Nicel araştırma makalesi incelemesi

DOI: 10.3389/fpsyt.2022.844291

Yaşamın İkinci Yılında Davranışsal İnhibisyonun Doğum Öncesi Anne Kaygısı, Aşırı Koruyucu Ebeveynlik ve Erken Bebeklik Mizacı Tarafından Yordaması

Çocukluk ve ergenlik döneminde gelişen içselleştirme sorunları ile sosyal kaygı bozukluğunun erken çocukluktaki en belirgin mizaç risk faktörlerinden biri davranışsal inhibisyondur.

Yazar
Susanne Mudra et al.
Yayın
Tarih
2022
01

Makalenin Kapsamı ve Akademik İçeriği

Erken çocukluk döneminde ortaya çıkan davranışsal inhibisyon, bireyin yenilik ve bilinmezlik içeren uyaranlara karşı çekingenlik, korku ve kaçınma tepkileri göstermesiyle tanımlanan önemli bir mizaç özelliğidir. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan gelişimsel süreçte içselleştirme bozuklukları ve özellikle sosyal kaygı bozukluğu için belirleyici bir risk faktörü olan bu durum, doğum öncesi ve sonrası maternal etkenlerin etkileşimiyle şekillenmektedir. Literatürde hamilelik dönemindeki anne kaygısı ile bebeklik dönemindeki mizaç özellikleri ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkiler ayrı ayrı incelenmiş olsa da, prenatal kaygının 24. aydaki davranışsal inhibisyon üzerindeki uzun dönemli etkilerini bebeklik mizaç tepkileri ve aşırı koruyucu ebeveynlik aracılığıyla açıklayan bütüncül boylamsal modellere ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu çalışma, gebeliğin üçüncü trimesterinde ölçülen hamilelikle ilişkili anne kaygısının, çocukların 24. ayındaki davranışsal inhibisyon düzeylerini öngörme kapasitesini incelemeyi ve bu ilişkide 12. aydaki bebek yeniliğe karşı huzursuzluk mizaç boyutu ile maternal aşırı koruyuculuğun paralellik ve seri aracılık rollerini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, PRINCE ve PAULINE adlı iki prospective gebelik kohortunun birleşimiyle yürütülen nicel-ampirik ve boylamsal bir tasarıma dayanmaktadır. Örneklem, Almanya Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezinde izlenen ve dahil etme kriterlerini karşılayan 170 anne-bebek çiftinden oluşmaktadır. Veriler gebeliğin 34-36. haftalarında PRAQ-R2 ölçeğiyle, doğum sonrası 12. ayda IBQ ve EMKK ölçekleriyle, 24. ayda ise RIBI ölçeğiyle toplanmış; analizlerde iki paralel aracı değişkenli ve seri aracı değişkenli mediasyon modelleri kullanılmıştır.

Analiz sonuçları, hamilelikle ilişkili anne kaygısının 24. aydaki davranışsal inhibisyon üzerindeki doğrudan anlamlı etkisinin, 12. aydaki bebek yeniliğe karşı huzursuzluk tepkisi ve maternal aşırı koruyuculuk değişkenleri modele eklendiğinde tamamen dolaylı hale geldiğini göstermektedir. Tam mediasyon modeli, çocuk davranışsal inhibisyonundaki varyansın yüzde 26'sını açıklamaktadır. Gebelikte yüksek düzeyde kaygı bildiren annelerin bebeklerinin 12. ayda yeniliklere karşı daha fazla huzursuzluk sergilediği ve annelerin daha aşırı koruyucu tutumlar benimsediği; her iki aracı değişkenin de 24. aydaki davranışsal inhibisyonu pozitif yönlü ve anlamlı biçimde yordadığı saptanmıştır. Keşfedici seri mediasyon analizi ise bebeğin yeniliğe karşı gösterdiği huzursuzluk düzeyinin anne üzerindeki etkisinin, maternal aşırı koruyuculuğu arttırdığını ve bu kanaldan da davranışsal inhibisyonu güçlendirdiğini ortaya koymuştur.

