İnceleme özeti
Kitle iletişim araçları, modern toplumlarda hegemonik değerlerin rıza yoluyla yaygınlaştırılmasında ve egemen sınıfın ideolojilerinin doğallaştırılmasında merkezi bir rol oynamaktadır. Kamu yayıncılığı formatında faaliyet gösteren devlet medyasının, toplumsal rızayı şekillendirme ve kolektif hafızayı inşa etme kapasitesi bu sürecin en somut örneklerinden biridir. Türkiye bağlamında Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), kurulduğu 1964 yılından bu yana ülkenin geçirdiği sosyopolitik dönüşümlerin ve ideolojik kırılmaların hem bir aynası hem de aktif bir aktörü olmuştur. Ancak TRT'nin sadece geleneksel bir televizyon yayıncısı olmanın ötesine geçerek tarihsel dramalar, dijital platformlar ve uluslararası yayın ağları üzerinden kültürel hegemonyayı nasıl ürettiği ve yeniden yapılandırdığı sorunsalı derinlemesine bir analizi gerekli kılmaktadır.
Bu çalışmada, TRT'nin kültürel hegemonya üretimindeki stratejik rolünü Antonio Gramsci'nin kültürel hegemonya teorisi ve Louis Althusser'in devletin ideolojik aygıtları kavramsal çerçevesinde incelemek amaçlanmıştır. Çalışma yöntemsel olarak betimsel analiz, tematik analiz ve eleştirel söylem analizi yaklaşımlarını bir arada kullanan nitel bir araştırma tasarımı sunmaktadır. Analiz kapsamında, TRT'nin kurulduğu günden günümüze kadar geçen süreç üç temel döneme (1960-1990 tek kanallı dönem, 1990'lar çok kanallı dönem ve 2002 sonrası AK Parti dönemi) ayrılarak dönemsel bir içerik çözümlemesine tabi tutulmuştur. Özellikle Diriliş: Ertuğrul ve Payitaht: Abdülhamid gibi popüler tarihsel yapımlarda kullanılan söylem yapıları, kahraman prototipleri ve sembolik kodlar eleştirel bir süzgeçten geçirilmiştir.
Araştırmanın bulguları, TRT'nin devlet ideolojisiyle uyumlu hegemonik bir tarih anlatısı inşa ederek kamuoyu algısını şekillendirmede son derece etkin bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Kurumun özellikle tarihsel dönem dizilerinde milli birlik, kahramanlık mitleri, dış tehditler ve ahlaki üstünlük gibi temaları seçici bir biçimde çerçevelediği görülmektedir. Dönemsel analizler; 1960-1990 yılları arasında modernleşme ve ulus inşası temalarının ağırlıkta olduğunu, 1990'larda rekabetçi ortamda kültürel kimlik arayışının öne çıktığını, 2000'lerde ise muhafazakar ahlak anlayışı ile neo-Osmanlıcı anlatıların baskın hale geldiğini göstermektedir. Ayrıca, bu yapımlarda kadın temsillerinin geleneksel aile rolleriyle sınırlandırılarak muhafazakar normların pekiştirildiği saptanmıştır.
Çalışmanın ulaştığı sonuçlar, TRT'nin geleneksel yayıncılıktan TRT Tabii ve TRT World gibi dijital mecralara geçiş yaparak hegemonik etkisini küresel ölçekte genişlettiğini doğrulamaktadır. Bu yönüyle makale, devlet güdümlü medyanın dijital ağ toplumundaki dönüşümünü açıklamakta ve Gramsci ile Althusser'in klasik kuramlarının dijital platformlar çağında hala güçlü birer açıklama modeli sunduğunu kanıtlamaktadır. Elde edilen bulgular, literatürdeki kamu yayıncılığı ve kültürel diplomasi çalışmalarına kritik bir katkı sunarak, medya içeriklerinin sadece birer eğlence metaı olmadığını, aynı zamanda rıza üretiminin incelikli aygıtları olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, gelecekte yapılacak medya çalışmalarının izleyici alımlama analizleriyle desteklenmesi literatürdeki boşluğu dolduracaktır.
Kuramsal ve kavramsal çerçeve
Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Antonio Gramsci'nin kültürel hegemonya teorisi ve Louis Althusser'in devletin ideolojik aygıtları (ISA) kavramı üzerine inşa edilmiştir. Gramsci'nin rıza üretimi perspektifiyle TRT'nin kitleleri ikna etme süreçleri incelenirken, Althusser'in rızanın kurumsallaşması ve bireylerin özneleştirilmesi (interpellation) teorisiyle kurumun ideolojik yeniden üretimdeki işlevi açıklanmaktadır. Ayrıca Frankfurt Okulu'nun kültür endüstrisi eleştirisi ile Manuel Castells'in ağ toplumu kuramı da analizlere entegre edilmiştir.
