Küresel iktisadi dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümler, iş gücü piyasalarında esneklik ve güvence dengesinin yeniden kurulmasını zorunlu hale getirmektedir. Danimarka menşeili bir yaklaşım olan ve Avrupa Birliği'nin istihdam stratejilerine entegre edilen güvenceli esneklik (flexicurity) kavramı, işverenlerin değişen piyasa koşullarına uyum sağlamasını kolaylaştırırken çalışanların sosyal haklarını ve istihdam güvenliklerini korumayı hedeflemektedir. Türkiye, kronikleşmiş yüksek genç işsizliği, kadın istihdamının düşüklüğü, kayıt dışılık ve iş gücü piyasasının katı kurumsal yapısı nedeniyle bu modeli doğrudan uygulamakta zorluklar yaşamaktadır. Bu bağlamda, güvenceli esneklik ilkelerinin Türkiye’nin özgün sosyo-ekonomik gerçekliklerine nasıl uyarlanabileceği ve mevcut katı mevzuat yapısı içinde genç iş gücünün geleceğini nasıl şekillendirebileceği temel bir araştırma sorunu olarak öne çıkmaktadır.
Çalışmanın temel amacı, güvenceli esneklik yaklaşımının Türkiye’nin istihdam dinamikleri üzerindeki etkilerini ampirik ve kuramsal olarak incelemek ve son dönem iş kanunu reformlarının iş gücü hareketliliği ile güvence algısı üzerindeki yansımalarını ortaya koymaktır. Araştırma metodolojik olarak iki farklı veri kümesine ve yaklaşıma dayanmaktadır. İlk olarak, kademeli güvence sözleşmelerinin çalışanların iş güvencesi algısı üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla farkların farkı (difference-in-differences) ekonometrik analiz yöntemi kullanılmıştır; bu modelde işletme büyüklüğü ve işe alım yılları temel kukla değişkenler olarak ele alınmıştır. İkinci olarak ise Türkiye genelinde çalışan 350 katılımcıdan oluşan tesadüfi bir örneklem üzerinde anket çalışması yürütülerek, işçilerin güvenceli esneklik kavramına yönelik bakış açıları ve iş kaybı korkuları ampirik olarak test edilmiştir.
Ekonometrik analizlerden elde edilen bulgular, kademeli güvence sözleşmelerinin çalışanların iş kaybı korkusu üzerinde kıdem süresine bağlı olarak farklılaştığını göstermektedir. Özellikle daha düşük kıdem düzeyine (0-5 yıl) sahip çalışanlar arasında iş kaybı kaygısının yüksek olduğu, ancak kıdem süresi 5 yılı aşan çalışanlarda bu korkunun istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı tespit edilmiştir. 350 çalışan üzerinde yapılan ampirik analiz sonuçları da bu bulguları destekler nitelikte olup, çalışanların güvenceli esneklik uygulamalarına yönelik algılarının firmanın büyüklüğüne ve çalışılan yıl sayısına göre değişiklik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, kısa kıdemli çalışanlar için getirilen işten çıkarma maliyetlerindeki indirimlerin, sağlanan istihdam teşvikleriyle dengelenmesi sayesinde işverenlerin sözleşmeleri erken feshetme eğilimlerinin sınırlandığı saptanmıştır.
Elde edilen sonuçlar, literatürdeki İkili İş Gücü Piyasası ve Beşeri Sermaye teorilerinin öngörüleriyle uyumluluk göstermektedir. Güvenceli esneklik modelinin Türkiye'de başarıyla uygulanabilmesi için tek tip bir yaklaşımdan kaçınılması, bunun yerine ülkenin kurumsal engellerini ve katı iş gücü düzenlemelerini dikkate alan aşamalı bir reform stratejisinin benimsenmesi gerektiği tartışılmaktadır. Çalışma, özellikle genç istihdamının artırılmasında eğitim yatırımları, mesleki eğitim programları ve aktif iş gücü politikalarının önemini vurgulayarak mevcut literatüre katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak bu araştırma, kurumsal sınırlılıklar altında güvenceli esnekliğin uygulanabilirliğini kanıtlayarak, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin istihdam politikalarında esneklik ve sosyal koruma dengesinin nasıl kurulabileceğine dair somut ve kanıta dayalı bir yol haritası sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Bu araştırma; birincil ve ikincil iş kolları ayrımına odaklanan İkili İş Gücü Piyasası Teorisi (Dual Labour Market Theory), eğitimin ekonomik çıktılardaki yerini ele alan Beşeri Sermaye Teorisi (Human Capital Theory) ve iş gücü piyasası kurumlarını inceleyen Tarihsel-Kurumsalcı Teori (Historical-Institutional Theory) üzerine inşa edilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, İskandinav ülkelerindeki aktif iş gücü piyasası politikalarını ele alan Hansen ve Andersen (2015), girişimcilik ve iş reformlarını inceleyen Gomez ve Fernandez (2016), istihdam reformlarının genç iş gücü üzerindeki etkilerini meta-analizle derleyen Martinez ve Lopez (2017) ve Latin Amerika ülkelerindeki kurumsal reformları inceleyen Fernandez ve Ramirez (2019) gibi güncel literatürü ele almaktadır.