Elde edilen bulgular, erken çocukluk dönemindeki davranışsal inhibisyonun yalnızca genetik ya da tek yönlü anne tutumuyla açıklanamayacağını, fötal programlanma hipotezi ve karşılıklı düzenleme modeli çerçevesinde doğum öncesi nörobiyolojik ve doğum sonrası çevresel etkenlerin dinamik birleşimiyle oluştuğunu kanıtlamaktadır. Doğum öncesi dönemde başlayan anne kaygısının bebeğin mizacını ve anne-çocuk etkileşim örüntülerini biçimlendirerek içselleştirme bozukluklarına giden gelişimsel patikayı başlattığı anlaşılmaktadır. Bu çalışma, literatürde hamilelik kaygısı ile erken çocukluk mizacı arasındaki ilişkiyi boylamsal ve çok değişkenli bir yapıda ele alarak özgün bir katkı sunmakta; klinik uygulamalarda gebelikten itibaren riskli annelerin tespiti ve aşırı koruyucu ebeveynlik tutumlarının önlenmesine yönelik erken müdahale programlarının önemini vurgulamaktadır.

Araştırmanın amacı

Bu çalışmanın amacı, gebeliğin üçüncü trimesterindeki hamilelikle ilişkili anne kaygısının 24. aydaki çocuk davranışsal inhibisyonunu yordama gücünü, 12. aydaki maternal aşırı koruyuculuk ve bebeğin yeniliğe karşı huzursuzluk düzeylerinin aracı rolünü dikkate alarak incelemektir(Mudra et al., 2022).

İnceleme ve modelleme yöntemi

Bu çalışma, hamileliğin son üç ayındaki anne kaygısının, çocukluktaki davranışsal ketleme üzerindeki etkisini, aşırı koruyucu ebeveynlik ve bebeğin yeniliğe tepkisi aracılığıyla boylamsal olarak inceleyen nicel-ampirik bir modeldir(Mudra et al., 2022).

Kuramsal ve kavramsal çerçeve

Çalışma, gebelikteki anne kaygısının stres hormonları aracılığıyla fötal HPA eksenini ve nörogelişimi etkilediğini savunan fötal programlanma hipotezi ile anne ve bebeğin duygusal düzenleme süreçlerinin karşılıklı etkileşimini açıklayan karşılıklı düzenleme modeline (Mutual Regulation Model) dayanmaktadır.

Makalenin ele aldığı literatür

Çalışma, davranışsal inhibisyonun uzun dönemli psikopatoloji ve sosyal kaygı bozukluğu riskini artırdığını belirten boylamsal araştırmaları (Clauss ve Blackford, 2012; Fox ve ark., 2015), gebelik kaygısının bebek gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini inceleyen fötal programlanma literatürünü (Glover ve ark., 2018; Van den Bergh ve ark., 2020) ve aşırı koruyucu ebeveyn tutumlarının içselleştirme sorunlarını pekiştirdiğini gösteren ebeveynlik çalışmalarını (Degnan ve ark., 2010; Lewis-Morrarty ve ark., 2012) ele almaktadır.

Araştırma Tasarımı

Evren veya inceleme alanı
Almanya'da Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi'nde 2014-2017 yılları arasında takip edilen ve PRINCE ile PAULINE boylamsal gebelik kohortlarına dahil edilen hamile kadınlar ve çocukları.
Örneklem veya araştırma materyali
Başlangıçta dahil edilen 181 kadından erken doğum yapan 7 kadının çıkarılmasıyla elde edilen, 12 ve 24 aylık takip verileri tam olan ve uç değer analizi sonrası 170 anne-çocuk çiftinden oluşan ampirik örneklem.
Veri toplama süreci
Gebeliğin 34-36. haftalarında PRAQ-R2 ölçeği ile gebelik kaygısı; doğum sonrası 12. ayda EMKK ölçeği ile maternal aşırı koruyuculuk ve IBQ alt boyutu ile bebek yeniliğe tepkisi; 24. ayda ise RIBI ölçeği ile çocuk davranışsal ketleme düzeyleri annelerin öz-bildirimleriyle toplanmıştır.
Veri analiz yöntemi
Değişkenler arasındaki ilişkiler tanımlayıcı istatistikler ve sıfır-dereceli korelasyonlarla analiz edilmiş; doğrudan ve dolaylı etkileri test etmek için Mplus programı kullanılarak maksimum olabilirlik tahminiyle paralel ve ardışık (seri) çoklu aracı değişken modelleri kurulmuştur.
Pregnancy-Related Anxiety (PRAQ-R2)Maternal Overprotection (EMKK)Infant Distress to Novelty (IBQ)Behavioral Inhibition in Toddlerhood (RIBI)Fetal Programming Hypothesis

Araştırmanın Bulguları

01

Gebeliğin üçüncü trimesterinde ölçülen hamilelikle ilişkili anne kaygısı, doğum sonrası 24. aydaki çocuk davranışsal ketleme düzeyini doğrudan ve pozitif bir şekilde anlamlı derecede yordamaktadır(Mudra et al., 2022).