Makalenin ele aldığı literatür
Makalede ele alınan literatür; kitle iletişim araçlarının ideolojik rollerini analiz eden klasik ve çağdaş kuramcıların (Gramsci, Althusser, Adorno, Horkheimer, Castells, Hall) çalışmalarını temel almaktadır. Bunun yanı sıra, Türkiye'de televizyon yayıncılığının tarihsel gelişimi, TRT'nin özerklik ve tekel süreçleri, neoliberal politikaların medya üzerindeki etkileri ve AK Parti dönemi yayıncılık reformlarına odaklanan ulusal literatürdeki tartışmalar ile popüler tarih dizilerinin ideolojik çerçevelemesi üzerine yapılan güncel ampirik çalışmalar kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir.
Yöntem ve araştırma tasarımı
Araştırmanın amacı
Bu çalışmanın amacı, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'nun (TRT) bir devlet medya aygıtı olarak kültürel hegemonya üretimindeki rolünü, Antonio Gramsci ve Louis Althusser'in teorik çerçeveleriyle ele alarak, kurumun özellikle tarihsel yapımları üzerinden ulusal kimliği ve ideolojik anlatıları nasıl inşa ettiğini ortaya koymaktır (Çelik, 2025, s. 1).
Yöntem ve yaklaşım
Bu çalışma, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'nun (TRT) kültürel hegemonya üretimindeki rolünü Antonio Gramsci'nin kültürel hegemonya teorisi ve Louis Althusser'in ideolojik devlet aygıtları kavramı çerçevesinde ele alan nitel bir araştırmadır. Araştırmada, kurumun tarihsel yapımları ve yayın politikaları tematik analiz ve eleştirel söylem analizi yöntemleriyle çözümlenmiştir (Çelik, 2025, s. 1).
- Evren veya inceleme alanı
- TRT tarafından 1960'lardan günümüze kadar üretilen ve yayınlanan televizyon programları, haber bültenleri, belgeseller ve özellikle 2000'li yıllardan sonra öne çıkan tarihsel televizyon dizileri araştırmanın inceleme derlemini oluşturmaktadır.
- Örneklem veya araştırma materyali
- TRT bünyesinde yayınlanan ve tarihsel/toplumsal dönüşümleri yansıtan 'Kurtuluş', 'Diriliş: Ertuğrul', 'Payitaht: Abdülhamid', 'Bizimkiler' ve 'Teşkilat' gibi sembolik öneme sahip yapımlar ve bunların söylemsel yapıları materyal olarak seçilmiştir.
- Veri toplama süreci
- Araştırma kapsamında veri toplama sürecinde, TRT'nin farklı dönemlerdeki yayın politikalarını, kurumsal belgelerini ve televizyon dizilerindeki söylem kalıplarını içeren nitel veriler, ilgili literatür ve yayın arşivleri taranarak derlenmiştir.
- Veri analiz yöntemi
- Elde edilen nitel veriler ve televizyon yapımlarındaki metinsel ve görsel ögeler, Gramsci'nin hegemonya ve Althusser'in ideolojik devlet aygıtları kuramları ışığında tematik analiz, eleştirel söylem analizi ve nitel içerik analizi teknikleri kullanılarak çözümlenmiştir.
Kültürel HegemonyaDevletin İdeolojik AygıtlarıKamu YayıncılığıTarihsel AnlatılarUlusal Kimlik İnşasıDijitalleşmeYumuşak Güç
Tartışma ve sonuç
TRT'nin tarihsel dizileri ve kültürel yapımları, Antonio Gramsci'nin kültürel hegemonya kuramında belirttiği gibi egemen sınıfların veya devlet ideolojisinin toplum nezdinde rıza üreterek kalıcılaşmasını sağlayan temel araçlar olarak işlev görmektedir. Yapılan analizler, TRT'nin tarihsel olayları tarafsız bir şekilde sunmak yerine, devletin güncel siyasi öncelikleri ve ideolojik yönelimleri doğrultusunda seçici bir biçimde yeniden kurguladığını açıkça ortaya koymaktadır.
Louis Althusser'in ideolojik devlet aygıtları teorisi bağlamında değerlendirildiğinde, TRT'nin sadece bir eğlence veya bilgi kaynağı olmadığı, bireyleri belirli bir ideolojik çerçeve içine çağırarak onların toplumsal gerçekliği yorumlama biçimlerini şekillendirdiği görülmektedir. Özellikle Diriliş: Ertuğrul ve Payitaht: Abdülhamid gibi dizilerde kullanılan dinsel ve milliyetçi söylemler, izleyicinin zihninde devlet otoritesini kutsayan ve dış tehdit algısını pekiştiren bir dünya görüşü inşa etmektedir.
Kurumun yayın tarihindeki dönemsel dönüşüm, Türkiye'nin modernleşme ve kimlik krizlerinin de bir yansıması niteliğindedir. 1960-1990 arası dönemde kalkınmacı ve seküler bir modernleşme misyonu üstlenen TRT, 1990'larda özel kanalların rekabetiyle pazar odaklı bir stratejiye kaymış, 2000'lerden sonra ise AK Parti hükümetinin siyasi vizyonuyla uyumlu olarak neo-Osmanlıcı ve muhafazakar bir ahlak söyleminin ana taşıyıcısı konumuna gelmiştir.
