Çağdaş kentlerde konutun finansallaşması ve kamusal konut politikalarının zayıflaması, konut maliyetlerinin hanehalkı gelirlerinden daha hızlı yükselmesine yol açarak ciddi bir erişilebilirlik krizi yaratmıştır. Konutun sadece bir barınma hakkı olmaktan çıkıp finansal bir yatırım aracına dönüştüğü bu neoliberal dönüşüm sürecinde, gelir eşitsizlikleri doğrudan konut eşitsizliklerine ve sosyo-mekânsal ayrışmaya yansımaktadır. Özelleştirme reformları sonrasında ultra-liberal bir konut rejiminin egemen olduğu Estonya'nın başkenti Tallinn, devlet müdahalesinin son derece sınırlı kalması ve özel kiralık sektörün denetimsiz gelişimiyle bu krizin belirgin biçimde yaşandığı kentlerden biridir. Gelir artışlarının konut fiyat enflasyonunun gerisinde kaldığı ve banka kredi koşullarının sıkılaştığı bu yapısal ortamda, piyasaya yeni giren genç kuşaklar mülkiyet ediniminde ciddi engellerle karşılaşmaktadır.
Bu çalışmanın temel amacı, 2010 ile 2020 yılları arasında Tallinn kentsel bölgesinde 20-34 yaş grubundaki genç hanehalklarının ev sahipliğine erişim düzeylerindeki değişimi ve bu değişimi şekillendiren sosyo-ekonomik belirleyicileri çözümlemektir. Araştırmada 2010 ve 2020 yıllarına ait AB Gelir ve Yaşam Koşulları (EU-SILC) verileri kullanılmış, ev sahibi olma ile kiralık sektörde yer alma durumu arasındaki bağımlı değişken ikili lojit regresyon modelleriyle analiz edilmiştir. İncelemede hanehalkı başkanı yaşı, hanehalkı üyesi başına düşen gelir, istihdam durumu, eğitim düzeyi, etnik köken, hane yapısı ve konutun mekânsal konumu gibi değişkenler dikkate alınmıştır. İki farklı genç kohortunun karşılaştırılması yoluyla, makro-ekonomik dönüşümlerin ve konut fiyat artışlarının gençlerin konut kariyerleri üzerindeki dönüştürücü etkisi ampirik olarak sınanmıştır.
Bulgular, 2010-2020 dekadında gençlerin ev sahibi olma oranında dramatik bir düşüş yaşandığını ve 20-34 yaş grubunda kiralık sektörde yaşayanların oranının %31,9'dan %47,7'ye yükseldiğini göstermektedir. Gelir düzeyinin ev sahibi olma olasılığı üzerindeki etkisi 2020 yılında olağanüstü artmış; yüksek gelirli gençlerin ev sahibi olma olasılığı düşük gelirlilere kıyasla 14 katına çıkmıştır. İstihdam edilen en az bir bireyin varlığı ve yüksek eğitim seviyesi mülkiyet ediniminde kritik avantajlar sağlarken, tek kişilik haneler ve çocuksuz çiftler kiralık sektörde sıkışıp kalmaktadır. Ayrıca ev sahipliği düşük katlı suburban bölgelerde ve müstakil yapılarda yoğunlaşırken, kiralık konutların büyük bölümü kent merkezindeki tarihi dokuda veya kentin çeperindeki Sovyet döneminden kalma yüksek katlı toplu konut alanlarında kümelenmektedir.
Tartışma ve sonuç bölümünde yazarlar, Tallinn'de yaşanan bu mülkiyet kaybının gençlerin toplumsal entegrasyonu ve uzun vadeli refahı üzerinde derin olumsuz etkiler doğuracağını vurgulamaktadır. Finansallaşmış piyasa koşullarında ebeveyn servetine ve kuşaklararası mülk transferlerine erişimi olmayan gençler, yüksek kira yükü ve güvencesiz barınma koşulları nedeniyle piyasada dezavantajlı konuma düşmektedir. Elde edilen ampirik kanıtlar, konut rejimlerinde devletin sosyal konut ve planlama düzenlemeleriyle daha aktif rol alması gerektiğini göstermekte; konut eşitsizliği literatürüne Doğu Avrupa neoliberal dönüşüm deneyimi üzerinden önemli bir katkı sunmaktadır. Bu çalışma, kentsel sosyoloji, konut politikaları ve gençlik araştırmaları alanında çalışan araştırmacılar için ampirik ve kuramsal açıdan güçlü bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, konutun finansallaşması, neoliberal konut rejimleri, ortaya çıkan yetişkinlik kavramı ve konut eşitsizliğinin kısır döngüsü kuramsal yaklaşımlarına dayanmaktadır. Mülkiyet rejimlerinin sosyo-mekânsal ayrışma ve kuşaklararası servet aktarımı üzerindeki belirleyici rolü analitik çerçevenin temelini oluşturur.
Makalenin ele aldığı literatür
Çalışma, Avrupa'da konut erişilebilirliği krizi, özel kiralık sektörün genişlemesi, gençlerin bağımsız konut kariyerlerinin gecikmesi ve varlığa dayalı refah sistemlerinin oluşturduğu kuşaklararası eşitsizlikler literatürünü ele almaktadır. Özellikle Doğu Avrupa'da özelleştirme sonrası oluşan aşırı mülkiyet rejimlerinin dönüşümü ve Tallinn özelindeki sosyo-mekânsal ayrışma çalışmaları doğrultusunda literatüre katkı sunulmaktadır.