02

Hamilelikle ilişkili anne kaygısının çocuk davranışsal ketlemesi üzerindeki doğrudan etkisi, 12. aydaki bebek yeniliğe tepki huzursuzluğu ve maternal aşırı koruyuculuk ebeveynlik davranışları tarafından tam olarak opere edilmekte ve aracılık edilmektedir(Mudra et al., 2022).

03

Doğum sonrası 12. ayda değerlendirilen bebek yeniliğe tepki huzursuzluğu ile anne aşırı koruyucu ebeveynlik tutumu arasında anlamlı ve pozitif yönlü seri bir aracılık ilişkisi tespit edilmiştir(Mudra et al., 2022).

04

Analiz edilen değişkenler arasında, 12. aydaki bebek yeniliğe tepki huzursuzluğu, 24. aydaki davranışsal ketleme puanlarındaki varyansın en güçlü yordayıcısı olarak öne çıkmaktadır(Mudra et al., 2022).

02

Bulguların Tartışılması ve Araştırmanın Sonucu

Bulguların Yazarlar Tarafından Yorumlanışı

Çalışma, hamilelik dönemindeki anne kaygısının doğrudan etkisinin, doğum sonrası süreçteki gelişimsel ve ebeveynsel aracı değişkenler eklendiğinde ortadan kalktığını ve etkinin tam olarak aracı kanallara dağıldığını göstermektedir. Bu durum, prenatal stresin çocuk psikopatolojisi üzerindeki etkisinin doğrusal ve mekanik bir aktarımdan ziyade, doğum sonrası çevreyle dinamik bir etkileşim içinde şekillendiğini doğrulamaktadır.

Yazarlar, hamileliğin üçüncü trimesterindeki kaygının 12. aydaki bebek yeniliğe tepki huzursuzluğunu yordamasını fötal programlama hipotezi temelinde açıklamaktadır. Prenatal dönemde anne bedenindeki stres hormonlarının fetüsün nöral gelişimi üzerindeki etkisi, bebeğin doğum sonrası yeniliklere karşı duyarlılığını artırmakta ve ketlenmiş bir mizaç yapısının temellerini atmaktadır.

Literatür bağlamında, gebelik kaygısı yüksek olan annelerin çocuklarını daha incinebilir görme eğiliminde oldukları ve bu algının da aşırı koruyucu bir ebeveynlik tarzına yol açtığı tartışılmaktadır. Nitekim mevcut bulgular, ebeveyn kontrolünün ve aşırı korumanın çocuklardaki kaçınma davranışlarını pekiştirerek gelişimsel istikrar sağlayan davranışsal inhibisyona dönüştüğünü gösteren önceki çalışmalarla paralellik sunmaktadır.

Sonuç olarak araştırma, çocuklarda sosyal anksiyete gelişiminde kritik bir risk faktörü olan davranışsal ketlemenin erken öncüllerini anlamak için hem içsel bebek faktörlerinin hem de dışsal ebeveyn davranışlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu tespitler, hamilelik döneminden itibaren başlayan ve ebeveyn-çocuk etkileşimini hedefleyen erken müdahale programlarının tasarlanmasına güçlü bir bilimsel zemin kazandırmaktadır.

Bulguların Önceki Araştırmalarla Karşılaştırılması

Yazarlar gebeliğin son üç ayındaki anne kaygısı ile bebek mizacı arasındaki anlamlı ilişkiyi Blair ve meslektaşlarının çalışmasıyla karşılaştırarak hamilelik kaygısının erken çocukluk dönemi mizaç özellikleri üzerindeki bağımsız yordayıcı rolünü doğrulamaktadır(Mudra et al., 2022).