Geleneksel yayıncılıktan TRT Tabii ve TRT World gibi dijital mecralara geçiş, bu hegemonik yapının sınır aşan bir nitelik kazanmasına imkân tanımıştır. Dijitalleşme süreci, algoritmik içerik önerileri ve hedef kitleye özel dağıtım yöntemleriyle devlet destekli anlatıların küresel ölçekte yayılmasını kolaylaştırırken, aynı zamanda sosyal medyanın merkezsiz yapısı sayesinde karşı-hegemonik söylemlerin de görünürlük kazanabileceği dinamik ve sürekli müzakere edilen yeni bir mücadele alanı yaratmaktadır.
Bulguların önceki araştırmalarla karşılaştırılması
Yazar, TRT'nin tarihsel yapımlarının izleyici üzerindeki etkilerini tartışırken Özmen, Er ve Ünal'ın (2014) televizyon dizilerinin tarihsel farkındalık üzerindeki olumlu etkilerine yönelik bulgularına atıfta bulunarak, bu tür yapımların izleyicilerin tarih ilgisini ve bilgisini pekiştirdiğini belirtmektedir (Çelik, 2025, s. 1).
Yazar, TRT dizilerinin yumuşak güç ve kültürel diplomasi unsuru olarak işlevini değerlendirirken Türk'ün (2024) çalışmasıyla uyumlu şekilde, bu yapımların Türk kültürünü, dilini ve tarihini küresel ölçekte tanıtmadaki etkin rolünü vurgulamaktadır (Çelik, 2025, s. 1).
Yazarların ulaştığı sonuç
TRT, kuruluşundan bu yana Türkiye'nin sosyopolitik ve kültürel dönüşümleriyle paralel olarak evrilen ve devletin hegemonik ideolojilerini yeniden üreten stratejik bir ideolojik aygıt işlevi görmektedir. Geleneksel televizyon yayıncılığından dijital platformlara geçiş süreci, kurumun hegemonik söylem üretimini ulusal sınırların ötesine taşıyarak küresel ölçekte bir yumuşak güç ve kültürel diplomasi aracına dönüştürmüştür. Bu dijital dönüşüm, veri odaklı algoritmik dağıtım mekanizmalarıyla hegemonik kontrolü daha sofistike hale getirirken, aynı zamanda sosyal medya gibi alanlarda karşı-hegemonik direnç mecralarının da önünü açmıştır (Çelik, 2025).
Literatürdeki yeri
Bu çalışma, Türkiye'deki kamu yayıncılığı pratiklerini Gramsci'nin kültürel hegemonya ve Althusser'in ideolojik devlet aygıtları kuramları çerçevesinde değerlendirerek medya sosyolojisi yazınında önemli bir boşluğu doldurmaktadır. TRT'nin tarihsel gelişimini tek kanallı dönemden günümüz dijital platformlar çağına kadar periyodik bir analize tabi tutan metin, devlet kontrolündeki medyanın toplumsal rıza üretmedeki rolünü dönemsel kırılmalarla açıklar. Çalışma, medya çalışmalarında televizyon dizilerinin sadece birer eğlence içeriği olmadığını, aksine kolektif hafızayı ve ulusal kimliği devlet ideolojisi doğrultusunda yeniden kurgulayan politik enstrümanlar olduğunu kuramsal ve söylemsel düzeyde temellendirmektedir.
Yazar, mevcut literatürdeki medya ve iktidar ilişkilerine dair tartışmaları devralarak, TRT'nin yayın politikalarındaki dönüşümü önceki çalışmaların ötesine taşımaktadır. Klasik kitle iletişim kuramcılarının (Frankfurt Okulu, Adorno ve Horkheimer) kültür endüstrisi eleştirisinden beslenen çalışma, geleneksel televizyon yayıncılığındaki hegemonik kurguyu Castells'in ağ toplumu teorisiyle birleştirerek dijital döneme uyarlamaktadır. Önceki çalışmalar genellikle televizyon döneminin ideolojik analizlerine odaklanırken, bu makale TRT Tabii ve TRT World gibi güncel dijital araçları da kapsayarak literatürdeki kuramsal çerçeveyi genişletmekte ve devletin hegemonik aygıtlarının dijitalleşme sürecindeki yeni stratejilerini tartışmaya açmaktadır.
Literatür taraması hazırlayan araştırmacılar için bu çalışma, Türkiye'de devlet-medya ilişkilerini tarihsel ve kuramsal bir süreklilik içinde inceleyen sistematik bir referans sunmaktadır. Çalışma, 1960-1990, 1990'lar ve 2000'ler sonrasına yönelik yaptığı periyodik karşılaştırmalarla, muhafazakarlık, ulusal kimlik ve neo-Osmanlıcılık gibi temaların TRT dizilerinde nasıl birer hegemonik söylem olarak inşa edildiğini adım adım göstermektedir. Ayrıca, dijitalleşmenin hegemonik süreçlere etkisini ele alarak gelecekteki araştırmaların geleneksel medyayla sınırlı kalmaması gerektiğini, dijital platformlar ve algoritmik dağıtım mekanizmalarının da analize dahil edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.