Dijital çağın beraberinde getirdiği ekran bağımlılığı ve yoğun teknoloji kullanımı, modern toplumda erken ergenlik dönemindeki bireylerin ruh sağlığı gelişimini tehdit eden en önemli çevresel faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Küresel ölçekte ergenlik dönemindeki ruhsal bozuklukların ve buna bağlı işlevsellik kayıplarının hızla artması, araştırmacıları ekran süresi gibi değiştirilebilir yaşam tarzı faktörlerinin uzun vadeli psikolojik etkilerini incelemeye sevk etmektedir. Bu bağlamda yürütülen çalışmaların büyük çoğunluğunun kesitsel yöntemlere dayanması, ekran kullanımının ruhsal semptomlara yol açıp açmadığını veya mevcut semptomların mı ekran süresini artırdığını belirlemeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca, ekran süresinin homojen bir blok olarak ele alınması ve ergenlerin sosyodemografik çeşitliliğinin göz ardı edilmesi, literatürde daha derinlemesine ve ileriye dönük analizlerin yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Bu eksiklikleri gidermeyi amaçlayan çalışmada, Amerika Birleşik Devletleri'nde yürütülen Ergen Beyin Bilişsel Gelişim (ABCD) Çalışması kapsamındaki 9.538 ergenin (başlangıçta 9-10 yaşlarında) iki yıllık takip verileri titizlikle analiz edilmiştir. Araştırmada bağımsız değişken olan ekran süresi, katılımcıların hafta içi ve hafta sonu televizyon izleme, video izleme, video oyunları oynama, mesajlaşma, görüntülü sohbet ve sosyal medya kullanımı gibi farklı modalitelerde geçirdikleri sürelerin ağırlıklı ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bağımlı değişkenler olan ruh sağlığı semptomları ise ebeveyn raporlarına dayalı Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL) aracılığıyla DSM yönelimli ölçekler üzerinden ölçülmüştür. Elde edilen veriler; yaş, cinsiyet, ırk/etnik köken, hane geliri, ebeveyn eğitim düzeyi ve çalışma merkezi gibi çok sayıda sosyodemografik değişken ile başlangıçtaki ruh sağlığı skorları kontrol edilerek karma etkili doğrusal modellerle analiz edilmiştir.
Analiz sonuçları, başlangıçtaki toplam ekran süresinin, bir ve iki yıllık takip süreçlerinde incelenen tüm DSM yönelimli ruh sağlığı semptomlarındaki (depresyon, anksiyete, somatik yakınmalar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, karşıt olma karşı gelme ve davranım bozukluğu) artışla ileriye dönük olarak anlamlı şekilde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu ilişkilerin en güçlüsü depresif semptomlar üzerinde gözlenmiş olup, görüntülü sohbet, mesajlaşma, çevrimiçi videolar ve video oyunları gibi ekran modalitelerinin depresif semptomlar üzerinde en belirgin etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Dikkat çekici bir diğer bulgu ise ırksal/etnik kökenin düzenleyici rolüdür; ekran süresinin depresif, DEHB ve karşıt olma karşı gelme semptomlarıyla olan boylamsal ilişkisinin Siyah ergenlere kıyasla Beyaz ergenlerde anlamlı derecede daha güçlü olduğu belirlenmiştir. Ekran süresi ile depresif semptomlar arasındaki bu ilişkinin, Beyaz ergenlerde Asyalı ergenlere göre de daha güçlü olduğu ortaya konmuştur.
Araştırma bulguları, ekran süresinin ergen ruh sağlığı üzerindeki etkisini açıklarken Yer Değiştirme Hipotezini kısmen doğrulamaktadır; zıra uyku ve fiziksel aktivite gibi değişkenler modele dahil edildiğinde ilişkiler hafifçe azalsa da anlamlılığını korumaktadır. Bu durum, ekran kullanımının ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin yalnızca sağlıklı faaliyetlerin yerini almasıyla açıklanamayacağını, ekran içeriğinin ve kullanım bağlamının da doğrudan psikolojik etkiler barındırabileceğini göstermektedir. Çalışmanın boylamsal yapısı ve geniş, çeşitlilik arz eden ulusal örneklemi, bulguların genellenebilirliğini artırmakta ve klinisyenlere aile temelli medya kullanım planları geliştirmede önemli kanıtlar sunmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, erken ergenlik döneminde ekran süresine yönelik müdahalelerin ve bilinçli sınırlandırmaların, ilerleyen yaşlarda gelişebilecek daha ağır psikopatolojilere karşı koruyucu bir kalkan işlevi görebileceğini literatürde güçlü bir şekilde savunmaktadır.
Araştırma Tasarımı
- Evren veya inceleme alanı
- Amerika Birleşik Devletleri genelindeki 21 farklı veri toplama merkezinden seçilen, ulusal düzeyde temsil gücüne sahip erken ergenlik dönemindeki bireyler oluşturmaktadır.
- Örneklem veya araştırma materyali
- Adolescent Brain Cognitive Development (ABCD) Çalışmasına katılan, başlangıçta 9-10 yaşlarında olan ve iki yıllık takip verileri eksiksiz sağlanan 9.538 ergen ve onların ebeveynleridir.
- Veri toplama süreci
- Ekran süresi verileri, ergenlerin altı farklı ekran modalitesindeki günlük kullanım sürelerini bildirdikleri ABCD Gençlik Ekran Süresi Anketi ile ebeveyn raporuna dayalı Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir.
- Veri analiz yöntemi
- Verilerin analizinde, başlangıç düzeyi CBCL skorları, yaş, cinsiyet, ırk/etnik köken, hanehalkı geliri ve ebeveyn eğitim durumu gibi karıştırıcı değişkenler kontrol edilerek karma etkiler regresyon analizleri uygulanmıştır.
ekran süresiruh sağlığıdepresif semptomlardavranış bozukluklarısomatik semptomlardikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuırk ve etnik kökencinsiyet
01Düzeltilmiş regresyon modelleri sonuçunda, başlangıçtaki toplam ekran süresi artışının ergenlik dönemindeki tüm CBCL DSM ölçek puanlarıyla ileriye dönük olarak anlamlı şekilde ilişkili olduğu ve bu ilişkiler arasında en yüksek katsayının depresif semptomlar üzerinde gerçekleştiği gözlenmiştir(Nagata et al., 2024, s. 5).
02Ergenlerin en çok zaman geçirdiği ekran modaliteleri arasından görüntülü konuşma, mesajlaşma, çevrimiçi video izleme ve video oyunlarının, iki yıl sonraki ebeveyn raporlu depresif semptomları yordayan en güçlü dijital etkinlikler olduğu saptanmıştır(Nagata et al., 2024).
03Ekran süresi ve ruh sağlığı semptomları arasındaki boylamsal ilişkiler ırksal/etnik kökene göre önemli ölçüde değişmektedir; toplam ekran süresinin depresif, DEHB ve karşıt olma karşı gelme belirtileriyle olan anlamlı ilişkisi Beyaz ergenlerde gözlenirken Siyah ergenlerde anlamlı bir düzeye ulaşmamıştır(Nagata et al., 2024, s. 7).
04Ergenlerin cinsiyetine göre yapılan düzenleyici etki analizlerinde, ekran süresi ile ruh sağlığı çıktıları arasındaki boylamsal ilişkilerde kız ve erkek ergenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma ya da etki değişimi tespit edilmemiştir(Nagata et al., 2024, s. 7).