Sonuç Bölümünün Sunduğu Çıkarımlar

Yazarlar, hamilelik dönemindeki anne kaygısının çocukta davranışsal ketleme gelişimini bebek mizacı ve maternal aşırı koruyuculuk mekanizmaları üzerinden dolaylı olarak şekillendirdiğini belirterek, riskli ebeveynlerin hamilelikten itibaren tespit edilerek klinik müdahalelerle desteklenmesinin önemini vurgulamaktadır(Mudra et al., 2022).

Literatür Taraması İçin Sunduğu Çerçeve

Bu çalışma, prenatal dönemden erken çocukluğa geçiş sürecinde psikopatoloji gelişimini açıklayan bütüncül bir model sunması bakımından literatürde merkezi bir işlev görür. Çocuk psikiyatrisi ve gelişimsel psikobiyoloji disiplinlerini birleştiren araştırma, genellikle biyolojik belirleyiciler veya ebeveynlik davranışları arasında kopuk olan literatüre köprü kurar. Hamileliğe özgü kaygının (PrA), çocuğun ikinci yılındaki davranışsal ketleme üzerindeki etkisini sadece genetik veya mekanik bir aktarım olarak değil; bebek mizacı ve maternal aşırı koruyuculukla şekillenen dinamik bir etkileşim zinciri olarak tanımlar. Bu yaklaşım, sosyal kaygı bozukluğunun erken çocukluktaki öncüllerini anlamlandırmak için hamilelikten itibaren başlayan boylamsal bir bakış açısı sunar.

Araştırma, Glover (2018) gibi yazarların 'fetal programlama' hipotezini ve Clauss ve Blackford (2012) tarafından ortaya konulan davranışsal ketlemenin sosyal anksiyete riskini artırdığına dair bulguları temel alır. Ancak bu çalışma, önceki literatürden farklı olarak 'genel kaygı' yerine 'hamilelikle ilişkili kaygı'ya odaklanarak spesifik bir yordayıcı tanımlar. Ayrıca, prenatal stresin etkilerinin doğum sonrası ebeveynlik tarzı ve bebeğin yeniliğe verdiği tepkiler (distress to novelty) aracılığıyla nasıl modüle edildiğini ampirik olarak göstererek, önceki çalışmaların eksik bıraktığı aracı mekanizmaları detaylandırır. Böylece, biyolojik risk faktörlerinin çevresel ebeveynlik faktörleriyle nasıl pekiştiğini göstererek mevcut literatürü genişletir.

Makale, çocuklarda içselleştirme bozukluklarının kökenlerini ele alan literatür taramaları için kritik bir sentez verisi sağlar. Özellikle mizaç gelişiminde prenatal faktörlerin etkisinin doğum sonrası süreçte 'tam aracılık' (full mediation) yoluyla işlediğini göstermesi, literatürdeki 'prenatal stres kalıcı mıdır yoksa müdahale edilebilir mi?' tartışmasına müdahale edilebilir olduğu yönünde kanıt sunar. Derlemeler için bu bulgu, sadece çocuk gelişimine odaklanmak yerine anne-bebek ikilisinin hamilelikten itibaren izlenmesi gerektiğini vurgulayan metodolojik bir öneri niteliği taşır. Ayrıca, yüksek sosyoekonomik düzeydeki örneklemlerde bile prenatal kaygının davranışsal ketleme üzerindeki etkisinin gücünü kanıtlayarak, risk gruplarının belirlenmesine yönelik tarama standartlarına katkıda bulunur.

Kaynakça

  1. Blair, M. M., Glynn, L. M., Sandman, C. A., Davis, E. P. (2011). Prenatal maternal anxiety and early childhood temperament. Stress, 14(6), 644-651.
03

Tez ve Makale Araştırmalarında Kullanım

Makalenin doğrulanmış yöntemi, bulguları ve kuramsal çerçevesi; tez ve makale çalışmalarında kullanılacağı bölümle birlikte aşağıdaki üç araştırma taslağına dönüştürülmüştür.

01

Tez veya makalede kullanım · Kavramsal Çerçeve

Prenatal dönemdeki maternal stres, fetüsün HPA ekseni gelişimini etkileyerek mizaç özelliklerini şekillendirir.

Fetal programlama hipotezini çocuk gelişimi bağlamında temellendirmek için bu makalenin hamilelik kaygısı ve bebek huzursuzluğu arasındaki bulguları kullanılabilir(Mudra et al., 2022).

