Dilbilim, psikoloji, nöroloji ve felsefe gibi farklı disiplinlerin kesişim alanında yer alan dilin kökeni ve yapısı, insan düşüncesinin ve gerçeklik algısının şekillenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Tarihsel süreçte Platon'un Cratylus diyalogundan Saussure'ün dilsel işaret teorisine kadar uzanan tartışmalar, dilsel gösterge ile nesne arasındaki ilişkinin geleneksel uzlaşıya dayandığını ve büyük ölçüde rastlantısal olduğunu savunmuştur. Buna karşılık, onomatopeik yapılar ve özellikle bouba-kiki fenomeni gibi psikolojik ve nörolojik bulgular, sesler ile görsel biçimler arasında doğuştan gelen ya da sezgisel bir motivasyonun varlığını işaret ederek bu tam rastlantısallık kabulünü sörgülamaya açmıştır.
Bu çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği programında öğrenim gören 164 öğrenci katılımıyla nicel bir araştırma tasarımı benimsenmiştir. Araştırmanın amacı, bireylerin sesler ile soyut şekiller arasında kurdukları sezgisel bağları incelemek ve dil algısının arkasındaki bilişsel süreçleri aydınlatmaktır. Veri toplama sürecinde katılımcılara yuvarlak ve sivri uçlu olmak üzere iki soyut şekil sunulmuş, bu şekilleri bouba ve kiki pсевdöözleriyle eşleştirmeleri istenmiştir. Ardından katılımcılara bu isimlerle uyumlu marka tasarımları oluşturma görevi verilmiş, elde edilen veriler betimsel istatistikler ve ki-kare testi yardımıyla analiz edilmiştir.
Elde edilen nicel bulgular, katılımcıların yüzde 87,2 oranında yuvarlak şekli bouba pсевdöözüyle, köşeli şekli ise kiki pсевdöözüyle eşleştirdiğini ortaya koymuştur. Ki-kare analizi sonuçunda hesaplanan değer, gözlenen frekansların rastlantısal dağılımdan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğunu ve ses ile şekil ataması arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu doğrulamıştır. Ayrıca marka yaratma görevinde de benzer bir tutarlılık gözlenmiş, katılımcıların çoğunluğu tasarımlarını ilk aşamada belirledikleri ses-şekil eşleştirmelerine uygun biçimde yapılandırmıştır.
Araştırma sonuçları, bouba-kiki etkisinin farklı kültürel ve dilsel bağlamlarda ne denli dirençli ve evrensel bir nitelik taşıdığını bir kez daha teyit etmektedir. Bu durum, dilbilim, psikoloji ve bilişsel bilimler arasındaki disiplinlerarası köprüleri güçlendirirken, eğitim ortamlarında ve materyal tasarımında sezgisel algı mekanizmalarından yararlanılması yönünde somut çıkarımlar sunmaktadır. Yazarın tartışma bölümünde vurguladığı üzere, bu tür ses-sembolik eşleşmelerin anlaşılması hem dil edinim stratejilerinin geliştirilmesine hem de pazarlama ve estetik alanındaki uygulamalı tasarımlara rehberlik etmektedir.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Saussure'ün dilsel işaretin rastlantısallığı ilkesine karşı konumlanan ve ses simgececiliği ile çapraz-modal algı kuramlarına dayanan yaklaşımlarla yapılandırılmıştır. Wolfgang Köhler'in takete-maluma deneyleri ve modern nöroloji ile psikolinguistik literatüründe yer alan ses-biçim yazışmaları, insan zihninin duyusal girdileri bütünleştirme kapasitesini açıklayan temel kuramsal temelleri oluşturmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Araştırma, dilin rastlantısallığı ile ses motivasyonu arasındaki tarihsel tartışmaları ele almakta; Wolfgang Köhler, Ramachandran ve Hubbard ile Ćwiek ve meslektaşlarının bouba-kiki etkisinin evrenselliği üzerine yürüttüğü deneysel çalışmaları ve ses simgececiliğinin dil edinimindeki rolünü inceleyen literatürü kapsamlı bir şekilde tartıştırmaktadır.