Modern toplumda şekerli içeceklerin ve işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi, Batı tipi diyetin en belirgin özelliklerinden biri haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca obezite ve tip 2 diyabet gibi geleneksel metabolik hastalıkların insidansını artırmakla kalmamış, aynı zamanda bağışıklık sisteminin işleyişini bozarak kronik enflamasyon süreçlerini de derinleştirmiştir. Literatürde diyet şekerlerinin metabolik etkileri geniş çapta araştırılmış olsa da, heksozların bağışıklık hücrelerini doğrudan manipüle ederek düşük dereceli kronik enflamasyonu ve spesifik otoimmün patolojileri nasıl tetiklediği sorusu uzun süre yanıtsız kalmıştır. Bu çalışma, aşırı şeker alımının hücresel metabolizma ve bağışıklık toleransı üzerindeki yıkıcı etkilerini ele alarak bu kritik boşluğu doldurmayı ve enflamatuar hastalıkların beslenme odaklı arka planını aydınlatmayı hedeflemektedir.
Bu derleme çalışmasının temel amacı, aşırı glukoz ve fruktoz tüketiminin romatoid artrit, multipl skleroz, sedef ve enflamatuar bağırsak hastalıkları gibi yaygın otoimmün hastalıklar ile sistemik düşük dereceli kronik enflamasyon üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla sentezlemektir. Çalışmada, yakın dönemde gerçekleştirilmiş olan randomize kontrollü klinik denemeler, hayvan modelleri ve hücresel düzeydeki deneysel araştırmalardan elde edilen veriler sistematik bir biçimde incelenmiştir. Araştırmacılar, heksozların bağışıklık hücreleri üzerindeki doğrudan etkilerini ve bağırsak mikrobiyotası kompozisyonundaki değişimler aracılığıyla dolaylı enflamasyon tetikleme yollarını moleküler düzeyde analiz ederek, beslenme alışkanlıkları ile immünopatoloji arasındaki kayıp halkaları ortaya koymuştur.
Elde edilen bulgular, aşırı heksoz tüketiminin hem hücresel düzeyde hem de sistemik olarak enflamasyonu körüklediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hücresel düzeyde yüksek glukoz, mitokondriyal reaktif oksijen türlerini artırarak TGF-beta sitokinini aktive etmekte ve pro-enflamatuar Th17 hücrelerinin farklılaşmasını doğrudan teşvik etmektedir. Aynı zamanda aşırı şeker tüketimi, bağırsak bariyeri bütünlüğünü bozarak lümen içi kısa zincirli yağ asitlerinin azalmasına ve patojenik bakterilerin translokasyonuna yol açmaktadır. Bu durum, Toll benzeri reseptörlerin aktivasyonu vasıtasıyla NF-kB ve MAPK sinyal yollarını uyararak makrofajlardan IL-6, IL-1beta ve TNF-alpha gibi güçlü enflamatuar sitokinlerin salgılanmasını tetiklemekte ve romatoid artrit ile enflamatuar bağırsak hastalığı gibi kronik patolojileri şiddetlendirmektedir.
Sonuç olarak, diyet kaynaklı şekerlerin basit birer kalori kaynağı olmanın ötesinde, bağışıklık dengesini bozan aktif immünometabolik ajanlar olduğu kanıtlanmaktadır. Çalışma, literatürde daha önce birbirinden bağımsız ele alınan beslenme fizyolojisi ve immünoloji alanlarını sentezleyerek 'immünometabolizma' disiplinine öncü bir katkı sunmaktadır. Elde edilen sentez, klinik uygulamalarda ve halk sağlığı politikalarında şeker tüketiminin sınırlandırılmasının otoimmün hastalıkların tedavisinde ve düşük dereceli enflamasyonun azaltılmasında kritik bir adjuvan strateji olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, gelecek araştırmalar için insan kohortlarında heksoz metabolizması ve immün yanıt etkileşimini haritalandıracak yeni klinik ve moleküler araştırma modellerinin geliştirilmesi elzem görünmektedir.
01Aşırı şeker tüketimi ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren işlenmiş gıdalar, metabolik disregülasyona neden olarak obezite ve ilişkili kronik hastalıkların gelişimini güçlü bir şekilde tetiklemektedir(Ma et al., 2022).
02Yüksek şekerli diyetler, klinik düzeyde netleşmemiş olsa da deneysel multipl skleroz modellerinde CD4+ T hücre oranını artırarak nöroenflamasyonu ve klinik hastalık seyrini belirgin derecede kötüleştirmektedir(Ma et al., 2022).
03Glukoz, fruktozun aksine B lenfosit üretimini ve gelişimini destekleyen, ayrıca mTOR sinyal yolunu aktive ederek hücreleri erken apoptoza karşı koruyan temel metabolik yakıttır(Ma et al., 2022).
04Aşırı diyet şekeri alımı, bağırsak mikrobiyota çeşitliliğini azaltıp lümendeki kısa zincirli yağ asitlerini tüketerek bağırsak bariyer bütünlüğünün bozulmasına ve kolit gelişimine yol açmaktadır(Ma et al., 2022).