Endülüs Emevî Devleti, İber Yarımadası'ndaki sekizinci ve on birinci yüzyıllar arasındaki hakimiyeti süresince, heterojen bir etnik yapı üzerinde merkezi otorite kurmaya çalışmıştır. Devletin en kritik kurumu olan askerî teşkilat, sadece bir savunma aracı değil, aynı zamanda farklı etnik grupların güç mücadelelerinin yansıdığı bir alan olmuştur. Başlangıçta Arap aristokrasisinin baskın olduğu bu yapı, zamanla kabile asabiyetinden kaynaklanan isyanlar nedeniyle sarsılmış ve devletin bekasını tehdit eder hale gelmiştir. Mevcut literatür askerî sistemi genel hatlarıyla betimlese de, gruplar arası geçişin arkasındaki güven krizlerini ve kurumsal yeniden yapılandırmanın politik mantığını yeterince çözümleyememiştir. Bu makale, söz konusu boşluğu doldurmak amacıyla ordunun etnik evrimini sadakat dinamikleri üzerinden analiz etmektedir.
Araştırmanın temel odağı, askerî teşkilatın oluşumunda Araplar, Mevâli, Sakâlibe, Berberiler ve Muvalledlerin oynadığı rolleri ve bu rollerin tarihsel süreçteki dönüşümünü ortaya koymaktır. Yazar, bu amaca ulaşmak için nitel araştırma yöntemlerini benimsemiş; tarihî belge analizi ve etnografik tekniklerle birincil kaynaklara yönelmiştir. İbn Hazm, İbn Hayyân ve İbn İzarî gibi dönem kronikçilerinin eserleri üzerinden yürütülen incelemede, karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılarak farklı hükümdarlar dönemindeki askerî reformlar irdelenmiştir. Yöntemsel olarak birincil kaynakların sunduğu veriler, modern literatürdeki tartışmalarla sentezlenmiş ve ordudaki değişimin tesadüfi değil, bilinçli bir merkeziyetçilik politikası olduğu vurgulanmıştır.
İnceleme sonuçunda elde edilen bulgular, askerî teşkilatın başlangıçta Arap kabileleri üzerine inşa edildiğini ancak I. Abdurrahman döneminden itibaren isyan eden Arapların yerini Mevâli ve Sakâlibe askerlerinin aldığını göstermektedir. Sakâlibe birliklerinin, özellikle III. Abdurrahman ve II. Hakem dönemlerinde hanedana olan mutlak sadakatleri sayesinde ordunun omurgasını oluşturduğu tespit edilmiştir. Ancak Hâcip Mansur döneminde bu yapının da tasfiye edilerek yerlerine Kuzey Afrika kökenli Berberi birliklerinin getirildiği, bu durumun ordunun profesyonelleşmesine katkı sağlasa da yerel halkla askerler arasında kültürel bir çatışma doğurduğu görülmüştür. Muvalledlerin ise sınır bölgelerinde kritik savunma rolleri üstlendiği ancak merkezi otoritenin zayıfladığı her fırsatta bağımsızlık iddiasıyla isyan ederek güvenlik açıklarına yol açtıkları saptanmıştır.
Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmında, Endülüs askerî tarihindeki dönüşümlerin temel motivasyonunun "güvenilir bir askerî güç" arayışı olduğu savunulmaktadır. Yazar, isyan eden veya güvenilirliğini yitiren grupların sistemli bir şekilde tasfiye edilmesinin, devletin ayakta kalma stratejisinin bir parçası olduğunu literatürle ilişkilendirerek göstermektedir. Bu analiz, Endülüs'ün yıkılışına giden süreçte ordu yapısındaki etnik kaymaların hem bir güç kaynağı hem de bir zafiyet alanı oluşturduğunu kanıtlaması bakımından literatürde özgün bir konuma sahiptir. Gelecek araştırmalar için bu etnik grupların sadece askerî rollerinin değil, toplumsal ve ekonomik hayattaki etkilerinin de karşılaştırmalı olarak incelenmesi gerektiği yönündeki öneri, Endülüs tarihyazımı için yeni bir perspektif sunmaktadır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışma, tarihsel kurumsalcı bir perspektifle askerî yapıdaki değişimleri, aktörlerin devlete olan bağlılıkları ve siyasi istikrarsızlık anlarındaki tutumları üzerinden kuramsallaştırmaktadır. Güven ve sadakat ilkeleri, kurumsal yeniden yapılandırmanın temel itici güçleri olarak ele alınmaktadır.
Makalenin ele aldığı literatür
Makale, Abdul Macid Munāvir al-Mecālî'nin Ceys al-Andalusî ve Muhammed Hanāwī'nin Nizam al-Asker bi'l-Andalus eserleri gibi Arapça literatürün yanı sıra Beshir Radhi'nin El Ejército en la Época del Califato de al-Andalus başlıklı İspanyölça çalışmasına atıfta bulunmaktadır. Bu çalışmaların askerî yapının tarihsel arka planını sunduğu ancak etnik unsurların dönüşümünü ve güven ilkesini yeterince derinlemesine işlemediği vurgulanmaktadır.