Yapay zeka, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme alanlarındaki hızlı gelişmeler, bilimsel yayıncılık ve akademik araştırma dünyasında radikal değişimleri beraberinde getirmektedir. OpenAI tarafından geliştirilen GPT-3 altyapısına dayalı ChatGPT gibi büyük dil modelleri, insan dilini taklit eden ve karmaşık akademik talepleri saniyeler içinde yanıtlayabilen yapısıyla öne çıkmaktadır. Bilimsel iletişim ortamında giderek daha fazla yer bulan bu teknolojiler, bir yandan araştırma süreçlerini verimleştiren yenilikçi imkânlar sunarken, diğer yandan yayın etiği, bilimsel dürüstlük ve bilginin niteliği açısından kritik soruları gündeme getirmektedir. Çalışma, bu teknolojilerin sunduğu imkânlar ile yarattığı etik krizleri akademik yayıncılık bağlamında kapsamlı bir şekilde çözümlemeyi hedeflemektedir.
Çalışmanın temel amacı, ChatGPT ve benzeri büyük dil modellerinin akademik yazım, editoryal değerlendirme ve hakemlik süreçlerindeki etkilerini kavramsal ve etik açılardan incelemektir. İncelemede yöntemsel olarak, yapay zeka ve doğal dil işlemenin teknik gelişim süreci özetlenmiş, GPT modellerinin denetimsiz ön eğitim ve denetimli ince ayar mekanizmaları açıklanmıştır. Makalede ampirik bir veri seti toplamak yerine, literatürdeki teorik yaklaşımlar, yayıncılık politikaları ve mevcut etik ilkeler sentezlenerek nitel bir kavramsal analiz yürütülmüştür. ChatGPT'nin metin oluşturma, dilbilgisi düzeltme, özet çıkarma ve kaynak önerme gibi işlevsel yetenekleri, akademik yayıncılık zincirinin farklı aşamaları dikkate alınarak sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir.
Elde edilen teorik değerlendirmeler ve önermeler, ChatGPT'nin editoryal süreçlerde tekrarlayan işleri hızlandırma, metin akıcılığını artırma ve anadili İngilizce olmayan araştırmacılara dil desteği sağlama gibi önemli faydalar sunduğunu göstermektedir. Buna karşın yazar, modellerin eğitim verilerindeki önyargıları yeniden üretebileceğini, yanlış bilgi yayma riski taşıdığını ve telif hakkı ihlallerine yol açabileceğini vurgulamaktadır. Yazarın çözümlemeleri, üretken yapay zekanın tam metin oluşturma kapasitesinin akademideki mevcut 'yayın yap ya da yok ol' kültürüyle birleştiğinde, niteliksiz ve yenilikçilikten uzak yayın patlamasına sebep olabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca otomatik kaynak oluşturma süreçlerinin 'Matthew Etkisi'ni pekiştirerek zaten çok atıf alan çalışmaları öne çıkarıp yeni fikirleri gölgeleyebileceği saptanmıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümleri, yapay zeka teknolojilerinin akademik ekosistemdeki dönüştürücü rolünü önceki literatürle ilişkilendirerek ele almaktadır. Yazar, yapay zeka araçlarının akademide etik kullanımına ilişkin net standartlar geliştirilmesi gerektiğini ve tek başına yayın sayısına dayalı akademik değerlendirme kriterlerinin gözden geçirilmesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Akademik yayıncılık ve kütüphanecilik literatürü açısından bu çalışma, büyük dil modellerinin yarattığı etik riskleri sistematize etmesi ve yapay zeka tespit yazılımları geliştirme, akademik atanma ölçütlerini nitelik odaklı dönüştürme gibi somut çözüm önerileri sunması bakımından önemli bir teorik zemin oluşturmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, yapay zeka (AI), makine öğrenmesi (ML) ve doğal dil işleme (NLP) kavramsal temellerine dayanmakta; büyük dil modellerinin (LLM) çalışma ilkelerini denetimsiz ön eğitim ve denetimli ince ayar aşamalarıyla açıklamaktadır. Etik değerlendirmelerde ise bilim sosyolojisindeki Matthew Etkisi, telif hakkı hukuku ilkeleri, akademideki yayın baskısı ve etik kuramları kavramsal çerçeve olarak benimsenmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışmada, yapay zeka ve chatbot teknolojilerinin gelişim sürecini ele alan temel literatürün (Adamopoulou & Moussiades, 2020; Haenlein & Kaplan, 2019) yanı sıra, GPT modellerinin yapısını inceleyen çalışmalar (Floridi & Chiriatti, 2020; Radford et al., 2018) değerlendirilmiştir. Ayrıca yayın etiği, intihal ve telif hakları boyutunda Bender vd. (2021), Dehouche (2021) ve Thorp (2023) gibi araştırmacıların ortaya koyduğu riskler ile akademideki teşvik ve kadro atama sistemlerinin eleştirisi (Bedeian, 2004; Miller et al., 2011) bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır.