararlanılmıştır.
Makalenin ele aldığı literatür
Mevcut literatür çoğunlukla yalnızca peronlardaki partikül madde seviyelerine ve genel yölçu maruziyetine odaklanmış, uzun süre kapalı ortamda çalışan güvenlik, bilet ve peron personeli gibi grupları göz ardı etmiştir. Ayrıca, tren kabinleri, peronlar ve istasyon holleri arasındaki mekânsal kirlilik ve maruziyet farkları eş zamanlı olarak değerlendirilmemiştir. Çalışma, Kore, Singapur, İspanya ve Çin'in diğer kentlerindeki metro kirlilik izleme araştırmalarını inceleyerek mikroçevre ve mesleki grup odaklı eksikliği gidermektedir.