Babaların Ebeveynlik Tutumlarının Çocuğun Davranışsal İnhibisyon Gelişimindeki Rolü: Boylamsal Bir Analiz

Araştırma sorusu
Babaların aşırı koruyucu ebeveynlik tutumları, prenatal anne kaygısının çocuk üzerindeki etkisini modüle etmekte midir?
Yöntem taslağı
Makalede babaların eksikliği bir sınırlılık olarak belirtilmiştir. Araştırma, hamilelikten itibaren hem anne hem babayı kapsayan boylamsal bir desenle kurgulanmalıdır. Veriler 12. ve 24. aylarda ebeveyn öz-bildirimleri ve yarı-yapılandırılmış gözlemlerle toplanmalı, babanın koruyuculuk düzeyinin aracı veya düzenleyici (moderator) rolü çok düzeyli modelleme ile analiz edilmelidir.

Makaleyle bağlantısı: Yazarlar, çalışmanın kısıtlılıklarında baba perspektifinin eksikliğini ve babaların farklı ebeveynlik stillerinin çocuk gelişimi üzerindeki potansiyel etkisini vurgulamışlardır(Mudra et al., 2022).

02

Tez veya makalede kullanım · Giriş

Davranışsal ketleme, yabancı uyaranlara karşı korku ve kaçınma ile karakterize edilen, sosyal anksiyete için erken bir risk faktörüdür.

Çalışmanın 'Behavioral Inhibition' tanımı ve bu mizacın klinik önemi vurgulanırken kaynak gösterilebilir(Mudra et al., 2022).

Prenatal Kaygı ve Davranışsal İnhibisyon Arasındaki İlişkide Epigenetik Mekanizmaların İncelenmesi

Araştırma sorusu
Prenatal dönemdeki hamilelik kaygısı, kordon kanındaki belirli genlerin metilasyonu üzerinden çocuğun 24. aydaki BI düzeyini yordamakta mıdır?
Yöntem taslağı
Makale öz-bildirim sınırlılığını vurgulayarak biyolojik verilere çağrı yapmaktadır. Doğumda kordon kanı örnekleri alınmalı ve mizaçla ilişkili genlerdeki (örn. NR3C1) epigenetik değişiklikler incelenmelidir. 24. ayda RIBI ölçeği uygulanarak, epigenetik metilasyonun prenatal kaygı ve BI arasındaki ilişkide biyolojik aracı rolü regresyon modelleriyle test edilmelidir.

Makaleyle bağlantısı: Yazarlar, prenatal anksiyetenin çocuk davranışları üzerindeki transizyonunda epigenetik mekanizmalarla ilgili verilerin henüz sınırlı olduğunu ve gelecekte biyolojik verilerin dahil edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir(Mudra et al., 2022).

03

Tez veya makalede kullanım · Tartışma

Aşırı koruyucu ebeveynlik tutumu, prenatal kaygı ile çocuktaki ketlenmiş davranışlar arasındaki bağı pekiştiren bir aracı mekanizmadır.

Ebeveynlik tarzının genetik yatkınlıkla (mizaç) nasıl etkileşime girdiğini ve davranış kalıplarını nasıl stabilize ettiğini açıklarken kullanılabilir(Mudra et al., 2022).

Türkiye ve Almanya Örneklemlerinde Maternal Aşırı Koruyuculuk ve BI İlişkisinin Kültürel Karşılaştırması

Araştırma sorusu
Maternal aşırı koruyuculuk algısı ve bu tutumun çocuk davranışsal ketlemesi üzerindeki etkisi kültürel bağlama göre farklılık göstermekte midir?
Yöntem taslağı
Makalenin homojen örneklem sınırlılığından yola çıkarak, Türkiye ve Almanya'dan sosyoekonomik düzeyleri eşlenmiş iki grup anne-çocuk çifti seçilmelidir. EMKK ve RIBI ölçekleri her iki kültürde uygulanmalı, 'aşırı koruyuculuk' kavramının kültürel temsilleri nitel görüşmelerle desteklenmeli ve kültürlerarası çoklu grup yapısal eşitlik modellemesi yapılmalıdır.

Makaleyle bağlantısı: Çalışmanın homojen sosyoekonomik yapısı ve preterm doğumların dışlanması nedeniyle riskli grupların ve farklı kültürel algıların temsil edilemediği yazar tartışmasında vurgulanmıştır(Mudra et al., 2022).